120 saat, 120 km

Bugün Türkiye için kritik ve tarihi bir gün. Hiç kuşkunuz olmasın ki, tarih kitaplarında yerini alacak bir eşik. ABD ile geçtiğimiz Perşembe günü yapılan anlaşmada belirlenen 120 saatlik süre, bugün sona eriyor. Dahası; tam da son saatler sayılırken Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Rusya lideri Putin’le Soçi’de görüşüyor. Haliyle kulaklar Rusya’dan gelecek haberde. Gözler de Türkiye-Suriye sınırında belirlenen 120 km’de.

120 saat, 120 km

Merak edilen ise şu: ABD söz verdiği gibi güvenli bölgeden YPG’yi çekebilecek mi? Dolayısıyla Barış Pınarı harekatı “es vermeye” devam edecek mi? Putin’in bu mutabakata tepkisi ne olacak? Yanıtlara geçmeden, geçtiğimiz hafta Başkan Trump’la ve onun Ankara’ya gönderdiği A takımıyla yapılan görüşmelerin perde arkasına bakalım.

İlk taslak metin

Öncelikle; üzerinde mutabık kalınan 13 maddelik mutabakat metni, ilk başta bambaşka bir haldeydi. Başkan Trump’ın onayından geçen ilk taslak metni, önce Çarşamba günü Ankara’ya gelen Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a verdi. Metinde mealen “Ateşkes yapılsın, Türkiye’nin güvenlik kaygıları da gözetilecektir” yazıyordu. Yani sadece ABD’nin istediğini almasına odaklı bir metindi.

Kalın, bu müzakere kağıdının kabul edilemez olduğunu söyleyerek Ankara’nın 4 kilit talebini dile getirdi: YPG güvenli bölgeden çekilsin, ağır silahlar toplansın, tahkimatlar kaldırılsın ve Türkiye’ye uygulanan yaptırımlar kalksın.

O’Brien, ertesi sabah (Perşembe) Ankara’ya varan Trump’ın A takımıyla bir araya geldi. Yani Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile. Bu heyet Kalın’ın ilettiği taleplere göre taslak üzerinde yeniden çalıştı. Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanlığı da Bakan Mevlüt Çavuşoğlu liderliğinde bir anlaşma metni hazırladı. O gün içinde Erdoğan’ın ve Trump’ın A takımları Külliye’de buluştuklarında, işte bu metin müzakere edildi. Son halini ise, toplantının hemen ardından yapılan Erdoğan-Pence görüşmesinde aldı. Bizlere duyurulan 13 maddelik anlaşma, işte böyle ortaya çıktı.

Neden 120 saat?

Toplantılara katılan üst düzey bir yetkiliden öğrendiğime göre, YPG’nin bölgeden çekilmesi için verilen 120 saatlik süreyi bizzat Erdoğan tayin etti. Şöyle ki: Heyetlerin toplantısı sırasında James Jeffrey sık sık odadan çıkıp YPG ile görüştü. Örgütün bölgeden ne kadar sürede çıkacağını belirlemeye çalıştı. İşte bu meselede son noktayı Erdoğan koydu. Bugünkü Soçi görüşmesinin bu 120 saatlik sürenin sonuna denk geliyor olması, hiç kuşkusuz bu kararında etkili oldu. Zaten öğrendiğime göre Erdoğan Pence’e bizzat, Putin’le görüşmesinin güvenli bölge açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

Gelelim 120 km’ye… Bu mesafe Tel Abyad ve Resulayn arasındaki Türkiye-Suriye sınırını kapsıyor. Oysaki Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar uzanan ve YPG kontrolünde olan bölge çok daha uzun, 440 km. Sağlanan anlaşmanın bunun hepsini kapsamamasının sebebi, içinde Rusya’nın ve Şam rejiminin kontrolünde olan yerlerin de olması. Yoksa Ankara’nın hedefi, zaman içinde tüm bu sınır hattının temizlenmesi. Dolayısıyla önümüzde daha çok sayıda mutabakat olacağı aşikar.

120 saat, 120 km

Yeni Dönem: Rusya

Şimdi bundan sonrasına bakalım. İlk soru: Barış Pınarı harekatı yarın kaldığı yerden devam edecek mi? Görüştüğüm üst düzey yetkili, şu an YPG’nin çekilme sürecinin olumlu ilerlediğini söylüyor. Pazar akşamı telefonda yapılan görüşmede O’Brien, İbrahim Kalın’a bu bilgiyi bizzat iletmiş. Bu yüzden harekata 120 saat bittikten sonra devam edilmeyebilir. Zira çekilme bitince harekat da bitecek.

