Korona devrimi

“Bu gibi salgınların ardından insanoğlunun en parlak, en aydınlık dönemleri gelmiştir hep. Böyle zamanlar zorlar insanları. Bu da beklenmedik sonuçlar, yeni oluşumlar ortaya çıkarır. Neredeyse her salgından sonra bir devrim olmuştur diyebiliriz tarihte” diyor telefonda konuştuğum Prof. Dr. Filiz Özer. Türkiye’nin en tanınmış mimarlık tarihçilerinden olan Özer, hemen ardından bir sürü örnek sıralıyor geçmişten.

Mesela ortopedik yatak, koltuk, sandalyelerin nasıl ortaya çıktığını biliyor muydunuz? İkinci Dünya Savaşı’nda yaralı askerleri sedyeyle taşıyan bir mimardan! Askerleri sedye üzerinde rahat ettireyim derken öğreniyor anatomiyi ve ona uygun yatma-oturma şekillerini.

Yine geçtiğimiz hafta mimar bir arkadaşım anlattı. Salgında “Elleri bol bol yıkayın” diyoruz ama dünya üzerinde neredeyse 2 milyar insanın suya erişimi yok. İşte Afrikalı genç bir mimar da buradan yola çıkarak, su yerine jel kullanılabilen “kuru banyo” modelini bulmuş.

Yani zor koşullar insanı yaratıcı çözümler bulmaya itiyor. Sadece mimari açıdan değil, siyasette de en radikal değişimler hep dünyayı sarsan salgınlardan sonra gelmiş. Kovid-19 olmasa bilmiyorum ABD’de yönetim el değiştirir miydi? Ya da bizde yeni ilan edilen “ekonomi ve yargıda reform” rüzgârı eser miydi?

KARA ÖLÜM’DEN RÖNESANS

İnsanlık tarihinin en ölümcül salgını, Orta Çağ’da Avrupa’da yayılan, “Kara Ölüm” denilen meşhur veba salgınını ele alalım mesela.

Öncelikle, aynen bugün olduğu gibi, o salgın da Çin’de başlamış, dünyaya Orta Asya’dan yayılmış. 1347’de Moğolların Kırım’daki bir ticaret merkezini kuşatması ve buradaki vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla hastalık Avrupa’ya taşınmış.

Dünya nüfusunu 450 milyondan 350 milyona, Avrupa’nın nüfusunu da üçte birine düşürmüş bu salgın. Düşünün, Fransa’nın 3/2’si ölmüş. Öyle ki Londra şehri bu hastalıktan büyük Londra yangını sayesinde kurtulabilmiş!

İşte bu pandemi Avrupalı toplumlarda her şeyi kökten değiştirmiş. Her şeyden önce sınıflar arası dengeleri altüst etmiş. Bir kere o zamanın “aşırı sağcıları” hastalıktan dolayı Yahudileri suçlayıp büyük katliamlar yapmışlar. Deri hastalığı olanlar, cüzzamlılar, çingeneler ve dilenciler de kentlerin dışına atılmış. Tüm bunlar da çoğu Avrupalının Katolik Kilisesi’nin öğretilerini ve mevcut siyasi düzeni sorgulamaya başlamasına sebep olmuş.

Dahası, o dönemde daha aktif ve sosyal olan erkek nüfus daha fazla hayatını kaybettiği için, kadınların statüsü değişmiş. Kadınlar bir anda dükkân, iş sahibi olup ilk kez mal varlığı sahibi olma hakkı kazanmışlar.

***

Bununla birlikte, nüfus çok azaldığı için işçiler çok daha fazla değer kazanmış ve maaşları ciddi ölçüde yükselmiş. Yükselen güçlerinin farkına varan köylünün toprakta hak iddia etmesiyle ve isyanlar çıkarmasıyla da Orta Çağ’da hâkim olan feodal sistem çökmüş. Toprak ağaları zayıflamış.

Nüfusun azalmasıyla tarımda üretim azalınca coğrafi keşifler dönemi tetiklenmiş. Avrupalılar yeni kaynaklar bulmak için uzaklara açılmışlar. Bu da elbette kültürel etkileşimi beraberinde getirmiş. Gelişen ticaretle birlikte yeni burjuva sınıfı ortaya çıkmış.

Tüm bunlar da Fransızca kökeni “yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans’ı tetiklemiş. Yani 16. yüzyıla kadar sürecek olan siyasal, düşünsel, edebi, bilimsel, mimari reform dönemini.

Bu arada, bugün ile o dönem meydana gelen (şimdilik) değişimlerin en benzer yönü herhalde o dönem de okulların kapanması ve evde eğitimin başlaması.

KALICI DEĞİŞİM

Yani aslında bugünkü siyasi, ekonomik, kültürel, düşünsel, sanatsal düzenin altyapısını Kara Ölüm’e borçluyuz gibi duruyor. Ama sadece o salgın değil, insanoğluyla uzun süre kalan oluşumlar getirmiş olan.

Mesela, 1850’lerin başında Londra’da patlak veren ve 10 binden fazla insanın canını alan kolera salgını, bugün kullandığımız modern kanalizasyon sistemini ortaya çıkarmış. Ya da tarihe geçen ilk salgın olan, MÖ 430’da Atina’da patlak veren ve 300 bine yakın insanın hayatına mal olan veba salgını Atina şehir devletinin yasalarını ve kimliğini baştan inşa etmiş. Salgından önce vatandaşlık için kişinin ebeveynlerinin her ikisinin de Atina vatandaşı olması gerekirken nüfus çok azalınca bu şart kaldırılmış. Toplum bir anda çok kimlikli hale gelmiş.

250 yılında Roma’da her gün binlerce kişiyi öldüren kızamık hastalığı da tedavi için Hıristiyan misyonerlerin devreye girmesiyle Hıristiyanlığı bir anda yaygınlaştırmış.

***

Demeye çalıştığım, korona da insanoğluna ciddi yapısal değişimler getirecek. Devlet yapısından şehirlere, hayatlarımızdan dinlere, şu an tahmin edebileceğimizden çok daha derin dönüşümler... En başta Filiz Hanım’ın söylediğini unutmamak gerekiyor: Böyle salgınların ardından her zaman insanoğlunun en aydınlık dönemleri geliyor.

NOT: Barbara Tuchman’ın Orta Çağ’ı ele aldığı “Uzak Bir Ayna” (A Distant Mirror) kitabından çok yararlandım.