Amerika yangın yeri

"Nefes alamıyorum."

Bunu söyleyen, ne yoğun bakımda yatan bir korona hastası ne de maskelerimizin ardında nefes almakta zorluk çeken bizler. Bunu söyleyen, beyaz bir polisin ayakları altında can verirken ağzından son söz olarak bunlar çıkan bir siyahi.

Evet, yaşadığımız tam anlamıyla “pandemi içinde pandemi”. Koronavirüs içinde ırkçılık virüsü. Ama bu ikinci virüs, Kovid-19 gibi yeni değil. Yüz yıllardır sarıyor dünyayı. George Floyd da Amerikan polisinin öldürdüğü ilk siyahi değil. Ancak ne tesadüftür ki tam da ABD’de 100 binden fazla insanı öldüren, dünya üzerinde 5 milyon insanın ciğerine yerleşip onlara “Nefes alamıyorum” dedirten salgının ortasında bir siyahi son sözü olarak “Nefes alamıyorum” dedi.

Yokuş aşağı

Acaba bu yüzden de mi çok daha fazla empati kurabildi geniş kitleler bu sefer? Bu nedenle mi kanlarına daha çok dokundu bu katliam? Kim bilir. Ama bildiğimiz bir şey var, o da nerde durduğumuz.

Irkçılık, ABD’nin 100 yıllık hastalığı. Sivil haklar mücadelesinin sembolü olan, 1968’de ABD’nin Memhpis şehrinde öldürülen Martin Luther King “Bir Hayalim Var” sloganıyla tüm dünyada tanınmıştı. Beyaz-siyah ayrımının yapılmadığı bir dünya hayal ediyordu. Sonra yine bu mücadelenin simgelerinden olan Amerikalı efsanevi boksör Muhammed Ali, “Bana alışın” cümlesiyle tanındı yerkürede. George Floyd da “Nefes alamıyorum” sözüyle tarihte yerini alacak mutlaka.

Geldiğimiz nokta işte bu. Siyahilerin “bir hayali vardı”. Olmadı. Sonra bari “Bize alışın” dediler. O da olmadı. Alışamadık. Şimdi “Nefes alamıyorum” diyorlar. Yani insanoğlu bırakın bir siyahiye hayal kurma hakkı vermeyi, şu an nefes bile aldırtmıyor demek ki. Yokuş aşağı gitmişiz bu sınavda.

*

Zaten rakamlar da bunu ortaya koyuyor. Korona en çok siyahileri vurmuş Amerika’da. Gelirde ve sağlık hizmetlerine erişimdeki büyük eşitsizlik nedeniyle Afrikalı-Amerikalılar arasında ölüm vakaları beyazlara göre çok daha fazla. Hatta buna “Beyaz Amerikalı virüse yakalandığında, siyah Amerikalı ölür” diyorlar.

Yüz yıllık ayrım

Gerçekten zihniyet değişmedikçe, hiçbir şey değişmiyor. İstediği kadar Amerikan anayasasında “Herkes eşittir” yazsın; ayrımcılığa karşı istediğiniz kadar yasa ve yaptırım koyun; istediğiniz kadar ABD için “burası tam bir eritme potası” (melting pot) deyin... Bir yere kadar. İnsanın bilinci yükselmedikçe, o virüs her fırsatta yeniden yüzeye sızıyor.

Hatırlarsanız Nisan 2015’te de ABD’nin Baltimore şehrinde siyahi genç Freddie Gray gözaltında öldürülmüştü. Sonrasında da ABD yine yangın yerine dönmüştü. Bu vakalar silsilesi, dediğim gibi ABD’de yüz yıldır var. Luther King’in öldürüldüğü Memphis şehrini 2009’da ziyaret ettiğimde karşılaştığım gerçek beni şok etmişti. Nüfusun yüzde 63’ü siyahi olan Memphis’teki siyah-beyaz çatışması, King’in hayatını kaybettiği yıldan farklı değildi.

Beyazlar ve siyahlar ayrı mahallelerde oturuyorlardı. Şehir resmen ikiye ayrılmıştı. Dahası, üst gelir grubundan bir siyahi bile “beyaz bir mahalle”ye taşındığında, mahalleliye önceden haber verip bir nevi izin istiyordu. Sebebi de şu: Bir siyahi taşındıktan sonra o mahalledeki emlak değerleri düşmeye başlıyor ve akabinde birkaç siyahi daha geliyor. Beyazlar da yavaş yavaş orayı terk ediyor. Tam tersi de geçerli: Beyazlar siyahi bir mahalleye taşınınca, emlak değerleri yükseliyor. Bu sefer siyahiler yükselen kiraları karşılayamadıkları için, gitmek zorunda kalıyorlar.

İnsan derisinin renginin emlak değerlerini sarsma hızına şapka çıkarılır!

Mesele sistemsel

Mesele sadece tabanda değil. Tavandan tabana sistem bu ruhu yayıyor. Stanford Üniversitesi’nin son araştırmasına göre, ABD genelinde gözaltında hayatını kaybeden siyahilerin sayısı beyazlara göre 5 kat daha fazla. Yargı da aynı durumda. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’ne göre (ACLU) ABD’de siyahiler nüfusun sadece yüzde 12’si iken, tutukluların yüzde 40’ı siyahi.

Dahası, 2015’te Gray’in ölümünde ilk kez böyle bir vakadan dolayı polisler hakkında soruşturma açılmıştı. Bu da o dönem Barack Obama’nın Başkan olmasına bağlanmıştı. Elbette siyasi iklim önemli. Benzer şekilde bugün olanlar da Trump’ın başkanlığı sırasında sergilediği ırkçı tavra bağlanıyor.

Ancak! Yine de işler hiç de göründüğü gibi değil. Gray’in ölümünden sonra, “Obama Hindistan cevizi çıktı. Yani dışı siyah, içi beyaz” diyenler çok olmuştu. Göstericilere “yağmacı” demesi ve dengeleri korumaya çalışması, siyahiler arasında büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. “Obamacı” CNN kanalı başta olmak üzere Amerikan medyası, taraflı yayın yaparak polisin 24 saat propaganda merkezi haline gelmişti.

Yeni normal

George Floyd’un ölümünün tam pandeminin ortasında gerçekleşmesi, “öteki”ne nefes aldırmadığımız sürece virüslerin de dünyaya nefes aldırmayacağı anlamına geliyor olmasın sakın? Yoksa şu an dünya bizi sadece korona için değil, ırkçılık için de mi “yeni normal”e zorluyor? “Hepiniz aynı gemidesiniz” derken, tam da bunu kastediyor olmasın sakın?