Avrupa köprüsü

Uzun bir aradan sonra pazartesi günü Avrupa Birliği (AB) ile yapılan en üst düzeydeki zirveye kim derdi ki Suriyeli mülteciler vesile olacak. Onların göç yolculukları Türkiye’nin Avrupa yolculuğuyla özdeşleşecek, Türkiye’nin Avrupa kaderi onların kaderini belirleyecek... Ama oldu işte.

Normalleşme

Aslında geçtiğimiz hafta Ankara’dan gelen zirve talebi ve akabinde bir haftadan kısa bir süre içinde bunun apar topar düzenlenmesi Avrupa’da büyük şaşkınlık yarattı. Zira daha iki hafta önce Türkiye’nin sınır kontrolünü askıya almasıyla mültecilerin Yunanistan sınırına dayanması iki taraf arasında zaten sorunlu olan- ilişkiyi iyice dibe vurdurmuştu. Bu adımla Ankara’nın asıl amacı AB’nin dayanışmasını sağlamakken, aksi tepkiyle karşılaşmıştı. Birlik’in ilk tepkisi, Atina’nın takındığı gayri insani tutuma rağmen Yunanistan’a destek çıkmak oldu. AB Dış İlişkiler Konseyi’nin geçtiğimiz cuma günü yayımladığı raporda, bu dayanışmanın ne kadar kuvvetli olduğu açıkça görülüyor.

Ne var ki tam da bu ortamda bir hafta önce AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in Ankara’ya gelmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB ile zirve düzenlenmesini talep etmesi, yokuş aşağı giden gerilim ortamını bir anda tersine çevirdi. Gerginlik kontrol altına alındı ve pazartesi günkü görüşmelerle yeni bir başlangıç yapıldı. İki taraf da iyi niyet beyan ederek yapıcı bir tavır takındı.

Aslında bu ani zirve talebinin arkasında sadece Ankara’nın omuzlarında hissettiği mülteci krizi yoktu elbette. Rusya ile İdlib üzerinden gerilen ilişkiler de Avrupa ile temas arayışında çok etkili oldu şüphesiz. Moskova ile Batı arasında götürülmeye çalışılan denge politikasında sırada Batı ayağının güçlendirilmesi var belli ki. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde ABD ve Avrupa ile iş birliği arayışının artacağı kesin.

Yeni söylem


Bu zirvenin zaten bir “sonuç zirvesi” olması ise beklenmiyordu. Hedef, o istenen sonuçlara götürecek kararların alınmasıydı. EDAM (Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi) Başkanı Sinan Ülgen, “Sonuca ulaşılabilmesi için, AB’nin önce o konuyu kendi içinde müzakere etmesi gerekiyor. Yani zaten pazartesi günü belli kararların alınması beklenmiyordu” diyor. Nitekim öyle de oldu. Getirisi ise, raydan çıkmış olan ilişkiyi yeniden rayına sokmak oldu. Ülgen, iki taraftan yapılan iyi niyet beyanının ve müzakerelere geri dönülmesinin başlı başına önemli bir gelişme olduğu görüşünde.

Yalnız önemli bir uyarısı da var. Atılan bu adımlara ve onarılan zemine, Ankara’nın AB’den gelen fonlarla ilgili kullandığı olumsuz söylemin çok zarar verdiği görüşünde. Kastettiği, Birlik’in Mart 2016’da sağlanan mutabakat çerçevesinde mülteciler için vermeyi taahhüt ettiği 6 milyar euro. Malum, Ankara bu ödemenin yapılmadığını sık sık vurguluyor. Ülgen, “Doğru, AB henüz bu miktarın sadece yüzde 53’ünü fiilen ödedi. Ancak miktarın hepsini önümüzdeki aylarda ödemek üzere bağladı. Yani bu ödemediği anlamına gelmiyor, sadece belli bir zaman dilimine bağladı” diyor. Ankara’nın söylemini değiştirmesinin müzakerelere son derece olumlu yansıyacağına inanıyor.

Bununla birlikte, AB’nin henüz 2020 sonrası için finansal bir paket hazırlamamış olmasının da önemli bir eksiklik olduğunu ekliyor. Zira 2016’da sözünü

verdiği 6 milyarlık fon bu yıl bitiyor.

NATO desteği

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pazartesi günü NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yaptığı görüşme de en az Avrupa süreci kadar önemli. Her şeyden önce, NATO Türkiye’yi Batı’ya bağlayan en önemli, sağlam ve kurumsal köprü. Rusya’ya karşı ve bölgedeki denklemde de Türkiye’nin elini en çok güçlendiren kart. Hele ki sınır boyunca uzanan terör koridoru ve göç baskısı düşünüldüğünde.

Bu süreçte NATO’nun Türkiye’nin sınır güvenliğini artırma ve hava sahasını güçlendirmeye yönelik vereceği destek son derece kritik. Nasıl ki Baltık ülkelerinde Rusya’ya karşı uçaklarını konuşlandırdıysa, Türkiye sınırında da aynı adımı atabilir. Bu da Türkiye’nin bölgedeki caydırıcılığını çok daha artırır. Aynı şekilde, “durumsal farkındalık” (situational awareness) denilen istihbarat-bilgi paylaşımını artırma yoluna da gidebilir.

Batı-Rusya tahterevallisinde şimdi Avrupa-NATO ayağını güçlendirme vakti.