HÜZÜNLÜ GÜN

38 yıllık Milliyet yaşantım bazı sıkıntılı dönemler dışında genel olarak hep mutlu, umutlu geçti. Çünkü Milliyet’i Milliyet yapan özelliklerin arasında basında güven olmanın yanı sıra iyi değil kötü günde de kenetlenmek, yani kocaman bir aile olmak da vardı. Bunu da en çok başınız dara düştüğünde ya da aile fertlerinizden birini yitirdiğinizde hissederdiniz. Hem de fazlasıyla...

İşte dün de böyle bir gündü. Birinci ölüm yıl dönümü nedeniyle gazetemizin efsane genel yayın yönetmenlerinden Doğan (Heper)ağabeyimizi anmak için Zincirlikuyu Mezarlığı’na giderken patronumuz Erdoğan Demirören’in vefat haberini aldık. İçimiz acıdı... Kısa bir durgunluk sonrasında da Erdoğan Bey’in 3 Mayıs 2011’de Milliyet’i aldığı gün “Meşale emin ellerde” diye başladığı konuşmasını anımsadık. Şöyle demişti:

“Kurum-larımızı medya sektöründe daha güzel ve ileri bir noktaya götürüp getirebilmek en büyük amacımızdır. Biz gazeteleri büyüteceğiz.”

Bu konuşmanın ardından ilk yıl ortaklıktan kaynaklanan nedenlerle sancılı geçmişti ama Erdoğan Bey’in kararlı duruşuyla onu da atlatmıştık. Tabii yine aile kenetlenmesiyle. Anımsıyorum da Erdoğan Bey o günlerde biz eskileri sık sık çağırır, Milliyet ve medyanın durumuyla ilgili sorularla sınavdan geçirirdi. Ama bu konuşmalar çok uzun sürmez, “Hadi, işinizin başına dönün” diye noktalanırdı. Biz de vedalaşırdık. Ta ki bir sonraki karşılıklı ya da telefon sınavına kadar...

Şaşkın ve üzüntülüyüz ama bir o kadar da meşalemizi sonsuza dek söndürmemeye kararlıyız. Hepimizin başı sağ olsun...

Sosyal medya coşkulu sokak sakin

Yurt dışındaki vatandaşlar oylarını kullanmaya başladı. 15 gün sonra yurt içindeki 59 bin milyon seçmen de sandığa gidecek ama ülkede kiminle konuşsan, “Seçim havası yok” diyor. Yani adayların ülkenin dört bir yanını dolaşmasına, konuştukları meydanların dolmasına ve ekranlara çıktıklarında da reytinglerin tavan yapmasına rağmen sokağa yansıyan coşku, heyecan pek yok. Bunun bazılarının dediği gibi sadece ramazan ayından kaynaklanan bir durum olmadığı da çok net. Çünkü geçmiş yıllarda aynı günlere denk gelen ve kampanya süreci oldukça coşkulu geçen örneklerini de yaşadık. Dolayısıyla da “Nerede o eski seçimler” moduna girmiş durumdayız. Özellikle de 10-15 yıl öncesi ve daha da eskileri bilenler açısından. Peki, ne değişti de seçmen ve siyasetçi havaya giremedi, neden sokaklar seçim havasını yansıtmıyor? Yanıt basit:

Son yıllarda Türkiye seçimden yoruldu. Tüm partiler, teşkilatlar, bıkkın. Evet, siyasetçiler erken seçim, olabilir diyordu ama sokaktaki insanın gündeminde böyle bir şey yoktu. Birdenbire geldi ve her şey çok hızlı gelişti. O nedenle de sokağa fazla yansımadı. Kaldı ki vatandaş siyasete bulaşmak istemiyor, birinin mitingine gitse, konuşmasını dinlese, yaftalanıyor, onun için de uzak duruyor. Ben işimi sandıkta görürüm diye düşünüyor.

Eskiden mitingler, kapı kapı çalışmalar çok önemliydi. Şimdi herkesin elinde bir akıllı telefon, yani canlı yayın aracı var. Sokaklarda bilboardlar, afişler, esnaf ve ev ziyaretleri eskisi kadar önem arz etmiyor.