İşte bu yüzyılın hikâyesi

Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti, cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

 

Demiş Hz. Mevlana.

Hakikaten o günü okuyabilmek ve kendini o güne uyarlamak gerekiyor. Zamana uyum sağlayan ayakta kalıyor. Bunu bana bir kez daha düşündüren, Nestlé markası oldu. O bildiğiniz çikolata / bisküvi / kahve üreten firmadan bahsediyorum. Zira ta 1866’da İsviçre’de Henri Nestlé tarafından kurulan marka, kendini değişen şartlara uyumlayabildiği için bu günlere kadar, hem de gitgide büyüyerek gelmiş. Dünyanın en büyük gıda üreticisi olmakla kalmamış, gezegenimizin sürdürülebilir olması için de öncülüğü eline almış.

Geri dönüştür!

Nestlé dünyamız için muazzam bir inisiyatif başlatmış. Geçen yıl İsviçre’de “Ambalaj Ürünleri Enstitüsü” kurmuş. Burada çalışan bilim insanları harıl harıl geri dönüşebilir ambalaj malzemesi üretiyorlar. Ki bildiğiniz gibi paketli ürünlerin en büyük sorunu, doğada yok olmayan ambalajları. Bu yeni malzemeyi de sadece Nestlé için değil, herkese açmak için yapıyorlar.

Nestlé Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Zeynep Sungu sohbetimizde hedeflerini rakamlarla ortaya koyuyor: 3 yıl sonra tüm Nestlé ürünlerinin ambalajlarının yüzde 87’si geri dönüşebilir olacak, yani tekrar kullanılabilir hale gelecek. Pet şişeler de 2025’e kadar yüzde 50 oranında geri dönüştürülecek. Tüm bu ambalajlar hayvan yemine ve gübreye çevriliyor. Bu sayede İsviçreli marka geçen yıl karbon ayak izini %18 azaltmış, 130.000 ağacın bir yılda oksijene çevirebileceği miktarda karbon salımı engellemiş. Hedefleri, 2050’ye kadar karbon emisyonunu sıfıra indirmek.

Bu gerçekten bir devrim. Eğer ki bu trend özel sektöre yayılırsa, dünya kurtuldu demektir! 

Marka dünyada kaynakların tükenmekte olduğu gerçeği üzerine stratejisini yeniden kurguluyor. Her şeyden önce “Fazla Gıda” kampanyasıyla, atık haline gelecek ürünlerini harcamıyor. Tarihi geçmek üzere olan ürünleri “Gıda Kurtarma Derneği” aracılığıyla toplatıp, ihtiyaç sahiplerine iletiyor. Sadece bu yıl 900 binden fazla aileye ulaşmışlar. Ki ülkemizde ürün kaybının gıda daha sofraya gelmeden yüzde 40 olduğunu düşünecek olursak, bu muazzam bir katkı.

Bununla birlikte, marka “bitki kökenli” (plant based) üretime başlamış. Hayvan bazlı protein alımını dengeye getirmeye yönelik, tamamen bitki bazlı proteinlerden oluşan gıda üretimini hızla büyütüyor. “İyi Beslen, İyi Yaşa” mottosuyla ürünlerin içindeki şeker, tuz ve donmuş yağ oranı da ciddi oranda azaltılmış. Kısacası, dünyanın evrimine göre marka da kendini eviriyor diyebiliriz.

Bozan düzen

İşte tam da bu modeli acilen tüm özel sektörün benimsemesi gerekiyor. Oxford Üniversitesi Ekonomi Profesörü Kate Raworth iki yıl önce yazdığı “Donut Ekonomisi” kitabında bunu savunuyor. “Böyle gidersek dünyayı batıracağız. Önümüzdeki 50 yıl içinde farklı bir düzen kurmazsak, dünyanın kendini toparlaması 10 bin yıl alacak!” diyor. 200 yıldır kurulu düzenin; dünyanın bize verdiği malzemeleri alıp, istediğimiz şeyleri üretmek için bozup, sonra da o şeyleri atmamız üzerine tasarlandığını anlatıyor. Bunu da “al-yap-kullan-at” diye özetliyor. Yani yeryüzündeki yaşamı yok etmek üzere kurgulanmış tek yönlü bir sistem.

Bizlerin de bu ekonomik düzene uymak için “rasyonel ekonomik adam” haline geldiğinden yakınıyor Raworth. “Elinde para, kafasında hesap makinesi, kalbinde de egosu olan bir adam. İşinden nefret ediyor ve lüksü seviyor. Bitmeyen ihtiyaçları var. Doymuyor, doyamıyor. Her şeyin de fiyatını biliyor çünkü ona göre her şeyin bir fiyatı var. Bu rasyonel ekonomik adam sadece kendine değil, dünyaya da çok zarar vermeye başladı. Acilen yeni bir adam portresine, 21. yüzyıl için yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyaç var” diyor.

Yani gezegenin kaynaklarını tüketmeye çalışmayan bir anlayış. Bunu da “kullan-at” dediği tek yönlü hareketi “sonsuz kullan” dediği iki yönlü harekete çevirerek yapıyor. Atıkların tekrar kullanılması, yenilenebilir enerjiye geçilmesi gibi. “21. yüzyıl ekonomistlerine çok iş düşüyor. Finans dünyasının ve devletin çıkarlarını insanın doğasıyla harmanlamaları gerekiyor” diyor.

İşte Nestlé de elini taşın altına koymuş, 21. yüzyılın yeni hikâyesini oluşturuyor. 19. yüzyılda başlattığın hikâyeyi bugüne bu şekilde taşıdığın için teşekkürler Henri Nestlé.