İklim kanunu yolda

Hep sandık ki doğa bizden ayrı. Bizden bağımsız. Bizim dışımızda bir yerlerde.

Onu kirlettiğimizde sanki uzaklarda bir şeyleri kirlettiğimiz yanılgısına düştük hep birlikte. Havayı, ormanı, denizi pislettiğimizde sanki bizimle alakası olmayan şeyler kirlendi. Bizi hiç etkilemeyecek, yaptıklarımızın ucu bize hiç dokunmayacakmış gibi...

***

“İklim değişikliği”, “küresel ısınma” dediklerinde hep gündem dışı, ekstra, alakasız, bizden çok uzaklarda kavramlar gibi baktık karşımızdakinin ya da ekranın suratına. İklimin değişmesi, yerkürenin ısınması sanki başka yerlerde, başka zamanlarda, başka insanları etkileyecekmiş yanılgısıyla.

Doğaya hükmettiğimizi, kurduğumuz sistemle onu kontrol ettiğimizi zannettik. Uzun vadede elde etmek istediklerimiz için, kısa vadede yaktık, yıktık, yok ettik. Rant mevzubahis olunca, çevre teferruat kaldı. GSMH ve büyüme öncelikler sıralamasında en tepeye çıkınca, ormanın yakılması ve denizin kirletilmesi en aşağılarda kaldı. Daha doğrusu, kalabilir sandık.

Ama işte bir salgın geldi ve gündemin en tepesine yerleşip bizleri bir anda alaşağı etti. Öncelik verdiğimiz her şeyi en alta çekti. Gözlerimizdeki perdeyi kaldırıp, doğaya hükmedemeyeceğimizi gösterdi. Birçok bilimsel rapor da -Kovid-19 benzeri- hayvandan insana bulaşabilen hastalıkların alarm verici hızda arttığını gösteriyor. Böyle giderse, daha çok sayıda benzer virüsler ve salgınlar göreceğimiz belli.

Bir diğer deyişle, insan doğaya bu derece hükmetmeye ve onun dengesini bu derece bozmaya kalkınca, sonuç ortada: Kendi doğası da bozuluyor. Virüsü kapıp darmaduman oluyor.

Uyanış

Bu virüs gittiğinde ve maskeleri atıp özgürce nefes alabildiğimiz o gün geldiğinde ise, ciğerlerinize çektiğiniz havanın temiz olup olmadığı en önemsediğiniz mesele haline gelecek. Oturup kalkıp, içimize çektiğimiz havanın ne kadar temiz olup olmadığını tartışacağız. Egzoz dolu sokakları, klimayla ısınıp soğuyan plazaları-bankaları-alışveriş merkezlerini sorgulayacağız. Ciğerlerinizi gönül rahatlığıyla doldurabileceğimiz bir düzenin peşine düşeceğiz.

Hatta düştük bile. Bugüne kadar fasa fiso diye bakılan “küresel ısınma”, iklim değişikliği”, “çevre kirliliği” olgularına şimdi çok daha ciddiyetle bakıyoruz. Yani aslında bu pandemi, on yıldır “geliyorum” diyen ama görmemekte ısrar ettiğimiz iklim krizini bir günde gösterdi bize. Küresel ısınmanın yıllardır yol açmakta olduğu, yakın gelecekte ise çok daha sert göreceğimiz sonuçlarını salgın vesilesiyle hızlandırılmış şekilde yaşıyoruz şimdi. Bir gün zaten kirlenen hava yüzünden sokağa maskeyle çıkmak zorunda kalacaktık. Ya da iklim krizinin yol açtığı yüksek sıcaklık dalgaları, şiddetlenen seller ve kasırgalar yüzünden evlerimize kapanmak zorunda kalacaktık.

Seferberlik

Tam da bu yüzden bugün birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de acil seferberlik ilan edildi. Evvelsi gün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, düzenlediği İklim Zirvesi’nde “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planını” ve Türkiye’nin yedi bölgesine dair “Bölgesel Eylem Planlarını” açıkladı. Emine Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşen zirvede konuşan Çevre Bakanı Murat Kurum, bundan böyle tüm şehirleri “tasarruf merkezli akıllı şehir”e uyarlayacaklarını söyledi.

Buna göre, yeni inşa edilen tüm yapılarda güneş enerjisi sistemleri kurulacak; enerji savurmayan ve güçlü yalıtımı olan ekolojik binalar yapılacak; binalarda yağmur suyu toplama sistemi zorunlu hale getirilerek doğal su kaynakları korunacak. Bakanlık, iklim dostu yatırımları ve temiz üretim teknolojilerine yatırım yapan tesisleri de destekleyecek. Hedef, 2023’te binalarda kullanılan fosil yakıtların %25 oranında azalması ve Türkiye’de sera gazı emisyonlarının 2030’da % 21’e kadar düşmesi.

Çevre Bakanlığı bu seferberlik ruhunu canlı tutmak için ise Meclis’e acilen “İklim Kanunu” çıkarma çağrısında bulunuyor.

***

Hakikaten bu salgın vesilesiyle güzel şeyler de oluyor. Dünya tarihinde ilk kez tüm insanların maskelerin ardında nefes almaya çalışması, bir şeyleri fark ettirmiş görünüyor. Kendi nefesimizin her şeyden önemli hale geldiği yeni bir gündeyiz. Çok şükür.