Ne var ki bu, Türkiye’nin bu bölgedeki askeri hareketliliğinin tamamen bittiği anlamına gelmiyor. Zira dediğim gibi Ankara’nın nihai hedefi, tüm sınır hattının terör örgütünden temizlenmesi. İşte burada bugünkü Soçi zirvesi devreye giriyor. ABD’nin YPG’yi ve kendi askerlerini çektiği bölgeye Rusya’nın ve onun nüfuzundaki rejimin girdiğini görüyoruz. Mesela 1 küsur yıldır Ankara’nın Washington’a “YPG’yi buradan çıkarın” dediği ama sonuç alamadığı Münbiç’ten, geçen hafta bir anda ABD’nin çekildiğine ve burayı Rusya’ya bıraktığına şahit olduk. Hem de iki ülkenin genelkurmay başkanları görüştükten hemen sonra.

***

Dolayısıyla yeni bir döneme giriyoruz. Belli ki Trump Erdoğan’ın kararlığını ve uğraşmanın bir sonuç vermeyeceğini anladı; Türkiye-Suriye sınırını ve buradaki YPG’lilerin korunmasını Rusya’ya bırakmaya karar verdi. Bu da bundan böyle sınırda asıl komşumuzun Rusya olacağının ve ikili ilişkilerde yeni ve çetin bir sürece girildiğinin göstergesi. Bugüne kadar Ankara-Moskova arasındaki “nahoş” meseleler, artık su yüzüne çıkacak. Bunun başında da Rusya’nın bugüne kadar zaman zaman kullandığı YPG kartı gelecek.

Tam da bu yüzden bugün Erdoğan Putin’den, öncelikle örgütün (güvenli bölge dışında kalan) Kobani, Menbiç, Tel Rıfat ve Kamışlı’dan temizleneceğini garanti etmesini isteyecek. Bir diğer deyişle, YPG orada kaldığı sürece “ABD yerine Rus bayrağının gelmesini” kabul etmeyeceğini vurgulayacak.

Muhalifler

Bugün Soçi’de Erdoğan’ın Putin’le görüşeceği 2. mesele de, İdlib üzerinden Suriyeli muhalifler olacak. Türkiye için asıl beka sorunu YPG olduğu için, Ankara zaten bir süredir “Eğer YPG ile mücadele edecekse, Şam rejimi onun yerine gelebilir” çizgisinde. Ancak yine de Esad rejimine dair iki çekince var. 1.si, YPG kartını babası Hafız Esad’ın yaptığı gibi Türkiye’ye karşı kullanma ihtimali.

2.si de, muhaliflere Suriye’nin siyasi sürecinde yer vermemesi. Her şeyden önce; Barış Pınarı harekatında Suriyeli muhalifler (Suriye Milli Ordusu) ön saflarda yer alıyorken, Ankara’nın rejimle masaya oturması mümkün değil. Bununla birlikte Ankara’da, Esad’la diyalog kurmanın Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmeleri hedefine de sekte vuracağı görüşü hakim.

Ancak olur da Şam rejimi bugün Soçi’de Putin üzerinden Ankara’ya Suriyeli muhaliflerin siyasi süreçte yer alacağına dair güvence verirse, bu konuda önemli bir aşama kaydedilmiş olur.

Dolayısıyla Putin’in Ankara’nın Esad rejimini muhatap alması için sık sık öne sürdüğü Adana Mutabakatı’nın (98’de Türkiye-Suriye arasında imzalanan) şu aşamada Şam ile görüşülmesi söz konusu değil. Ancak Rus liderin bunu bugün Soçi’de yine gündeme getireceği kesin.

***

Tüm bu süreçte Putin’in Türkiye-ABD anlaşmasından çok memnun olduğuna şüphe yok. Zira böylelikle hem kuzey Suriye’de nüfuzunu arttırdı. Hem Esad’ın kontrol ettiği bölgeleri genişletti. ABD ise bu sınır hattını Rusya’ya anahtar teslim yapmasına rağmen, YPG’ye desteğinden ve Suriye’deki nüfuzundan topyekun vazgeçmiyor elbette. Ülkenin güneyinde, güvenli bölgenin aşağısında YPG ile iş tutmaya devam edecektir.

Kıssadan hisse; Ankara’nın bundan sonra her iki büyük güçle tatlı-sert bir bilek güreşi yapması gerekiyor. En büyük avantajı ise, bu iki ülkenin birbiriyle olan rekabetinde kilit noktada olması.