Çöküş değil, doğuş

Şu an olan biteni anlamaktan çok uzağız sanki. Sebebi de hâlâ o eski, alıştığımız kalıplarla bakıyor olmamız. En başından beri zannediyoruz ki bu sayılı günler geçecek ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sürekli bunun beklentisi içindeyiz.

Ama hayır, kaldığımız yerden devam etmeyeceğiz. Çünkü o kaldığımız yer yok artık. Şimdi bambaşka bir yerdeyiz. Ve ancak buradan bakarsak, olanı görebiliriz. Önümüze bakıp, yol alabiliriz.

Neredeyiz o halde?

Düşünün ki modern tarihin en büyük siyasi, ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşadığımız söyleniyor. Son 10 ayda gerçekleşen değişimi dünyanın son 200 yılda bile yaşamadığı yazılıp çiziliyor. Dönüşümün hızı o kadar büyük. Yaygınlığı ve derinliği de aynı şekilde. İşte “çöküş” denilen bu değişimden, aslında şimdi yeni bir bebek doğuyor. Yeni bir düzen, yeni ideolojiler ve yeni yaşam şekilleri. Yani yeni bizler, yeni devletler ortaya çıkıyor.

‘Önce ben’ bitti

Her şeyden önce, şurası artık kesin: Bu salgın bittiğinde kendimizi yepyeni bir eko-sistem içinde bulacağız.

Malum, dünya zaten bir patlama noktasına gelmişti. Artık aşırılıkları kaldıramıyordu, çalışmıyordu. Uzun zamandır insanlar kısa vadede elde etmek istedikleri şeyler için, uzun vadeyi feda ediyor, hatta tamamen yok sayıyorlardı. Yani doğayı ve öz kaynakları harap ediyorlardı. Bu düzen zaten böyle devam edemezdi. Bakın şimdi ne kısa vadeli çıkarı kaldı, ne uzun vadeli. Tüm planlar altüst oldu. Tüm vadeler bitti. Eski düzenin sonuna gelindi.

Hepimizin aynı gezegeni paylaştığını, salgının tüm dünyaya yayılmasıyla anlamaya başlıyoruz sanki. Bir ülkenin salgına yakalanmasının ya da ekonomisinin çökmesinin tüm yerkürede ışık hızıyla nasıl domino etkisi yarattığını görüyoruz. Meğer “Komşum batsın, ben çıkarım” deme lüksü yokmuş kimsenin. Komşun tedbir almazsa, senin aldığın önlemlerin hiçbir önemi yokmuş. Salgınının kendisi, tüm dünya birlikte hareket etmeyince pek bir yere varılamadığını gösterdi herkese.

Dolayısıyla, rekabetten çok iş birliğini, bireysellikten çok küresel ve kolektif olanı öne çıkaranların dönemine giriyoruz şimdi. Kısa vadede kendi çıkarını düşünüp uzun vadede herkese zarar verenler yavaş yavaş sistem dışında kalacak. Uzun vadede ortak çıkarları önemseyenler güçlenecek. Yani kısacası, insanı, çevreyi, başkalarını düşünen ve ön planda tutan, paylaşımcı bir sistem dayandı kapımıza. Sadece büyümeye değil, nasıl büyüdüğüne, büyümenin kalitesine ve refahın eşit dağılımına öncelik veren devletlerin, düzenlerin zamanı geldi.

Özün değeri

Bununla birlikte, bu salgında kendi ürettiği testlerle, teknolojik sistemlerle, tedavi-aşı teknikleriyle öne çıkan ülkeler başarılı oldular. Kendi kurumları ve ekonomisi güçlü olan devletler halklarına ellerini uzatabildi. Bilginin, deneyimin, teknolojinin, sağlık-eğitim gibi yaşamsal sektörlerin, yani bir devletin altyapısının ne kadar hayati olduğu ortaya çıktı. 

Ülkelerin öz kaynakları da aynı şekilde. Tarımı, hayvancılığı, toprağı güçlü olmayanlar şimdi arkada kalıyorlar. Böyle bir krizde küresel sanayi ve tedarik zincirleri durunca, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Büyümenin içini doldurmak ve refahı (kurumlara, topluma, öz kaynaklara) dağıtmak olmazsa olmazmış meğer.

Özün önemini sadece devletler anlamadı. “Öz bilgi”, yani gerçek bilgi de hak ettiği değeri sonunda buldu sanki. Vaka sayılarından tutun, bağışıklığımızı nasıl güçlendireceğimize kadar, tüm dünya insanları bilginin peşine düştüler.

En önemlisi ise, kendi özümüzün kıymetini fark etmeye itiliyoruz hepimiz. Bugüne kadar dışarıda aradıklarımızı içeride bulmaya zorlanıyoruz. Eğlenceyi, etkinlikleri, işi, eğitimi, her şeyi bugüne kadar evin dışında deneyimleyen bizler... Şimdi hepsini evin, kendimizin içinde bulmak zorundayız. Böylece belki de yavaş yavaş kendimizi dinlemeyi öğreniyoruz. Aşırı tüketimden, yalan yanlış bilgilerden ve doğal olmayan hayat biçimlerinden uzaklaştıkça, kendimize yakınlaşıyoruz. Bir dostumun deyişiyle: Maskeleri takmaya mecbur bırakılırken, asıl maskeleri düşürmeye itekleniyoruz.

Yani aslında bu pandemi geçtiğinde sistem kendini yenilemiş, güçlenmiş olacak. Ve şurası kesin ki o vakit bir virüs tüm dünyayı bu kadar kolay sarsamayacak.

Yeni dünyamız hayırlı, uğurlu olsun. Hepinize sağlıklı seneler...

DİĞER YENİ YAZILAR