İki yüzlü AB’ye insanlık dersleri

Tüm sınırlarda Türkiye’den ayrılmak isteyen kaçak göçmenlere müdahale etmeme prensibi uygulanırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla hayati tehlike taşıyan deniz geçişlerine izin verilmiyor. Bu bağlamda da Sahil Güvenlik birimleri denizden geçişleri, Jandarma ve Emniyet birimleri ise karadan denize çıkışları engellemek için olağan zamandan çok daha fazla gayret sarf ediyor. Çünkü kaçak göçmenler, Yunan karasularına girdikleri anda Yunan Sahil Güvenlik unsurları tarafından Türk karasularına doğru geri itilerek, motorları bozularak, alınarak ya da botları patlatılarak denizin ortasında çaresiz durumda bırakılıyor. Yani insan haklarını ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayarak karadan kapısına dayanan göçmenleri döven, soyan, öldüren Yunanistan, denizde de bebekleri, kadınları da acımasızca ölüme terk ediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin yine nasıl zor bir görev üstlendiği ve nasıl bir fedakârlık yaptığını irdelemekte yarar var. Hele de 2015’de yine Yunanistan’ın bu insanlık dışı tavrıyla denizde yaşanan faciaları, ölümleri ve tüm dünyayı derinden etkileyen Aylan Bebek görüntülerini anımsadığımızda. Ki o günlerde Ege Denizi’nde özellikle de Anadolu ile Midilli Adası arasında kalan Müsellim Boğazı’nda her gün ölümle-yaşam çizgisi arasında yaşanan bu gelgite bizde fotoğraf editörümüz Bünyamin Aygün ile birlikte tanık olmuştuk. Ayvacık’tan Midilli’ye doğru bata çıka ilerleyen ve her birinin içinde yüze yakın insan bulunan lastik botlar önce anonslarla uyarılıyor, sonra da manevralarla önleri kesilerek mülteciler iknaya çalışılıyordu. Sonra da önce çocuk ve kadınlar olmak üzere bütün mülteciler tek tek Sahil Güvenlik botlarına alınıyordu. Ancak bu hiç de kolay olmuyor, aksine riskler de içeriyordu. Bunları da 18 Kasım 2015 tarihli Milliyet’te şöyle aktarmıştık:

Yanlış bir hareket ya da aşırı dalgalanmada lastik botun alabora olması söz konusu. Dahası karşıya geçmeyi kendileri için kurtuluş olarak gören bu insanlar durmaya hiç niyetli değil, sonuna kadar direniyorlar. Sahil Güvenlik ekiplerini durdurmak için erkekler bağırıyor, kadınlar ağlıyor, Aylan bebekler havaya kaldırılıp, denize atılmakla tehdit ediliyor. Yani oldukça riskli, vicdanları yaralayan ve sabır isteyen bir müdahale. Ve bu yaşananlardan etkilenmemek mümkün değil...

İki yüzlü AB’ye insanlık dersleri

Yani sen engellemek için ne kadar mücadele edersen et, mültecinin kafasında bir hedef ülke varsa ki o da belli Almanya ya da Fransa bu insanları durdurmak zor. Nitekim her zaman bir geçiş oldu, oluyor ama Türkiye’nin bu kararlı mücadelesi, fedakârlığıyla 2015-2016’dan bu yana deniz geçişleri ve ölümlerde istatistiki olarak bakıldığında çok önemli azalmalar görüldü. Eğer bugün Ege sularında karadaki gibi mülteci akını yaşanmıyor ve yeni Aylan Bebek görüntüleri olmuyorsa da bu tamamen Türkiye’nin kararlılığı ve hassasiyetinden kaynaklanıyor… O nedenle de AB ülkelerinin artık bu gerçeği anlayarak Türkiye’ye destek olması da doğrudan kendilerini ilgilendiren bir durum. Bu konuda yapılacaklar, yapacakları da belli. Örneğin; İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi(İGAM) Başkanı Metin Çorabatır (eski BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Dış İlişkiler Sözcüsü) diyor ki:   “Herkes duvar örerek kendimi koruyorum diyemez diyemiyor. Onun için de zaten AB siyasi olarak, ekonomik olarak sallanıyor, bu göç tehdidi de onlar açısından büyük sıkıntı. AB’nin gücünü dikkate aldığımızda fedakârlık yapacaklar yapmaları lazım. Belki Türkiye’ye 6 -10 milyar euroluk yeni bir paket vermeliler yine belli miktarda insanı Avrupa’ya almalılar. İdlib’den gelişi engelleyecek güvenli bölge konusunda Türkiye’ye destek olmalılar. Rusya, Esad’ın saldırılarına karşı da Türkiye’nin yanında durmalılar. Türkiye büyük bir yük taşıyor ve daha çok işbirliği daha çok yük paylaşımı istiyor, bunları bir an evvel yapın diyor. Çünkü bu hiçbir ülkenin kendi başına çözeceği bir sorun değil...”

Özetle; Göçü engellemek yerine göçmeni durdurmaya odaklanan AB’nin artık Türkiye’nin mültecilerin barınacağı bir tampon bölge değil Avrupa’nın güney sınırı olduğunu anlaması şart. Ona göre de insanların canı ve geleceği için sahada askeri müdahale dâhil her türlü fedakârlığı yapan Türkiye’nin yanında durması gerekiyor...