Türkiye sayıyor ama; bilmiyor!..

Türkiye sayıyor ama; bilmiyor!..


       Bugün milletçe ev hapsindeyiz. Çünkü büyüklerimiz (!) 1997 yılında verdikleri ‘Bu son’ sözünü yine unuttular.
       Acaba bu kez son mu? Bir sonraki sayım on yıl sonra (süre her an değişebilir) ama; yine de umut yok. DİE Başkanı Şefik Yıldızeli, ‘Sistem ilkel ancak şartlar bunu gerektiriyor. ABD’de sayım memurunun işini hane reisi yapıyor. Eve gelen formları doldurup postayla gönderiyor. Türkiye’de 15 milyon hane var, göndersek bir milyonu geri gelmez’ diyor..

Perde arkası

       Skandalın büyüğü adreslerde... Yıldızeli, bir yıldır Türkiye’deki adreslerin güncelleştirilmeye çalışıldığını söylüyor. Bine yakın insan görev almış. Harcanan para 6 trilyon lira. Aslında bu görev belediyelere düşüyor. Ancak umurlarında bile değil. DİE’de yapmasa adresi bulamayan memur formları kafadan dolduracak. Yıldızeli, şunları söylüyor:
       "Özellikle varoşların numaralandırması yoktu. Belediye kaynak sıkıntısını bahane edip yapmamış. İlk kez çok sağlıklı bir numaralandırma sistemi var. Ayrıca ilk kez Türkiye genelinde ve 3212 belediyede bina envanteri (sayı, yaş, tip gibi) yapıldı. Kasım ayı sonunda ortaya çıkacak."
       O halde bugüne kadarki sayımların doğruluğu tartışılır?
       "1997’de seçmen kütüklerini yenilemek amacıyla 5 soruluk bir araştırma yapıldı. Apar topar olunca istatistik enstitüsü alanı tarayamadı. Eski adreslerle işlem gerçekleşti, sayılan sayıldı sayılmayan kaldı. Maalesef önemli bir miktarda nüfus değerlendirmeye giremedi."
       Bu kez adresler güncel, nüfus kâğıdı olmayanlar da sapta- namaz mı?
       "Mümkün değil. Resmi kimlik istediğiniz zaman insanlar korkuyor. Seçmen kütükleri yenilenirken denedik, Türkiye’deki nüfus sayısı birden bire düştü. Olacak iş değil, bu bir kere olmuştu o da 2. Dünya Savaşı’nda. Nedeni de erkeklerin askere alınmasıydı..."
       Sayım memuru sıkıntısı da bir başka dert. Başkan bu konuda da şöyle yakınıyor:
       "Öğretmen sürekli bana yükleniliyor diye tepki gösterdi. Üniversitelerden eleman istedik, rektörler beşer onar isim verdi. Arkadaşlarımız yurtlara gidip öğrencileri ikna etmeye çalıştı. Hatta lise son sınıf öğrencilerinden yararlandık. Ama ülkenin kaderine ait fikir sorsanız herkes kurtarıyor. Hafta sonu eğitim yapalım dedik kimse gelmedi, hafta içine karar verdik valiler kaymakamlar ‘öğrenime ara veremeyiz’ diye karşı çıktılar."
       Başkan haklı, aslında devlet gibi vatandaş da sayımı ciddiye almıyor. Angarya görüyor. Kanıtı da önceki sayımlar. Elde veri var gibi ama; güvenilir değil. Başkan Yıldızeli, ‘Çok ciddiyim Türkiye daha okuma - yazma oranını bilmiyor. Türkiye’nin genel portresini ortaya koyacak hiçbir çalışma yok. Özellikle 1990 sonraki araştırma hangi kaynağa dayalı belli değil’ diye itirafta bulunuyor. Nüfus kağıdı dahi olmayan çok sayıda insan olduğunu söylüyor. Sayıları maalesef belli değil!!!
       Ve son söz; hiç olmazsa bu kez ciddiye alalım...

İstanbul’un önü tıkalı!..

       İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, İstanbul’da yetki karmaşası yaşandığından yakınıyor. 69 milletvekilini kente sahip çıkmamakla suçlayan Yıldırım, ‘İstanbul Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a kaldı’ diyor.
       Haklı, sorunları çözmek, vatandaşla ilgilenmek öncelikle bölge milletvekillerinin görevi. Bunu biz de defalarca dile getirdik. Maalesef bir çoğundan ses çıkmadı. Son beş dönemdir parlamentoda İstanbul’u temsil eden ANAP’lı Bülent Akarcalı ise şöyle diyordu:
       "İstanbul, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlardan sorulur. Yöneticiler (Vali, Belediye Başkanı) onlarla muhatap olurlar, milletvekillerini bilgilendirmezler. İstanbul’la ilgili etkinliklerde bize haber dahi vermezler...


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr