Beşiktaş'ta pazar günü yapılan Olağanüstü Seçimli Genel Kurul'da Hüseyin Yücel'i büyük farkla geride bırakan Serdal Adalı başkanlık koltuğuna oturdu. Daha önce girdiği 3 seçimi kaybeden Adalı'ya bu kez icraatın başına geçmek nasip oldu.
Adalı ve yönetim kurulunu zor bir süreç bekliyor. Bu yıl içinde kulübün tam 40 milyon Euro ödeme yapması gerekiyor. Ortada 14.5 milyar TL'lik korkutan bir borç yükü var. Takımın gideri o kadar fazla ki borç sarmalından çıkamıyor. Sadece Immobile ve Rafa Silva'ya ödenen yıllık maaş toplam 12 milyon Euro. İmza parasını saymıyoruz bile. Fikret Orman'dan döneminden sonra kulübe nefes aldıracak bol akçeli oyuncu satışı da yapılmadı. İlk iş olarak kulübün borç yükünü azaltacak projelere başlanmalı.
Teknik direktör henüz netleşmedi. Yeni yönetimin ilk görüşeceği isim Sergen Yalçın. Beşiktaş'ta 2 kupa kaldıran deneyimli teknik adamın 2. kez direksiyonun başına geçmesi bekleniyor. Takım Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi'nde kepenk
Tarihinin en kaotik günlerinden geçen Beşiktaş camiası, 29 Aralık Pazar günü yeni başkanını seçmek üzere sandığa gidecek. Olağanüstü Seçimli Genel Kurul toplantısı Sinan Erdem Spor Salonu'nda yapılacak. Hüseyin Yücel ve Serdal Adalı icraatın başına geçmek için yarışacak.
Göreve gelecek başkan tabiri caizse ateşten gömlek giyecek. Zira sportif zaviyeden bakıldığında takım tam anlamıyla dibe vurmuş durumda. Kasım ayında şampiyonluk yarışına havlu atılmış, taraftarlarla futbolcuların arası açılmış. Yönetimdeki dev otorite boşluğu, sahaya fazlasıyla sirayet etmiş. Diyeti bozup kilo alan futbolcu mu isterseniz, gamsız, başı kesilmiş tavuk gibi sahada dolanan oyuncu mu isterseniz, hepsi mevcut.
Alanyaspor beraberliği sonrası oyunculardan bazıları verdiği demeçlerde saha dışında problemlerin olduğuna vurgu yaptı. Udoukhai, "Hiçbirimiz memnun değiliz, herkes mutsuz. Sorunlar var. Maçlara çıkarken kafalarımızın rahat olması gerekiyor" diyerek takımın iç sesi oldu.
Skorer'e özel açıklamalarda bulunan Beşiktaş efsane kaptanı ve eski teknik
Beşiktaş 'fetret'ten gerileme dönemine geçiş yaptı. Sahada Semih, Svensson ve Mert Günok dışındaki futbolcular gamsız ve vurdumduymaz. Formanın ağırlığının idrakine varamayan oyuncu grubu... Balık baştan kokmuş. Hasan Arat'ın onca süslü vaatten sonra bir anda paydos etmesi, meşruiyeti tartışılmaya başlanan Hüseyin Yücel'in güvenoyu almak için kulübü seçime götürmesine neden oldu.
Beşiktaş gibi asırlık çınar son iki dönem icraata gelen başkanların felaket yönetimi nedeniyle zifiri karanlık bir tünele girdi. Oyuncular arasındaki gruplaşmalar, yönetim içindeki ikilikler, Samet Aybaba-Brad Friedel anlaşmazlığı... Yenilgiler silsilesi sonucu Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi'ne havlu atıldı. Son Adana Demirspor maçı ise Beşiktaş için turnusol kağıdı oldu.
Ligde galibiyeti bulunmayan, transfer yasağı olan ve finansal problemler yaşayan son sıradaki takım karşısında sergilenen futbol bardağı taşırdı. Bol akçeli transferler yap, geçen sezonun daha da gerisine git. Gerçekten büyük yönetim mahareti!
Haklı olarak isyan eden taraftarlar,
Rezaletin son perdesi... Beşiktaş, taraftarlarına tarihinin en büyük utançlarından birini daha yaşattı. Bir takım bu kadar ruhsuz, gamsız ve vurdumduymaz olamaz. -1 puanı olan, transfer yasağı bulunan, genç oyuncularla onur mücadelesi veren Adana Demirspor'a da yenildiniz. Tarihi tersten yazdınız tebrikler!
Süper Lig'de kepenkleri çoktan indirdiniz anladık. Lakin taşıdığınız arma, Beşiktaş arması. Unuttuysanız hatırlatalım. Çoğunuza o formanın ağır geldiğini bir kez daha gördük. Artık yeter, taraftarı bu kadar üzmeye hakkınız yok. Yönetim bu sezon futbol şubesini kapatsın, siyah-beyazlı renklere gönül verenler daha fazla hayal kırıklığı yaşamasınlar!
Hele Masuaku… Beşiktaş'a gol yedirmeye doymadı. Kanadı her maçta yol geçen hanı. Savunma anlamında ligin açık ara en kötü oyuncusu. Serdar Topraktepe bu kadar sabıkalı bir oyuncuyu nasıl ilk 11'de başlatır? Aklımız almıyor. 6 numarada Musrati gibi dirençsiz, kolay ekarte edilebilen bir oyuncu olduğu sürece Beşiktaş kalesinde daha çok gol görür. Beşiktaş orta sahasını her rakip elini kolunu
İskandinav takımlarından almamız gereken çok önemli dersler var. Fiziğe dayalı, kolektif bütünlüğü maç boyu devam ettiren, taktik disiplinden bir an bile kopmayan oyun yapıları var. Norveç şampiyonu Bodo'nun kadro değeri yaklaşık 47 milyon Euro değerinde. Buna karşılık Beşiktaş'ın ise 140 milyon Euro.
Aradaki fark 100 milyon Euroya yakın. Ancak sahada sergilenen oyun ters orantılı. Oyunun 3'te 2'lik bölümünü domine eden taraf Norveç temsilcisiydi. Önde baskıyı o kadar başarılı uyguladılar ki, temsilcimiz ilk 30 dakikalık bölüm dışında kendi yarı sahasından çıkmakta oldukça zorlandı. Savunmamızdan dönen topları hep kaptılar. Bu da kalemize tehlike olarak döndü.
İlk yarım saatte Serdar Topraktepe'nin planı tıkır tıkır işledi. Ayağa paslarla rakibi kalemizden uzak tuttuk. Masuaku'nun yerine sol bekte görev yapan Bahtiyar'ın asistinde 'gizli forvet' Gedson'la öne geçtik. Savunma arkasına koşuyu Lyon deplasmanında da yapmıştı ve Beşiktaş'a zaferi getirmişti. Etkili çıktığımız kontrada Rafa Silva ile ikinci golü bulabilsek maçın hikayesi
Beşiktaş kulübü belki de tarihinin en çalkantılı ve kaotik dönemini yaşıyor. 5 maçtır galibiyete hasret kalan bir takım. Şampiyonluk yarışına geçen yıl olduğu gibi erkenden havlu attı. Başkan Hasan Arat'ın istifası sonrası direksiyona geçen Hüseyin Yücel 'güvenoyu' için kongre kararı aldı. Van Bronckhorst yüklü tazminatla gönderilip, 'nöbetçi' teknik direktör Serdar Topraktepe'ye takım emanet edildi. Oyuncuların alacakları gecikmeli olarak hesaplarına yattı. Taraftar oynanan futbol ve alınan sonuçlar nedeniyle isyan edecek noktaya geldi. Camia adeta tabiri caizse 'depresyon'a girdi. Üstelik Paulista ve Uduokhai gibi savunma göbeği tandemi de sakatlıkları nedeniyle forma giyemedi.
Fenerbahçe ise aldığı seri galibiyetler ve lider Galatasaray'ın geçen hafta Eyüpspor karşısında hesapta olmayan puan kaybı sonrası moralli ve öz güvenli olarak Dolmabahçe'ye geldi. Kadro kalitesi ve derinliği ile derbinin ağır favorisiydi.
Bu koşullardaki derbiye Fenerbahçe beklendiği gibi baskılı başladı. Dzeko'nun bireysel becerileriyle pozisyonlara
Beşiktaş icraata gelen son iki yönetimin yaptığı fahiş hataların bedelini çok ağır ödüyor. Büyük bir kaos var. 121 yıllık çınar kapkaranlık bir tünele girdi. Kulüp değirmen gibi futbolcu ve teknik direktör öğütüyor. Futbol aklı, kadro mühendisliği çok kötü. Transferlerin neredeyse yüzde 80'i tutmuyor. Çöpe giden milyonlarca Eurolar ve çığ gibi büyüyen borç...
Ahmet Nur Çebi'nin bıraktığı enkazı devralan Hasan Arat verdiği bunca vaatlerin ardından görevi bırakarak taraftarları hayal kırıklığını uğrattı. İş başı yaptığında "Beşiktaş kasım ayında şampiyonluğa havlu atmaz" diyen Arat'ın döneminde de takım yine dramatik bir biçimde zirve yarışından koptu. Beşiktaş'ı izlemek artık siyah-beyazlı taraftarlara işkence geliyor. Yönetimsel problemler o kadar büyük ve derin ki saha içine de sirayet ediyor.
Karşılıklı suçlamalar gırla. Komisyon iddiaları mide bulandırıcı... Futbolculara 20-25 gün ödeme yapılmamış. Van Bronckhorst oyunculara milli arada tam 6 gün izin vermiş.
Hasan Arat istifa etti,
Beşiktaş kapkara bir tünele girdi. Siyah-beyazlı kulübün literatüründe artık kasım ayının karşılığı hüzün... 'Fetret' döneminden, 'gerileme' dönemine geçildi. Dejavu yaşanıyor. Hikayenin kahramanları farklı olsa da yaşanan rezaletler aynı. Koskoca kulübü ne hale getirdiniz. Emeği geçenlere helal olsun!
Taraftarlar için Beşiktaş'ı izlemek işkence halini aldı. Tahammül etmek gerçekten zor. Takım ne savunma yapabiliyor, ne de hücum. İçler acısı bir durumda. İzah etmek için kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Semih, Svensson, Rafa Silva ve Gedson dışında sahaya karakter koyan oyuncu yok. Oyuncuların ekseriyetinde vurdumduymazlık ve gamsızlık müşahade ediliyor. Çoğu 'maç bitse de gitsek' havasında.
Hele ki Masauku. İnsan hayrete düşüyor... Bu adam nasıl yıllarca Premier Lig'de forma giymiş? Savunması bu kadar kötü bir oyuncu görmedim. Kanadı yol geçen hanına dönüyor. Rakiplerini devamlı içeriye buyur ediyor. Haftalardır takımına gol yedirmekten usanmadı. Maccabi karşısında ilk golde o kadar rahat çalım yedi ki