Karne vermeye hazır mısınız?

Sonunda kendi canımızın değerini anladık. Korona döneminde en çok sağlığımızın ne kadar kıymetli olduğunu kavradık. Hem de iliklerimize kadar.

Soluduğumuz havanın kirli olup olmaması bugüne kadar bizi pek ilgilendirmiyordu. Sürdürdüğümüz hayatlarımızın bedenlerimize ne kadar zarar verdiğinin farkında bile değildik. İçinde bulunduğumuz küresel sistemin bizi sadece üretici-tüketici denklemine koyduğunu, öncelik sıralamasında sağlığımızın ekonomik düzenden çok daha sonra geldiğini şimdilerde fark ediyoruz. Yani uyanıyoruz.

Çirkin şirketler

Her ne kadar bugünlerde yavaş yavaş hayatlarımızda “normalleşme” başlasa da, artık “yeni normali” yaşarken bulacağız kendimizi. Bu virüsün aşısı bulunana kadar, yani en az bir yıl “sağlık” gündemimizin en tepesinde olacak. En az bir sene tüm dünyanın sağlıkla oturup kalkması da ister istemez yeni kalıplar, yeni fikirler, yeni oluşumlar, yeni düzenler getirecek. Bunların en başında da, hayatlarımızı sağlığımızı en tepeye koyarak yeniden şekillendirmek gelecek.

Kullandığınız ürünlerden, içinde bulunduğunuz mekânın ve görüştüğünüz insanların hijyenine kadar her şeye artık bu gözlükle bakacaksınız. Dünyada yaygın trendleri, hareketleri analiz eden uzmanlar, şimdi “karne veren toplumlar”ın (scorecard society) oluşacağını söylüyorlar. Yani insanlar, şirketlerden tutun, hükümetlere kadar, hayatlarını etkileyen her aktörün bu konudaki duyarlılığını önemseyecekler. Gösterilen hassasiyete göre de onları konumlandıracaklar.

Onların bu önceliklerini önemseyen şirketler, kurumlar, iktidarlar şimdi vatandaşın gözünde çok daha fazla ve hızla değer kazanacak. Bunun herhalde en iyi örneği de, dünyanın en büyük süpermarket zinciri olan Walmart. Dev şirketin başına 2013’te gelen yeni CEO Guilherme Loureiro ilk iş marketteki her ürünün üzerine ne kadar karbon salımına sebep olduğunun yazılmasına karar verdikten sonra, firmanın satışlarında muazzam bir sıçrama olmuş. Bu başarı asıl olarak, tüketicilerin kendi sağlıklarıyla ilgilenilmesinin yarattığı algıya bağlanıyor.

***

İşte tam da bu algı bundan sonra çok daha etkili olacak. Aynı uzmanlar; vatandaşların sadece ticari hedefleri olan, kısa vadeye odaklanan kuruluşları “çirkin şirketler”, yöneticilerini de “çirkin CEO’lar” diye adlandırılmaya başlayacağı tespitinde bulunuyorlar. Böylelikle “Yeni Marka Ligleri” oluşacak. Walmart gibi tüketiciyi önemseyen kuruluşlar yeni dönemin yükselenleri olurken, bu duyarlılığa sahip olmayan ve insan canını, çevreyi hor kullanan kurumlar cezalandırılacak. Alt lige itilecek. Bu yüzden özel sektör en azından itibarını yönetmek için insanların sağlığıyla ilgili duyarlılık göstermek zorunda kalacak.

Aynı şey devletler için de geçerli. Bugüne kadar bir ülkenin (2015’te temelleri atılan) Paris İklim Anlaşması’nı imzalayıp imzalamaması sadece belli çevreler için önemli bir meseleydi. Yaygın kitleler için ise gereksiz, hatta “ekstra” bir dertti. Ancak önümüzdeki dönemde bir hükümetin dünya üzerindeki itibarını en çok etkileyen konulardan biri bu olacak. İklim değişikliği, küresel ısınma, atıkların geri dönüşümü, temiz enerji, tarım-hayvancılık politikaları yeni dönemin sihirli kodları.

Yeni stratejiler

Bu gidişat zaten “geliyorum” diyordu. Özellikle de bireylerin kendilerini dijital ortamlarda ifade edebilmeleri sayesinde. İnsanların sosyal medya platformlarında şirketlere ve yöneticilere doğrudan ulaşabilmeleri, kendi blog’larında ve dijital hesaplarında yorumlarını-şikâyetlerini paylaşabilmeleri, bir yandan hem tüketicinin hem üreticinin farkındalığını artırmıştı. Bir yandan da kurumların algılarını yönetmek için çok daha yaygın stratejiler geliştirmeleri gerekmeye başlamıştı. Zira insanlar bir ürün almak için de, oy vermek için de en çok dijital platformlara bakıp buradan etkileniyorlar. Bu da geniş kitlelere ulaşabilmek için kurumların onların önceliklerini önemsediklerini gösteren yeni stratejiler geliştirmeleri demek.

Bundan kastım da, Walmart’ın yaptığı gibi, ürünlerin üzerlerine ne kadar karbon salımına sebep olduklarını ya da nereden gelip nasıl üretildiklerine dair daha fazla bilgi yazmaları; iş yerlerinin ve sosyalleşilen mekânların insanların sağlığını korumaya yönelik yeniden düzenlenmeleri; ülkelerin kendi tarım ve hayvancılık politikalarını çok daha güçlendirmeleri, sağlık sektörüne çok daha fazla yatırım yapılması gibi birçok yeni strateji...

***

Bir önceki yazım gibi bitireyim: Bir nevi “Bana ne kadar karbon saldığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” yani. Bunun sonu “çirkin ülkeler”e kadar gider. Benden siyasetçilere söylemesi...