İdlib’in ‘derin’ karanlığı

İdlib’de Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde üç askerimizin şehit edilmesi bölgedeki “derin” tehdit ve riskleri bir kez daha çok net ortaya koydu. Hele de TSK’ya yönelik saldırıyı sosyal medyada bir bildiri ile üstlenen DAEŞ bağlantılı denilen Ebu Bekir Sıddık’ın Yardımcıları Seriyyesi adlı cihatçı örgütün gizemi dikkate alındığında. Çünkü bu örgütün adını ilk kez Ağustos 2020’de Türkiye’nin Gözlem Gücü’ne yaptığı saldırı ile duyduk, bugüne kadar TSK’ya karşı yaptıklarının dışında ne Şam güçlerine ne Ruslara ne de İran’ın bölgede bulunan milislerine karşı eylemi de olmadı. Dolayısıyla akla ilk gelen de Türk askerini hedefe koyanlar, koyduranlar kim sorusu. Evet örgütün kendince Türkiye’yi NATO üyesi olduğu için Haçlılarla iş birliği yapan bir ülke olarak görme gibi saçma sapan bir gerekçesi var ama bu tam anlamıyla yersen durumu...Onun için de asıl olan görüntü değil, arkasındaki güç...Bu teröristleri kimin kullandığı ve amacı...Bu bağlamda da olayın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Türkiye’nin İdlib’deki terörist gruplara ilişkin anlaşmaları uygulamadığı yolundaki eleştirilerinden sonra meydana gelmesi olağan şüpheliler sıralamasında Rusya ve Suriye’yi başlara koysa da yelpazeyi daha geniş tutmakta yarar var. Özellikle de “küçük Afganistan’a dönüştü’ diye nitelendirilen İdlib’deki radikal gruplarla ABD’nin bağlantıları ve onları nasıl kullandığı gerçeği ortadayken. Yani İdlib labirentinde oyun içinde oyun söz konusu. Şöyle ki; İdlib’de sahada güç bulunduran ülkeler dışında Suriye Milli Ordusu, HTŞ ve El Kaide, DAEŞ türevi 15-16 tane terör örgütü, İran milisleri gibi çok sayıda silahlı devlet dışı aktörler de var. Kafkasya, Türk cumhuriyetleri, Asya, Afrika ve Avrupa’dan cihatçılık idealiyle Suriye’ye akan yabancı savaşçıların tamamı da şu an İdlib’de... Bölgede 25-30 bin civarında da bir terör örgütü mensubu olduğu değerlendiriliyor. Dahası İdlib CIA, MOSSAD, FSB (eski adıyla KGB) başta olmak üzere MI-6, SAVAMA, El Muhaberat, Rus, Fransız, Alman ve Suudi Arabistan istihbarat servislerinin bir anlamda laboratuvarına dönmüş durumda. Yani bölgenin özelliği provokatör aktörlerin her türlü provokasyonu yapabilecek durumda olmaları ve vekiller üzerinden aslında ülkelerin savaş hali. O nedenle de farklı yönlerden provokatif faaliyetler olasılığı söz konusu ve bunun kim tarafından yaptırıldığını kestirmek de zor. Mesela eğer Türkiye’yi sıcak çatışma içine çekmek istiyorlarsa ki Rusya ABD ile Türkiye’yi çatıştırmak ister her zaman için. İran’da ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek ister ve Türkiye’yi meselenin içine çekmek için provokatif hareketler yapabilir. Tabii ABD’nin de Astana ve Soçi süreçlerini baltalamak, Türkiye, Rusya, ilişkilerini bozmak için provokatif hareketleri gizli servisi CIA vasıtasıyla veya cihatçılar ya da başka terör gruplarıyla her zaman yapması mümkün. Yani dost görünen ya da masada barışçıl çözüm arayışı havası veren ülkeler “derin” hamlelerle Türkiye’yi bir anda zora sokabilir. Hem sıcak çatışma ortamına çekmek hem de yeni bir göç dalgası olasılığı anlamında.

Nitekim İdlib’de Rusya’nın artan hava saldırıları ve buna bağlı yaşanan son gelişmelerde bunu doğrular görüntüde. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Türkiye’yi, Milli Savunma Bakanı Akar da Rusya’yı, karşılıklı olarak mutabakata uymamakla suçluyor.

Esad’ın Kremlin’i ziyaretinde Putin’in “Suriye’de en büyük sorun yabancı güçlerin varlığı” sözleriyle isim vermeden Türkiye’yi eleştirdiği yorumları da yapılıyor. Yani olaylar en başından beri İdlib’i, Türkiye-Rusya ilişkilerini bozma potansiyeli taşıyan yer olarak gören ABD’nin istediği yönde gelişiyor.

Özetle; İdlib’deki tehlikeli sıcak çatışma ortamı yoğun diplomasi trafiğine rağmen yükselen bir ivme içinde tırmanmaya devam ediyor. Çünkü Esad durmuyor, daha doğrusu Putin dur demiyor. Aksine politik manevralarla zamana oynayarak daha fazla alan kazanması konusunda Esad’ı cesaretlendiriyor. ABD’nin Türkiye’den yanaymış gibi havası da gerilimi tetikliyor. Dolayısıyla dikkatler ay sonunda Soçi’deki Erdoğan-Putin buluşmasına odaklanmış durumda...Tabii o güne kvadar farklı yeni bir gelişme yaşanmazsa... Ya da İdlib’deki provokatör aktörler devreye girmezse…