SSK zor kurtulur

SSK zor kurtulur


Tunca BENGİN

     SSK'nın durumu malumunuz... Sigortalı ilgisizlikten, devlet borç batağından yakınıyor. SSK primlerinin üzerine yatan sülükler ise keyif çatıyor. Aynı görüntü Bağ - Kur için de geçerli. Ve ne acı ki; 2000'de de durum umutsuz. Anılan sosyal güvenlik kuruluşları için yeni bütçede öngörülen açık daha şimdiden 3.6 katrilyon lira!... Aynı bütçede Türkiye'nin toplam yatırımlarına ayrılan pay ise sadece 2.5 katrilyon lira. Böyle çarpıklık olur mu? Bakalım daha neler çıkacak?
       Bugüne dek, çok hükümetler değişti, bakanlar, genel müdürler geldi geçti. Hepsi de aynı yaraya parmak bastı, 'reform' dedi. Bugün ise bulunduğumuz nokta belli. Sıfıra sıfır elde var sıfır. Şimdi sıra emeklilik yasasıyla şimşekleri üzerine çeken 57. hükümetin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'da... Bakan Bey'in, konuyla ilgili bazı tespitlerini aktarıyorum:
     "SSK'nın 1998 yılında ilaca ödediği para 141 trilyon lira. Bu rakam 1999'da 240 trilyona çıkmış.
     SSK'nın prim alacakları (deprem öncesine dek) 475 trilyon lira.
     SSK 120 hastane, 527 sağlık ünitesinde görevli 7.500 doktor, 8.600 hemşire 1998 yılında 47 milyon 980 bin poliklinik hizmeti vermiş. Buna karşın 731 hastanesi, 2 binin üzerinde sağlık ünitesi, 35 bin doktor ve 37 bin hemşiresi bulunan Sağlık Bakanlığı'nın aynı dönem içerisinde verdiği poliklinik hizmeti ise 52 milyon.
     SSK'nın 1998 yılında MR çekimlerine ödediği para 1.8 trilyon lira."
       Bir yılda tüketilen ilaç paraları düşündürücü!.. Ve de özel firmalara ödenen trilyonluk MR faturaları. Hastanelere cihaz almak daha avantajlı olmaz mı? Bakanlık tespit etmiş; İstanbul'daki MR cihazı, İngiltere toplamından fazla. Ancak hepsi özel şahıs mülkiyetinde!.. Hastane çevrelerine kümelenmişler, banknot matbaası gibi para basıyorlar. Ne kıyak düzen ama!..
       Tablo ortada, hastanın durumu kritik. İlaç kar etmiyor, operasyon kaçınılmaz. Bakan Bey de 'yakında' diyor...

Utanç duvarı

     Helal olsun Vali Bey!.. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan 'halktan kopuk olmayın' diye çırpınıyor, siz Hükümet Binası'nın ana girişi ve asansörünü kendinize tahsis ediyorsunuz. Vatandaşa ise arka kapıyı gösteriyorsunuz. Neymiş efendim, güvenlik önlemi. Kolayı var; binayı hepten kapatın olsun bitsin.
       Doğrusu Kırşehir Valisi Sayın İrfan Kurucu'ya yönelik iddiaları duyunca inanamadım. Ama Kırşehir DSP milletvekili Fikret Tecer de onaylayınca 'pes' dedim. Halka karşı engeli 'Utanç duvarı' olarak yorumlayan Tecer, şöyle diyor:
     "Maalesef doğru. Bunu 17 Ekim'de Kırşehir'de düzenlenen törenlerde de dile getirdim. 'Ben bu şehirde üniversite kurulması, Şeker Fabrikası'nın tamamlanması için verdikleri sözde durmayarak Ahilik ilkelerine ters düşen siyasetçiler gördüm. Vilayetin kapılarını kapatarak Kırşehir halkını arka kapıdan içeri alan yöneticiler gördüm. Halbuki Ahi'lik kapılarını kapatan değil, ardına kadar açan insanlar olmalıdır' dedim. Ama vali bey oralı bile olmadı."
       Durumu Kırşehir'in hükümetteki temsilcisi MHP'li Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu'nun da bildiğini anlatan Tecer, devam ediyor:
     "Dün Kırşehir'deydim. Vatandaşın bir işi için vilayete gitmem gerekti. Kimliğimle ön kapıdaki polisi ikna edebilirdim. Ama halkımın yanında olmak istedim. Herkes gibi arka kapıyı ve merdivenleri kullandım. Vali Bey ise ön kapıyı ve asansörü!.."

Vay vicdansızlar

     Sevgiye o kadar ihtiyacımız var ki... Emekli Kd. Alb. Enis Komut oturdukları Oyak Ayazağa Sitesi'nde tanık oldukları köpek katliamını şiddetle kınıyor. Ve şöyle diyor:
     "Tamamen ehli ve insan dostu olarak sitemizi süsleyen köpekler bir gecede zehirlendi. Hayvancıklar kıvranarak can verdi. Oysa hepsi bakımlıydı, aşıları yapılıyordu. Çoluk - çocuk hıçkırıklara boğularak onları gömdük. Böylesine hunharca ve sinsice yapılan katliam bizleri psikolojik bunalıma soktu."


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr