İstihbarat mücadelesinde yeni boyut etki ajanlığı

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda en çok tartışılan istihbarat faaliyetleri arasında etki ajanlığı da var. Yani sizin içinizden ya da sizden gibi görünen ama aslında karşı tarafa hizmet edip sizi arkadan vurmaya çalışanların yürüttüğü psikolojik algı operasyonları. Çünkü bunlar siyasetten iş dünyasına, hukuktan sanat camiasına, medyadan akademisyenlere veya sivil toplum örgütlerine kadar hemen her yerde varlar. Ve bağlı oldukları istihbarat servisleri ya da uluslararası şirketlerden gelen emirle istenilen algıyı oluşturup, gerekli propagandayı yapıyorlar. Onun için de istihbaratçıların anlatımıyla “derin” faaliyetlerde esas tehlikeli olanlar “klasik istihbarat ajanları” değil, hemen her yere sızan veya devşirilen bu gibi etki ajanları. Özellikle de hedef ülke ve toplumda yarattığı tahribatlar dikkate alındığında. Ki bu bağlamda Türkiye’de siyasetten ekonomiye ve sosyal yaşama dönük fazlasıyla etki faaliyeti iddiası ve tartışması var. Hatta savcılık iddianamelerine yansıyan örnekler de söz konusu. Dolayısıyla, hem istihbarat dünyasındaki değişimi hem de ülkemize yansımaları ve faaliyetlerini irdelemekte yarar var. Geçmişte kritik görevlerde bulunan eski istihbaratçı Metin Ersöz anlatıyor:

“İstihbaratta Hitler’e kadar olan birinci dönem hanedan istihbaratlarıydı. Bunların önceliği hanedanı korumaktı, halka hizmet etmek değildi. 2. Dünya Savaşı ile soğuk savaş dönemini kapsayan ikinci dönem ulusal istihbarat teşkilatlarının güçlendiği süreç. 3. dönem ise 1990’dan sonraki yeni dünya düzeni ve süreçte çok ciddi değişen istihbarat faaliyetleri. Mesela ne oldu? Rusya’daki Yahudiler ile batıdaki Yahudilerin çok entegre çalıştığını biz 1990’lardan sonra algılayabildik. Öyle bir derin ilişkilere girmişler ki bunların etkisiyle ve ABD ile İsrail’in kontrolüyle özel bağlantılar ve özel sistemler geliştirildi. Bunlar para piyasalarına hâkim oldular. 1990 sonrası teknolojik gelişmeler de çok etkili. Bildiğiniz beş şirket Apple, Microsoft, Amazon, Google’ın çatı şirketi Alphabet, Facebook; bunlar öyle bir veri altyapısı geliştirdiler ki dünyadaki hiçbir ulusal istihbarat şirketinin ulaşamayacağı gibi bir taban oluşturdular. Yani bunların istihbarat altyapısı ne ABD’de ne Rusya’da ne de Çin’de var.”

Bu ne anlama geliyor?

“Müthiş bir altyapı. Hepimizin bilgileri bunlar için ulaşılabilir oldu. Bunu fark eden özellikle CIA, MOSSAD ya da diğer servislerin içindeki uzmanlar emekli olduktan veya kendi istihbarat teşkilatlarından ayrıldıktan sonra bu veri tabanına ulaşıp hedefledikleri kişilerin bilgilerini kullanmaya ve satmaya başladılar. Bunu da Suudi Arabistan, BAE, Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan üzerinden yaptılar. Böyle bir özel istihbarat dünyası gelişti ve bugün o kadar güçlü ki devletleri, ABD’yi bile kontrol edebilecek hale geldi. Sonuç itibarıyla, bugün dünyayı kontrol eden 147 tane holding var ve bunlara bağlı 3 bin tane şirket var. Beş teknoloji şirketiyle de uzlaştılar, onların veri tabanından da yararlanıyorlar. Bunlar dünya siyasetini ve ekonomisini yönlendiriyorlar, yönetiyorlar. Örneğin, kredi derecelendirme kuruluşu da kredi veren de de aynı holdinglere bağlı. Hepsini yöneten bir üst aklın olduğu bir dünyada yaşıyoruz.”

Peki ya Türkiye’deki durum? Bunlar bizi nasıl etkiliyor, özellikle de bu anlamdaki etki ajanlığı faaliyetleri iddia edildiği gibi yoğun mu? Ersöz, devam ediyor:

“Türkiye mutlak kontrole girebilecek bir ülke değil ama Türkiye’de bunların kontrol etmeye çalıştığı gruplar var, siyasi partiler var. Mesela bazı siyasi partiler tamamen kontrollerinde, bunların güdümünde hareket ediyorlar. Bazı partilerin içinde de bunlara hizmet edenler var, özellikle de medya ayağını küreselcilerin adamları oluşturuyor. Yani onlar siyasi partileri kontrol etmeye çalışıyorlar, siyasi partiler de kapasitelerine göre onlarla flört ediyorlar. Yine Türkiye’de bunların ve iş birlikçi kuruluşlarının fonladığı bir sürü şirket var.”

Etki ajanlarının faaliyeti Türkiye’de yoğun yani?

“Etki ajanı faaliyetleri maalesef Türkiye’de yoğunlaştı. Mesela Türkiye’ye karşı çalışan özel istihbarat şirketlerinin arkasında üç ya da daha fazla ulus gizli servisleri de var. Parayı veriyorlar, çalıştırıyorlar. Bunlar ilk raportör olarak geldiler, üniversitelerde çalışan bazı profesörlere sayfası 100 dolardan Türkiye’nin Kürt ya da İslami hareketler ya da başka sorunlarına dönük rapor yaz dediler. Böyle böyle başladı, bundan sonra gelişti, büyüdü. AB’nin yönlendirdiği zaten çok sayıda insan geldi, Türk insanının psikolojisiyle oynadılar sürekli. Şimdi maskeleri düşmeye başladı. Sonuç itibarıyla, şu anda etki ajanlarının bağlı olduğu şirketler var. AB fonlarından beslenen şirketler veya araştırma şirketleri, bir sürü vakıf var. Bunların finansman kaynaklarını incelerseniz, raporları satarak ayakta durmaya çalıştıklarını görürsünüz. Çarpıtılmış raporlar hazırlarlar ve etki yaratmaya çalışırlar.”

Nihai hedefleri nedir?

“Bunların hepsinin bir amacı var. Şu andaki en büyük amaç Türkiye’yi kontrol edip egemen olmak ve para kazanmak. Türkiye’de bu operasyonu AB’yi ve ABD’deki Demokratları kullanarak en iyi yapan da George Soros. Açık ve net. Bugün Rusya’daki karışıklıkların arkasında da o var. Soros niye yapıyor bunları? Egemen olmak istediği partiyi iktidara getirmek, istediği grupların, şirketlerin önünü açmak, spekülasyonlarla, kontrol edilebilir kaos yaratıp buna önceden hazırlıklı şirketlerin varlıklarını artırmak. İsterseniz bu şirketlerin ismini tek tek sayarım. Şimdi Türkiye’de buna oynuyorlar. Yani amaç sisteme egemen olup Türk halkını pasifize etmek.”