Salgın

"Toplumların zor zamanlarda en sıkı sarıldıkları değerler, aslında geçmişte onları en büyük zaferlere ulaştırmış olan kaynaktır. Onlar farkında olmasalar da..."

Bunu yazan, Pulitzer ödüllü dünyaca ünlü yazar Jared Diamond. 22 dile çevrilen ve 1 milyondan fazla satan “Çöküş” kitabında, yukarıdaki cümleleri şöyle sürdürüyor:

“Toplumları başarıya ya da çöküşe götüren hep şu iki ana etken olmuş: Uzun vadeli planlama ve öz değerlerini hatırlamaya isteklilikleri. Bu iki seçimin, kişilerin bireysel hayatlarında da aynı derecede belirleyici olduğunu görebiliriz.”

Öz kaynaklara dönüş

Diamond bunları, uzun yıllar boyunca Mayalardan tutun Orta Çağ’da Grönland’da hüküm sürmüş Viking kolonisine ve günümüz dünyasına kadar neredeyse tüm uygarlıkların karşılaştıkları felaketleri araştırdıktan sonra yazmış. Vardığı sonuç da şu: “Doğal afetler, iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, savaşlar, vs birçok geçmiş medeniyetin çöküşünde önemli faktörlerdi. Ama bunlar bazı toplumları yıkıma götürürken, bazıları ise aynı sorunlara çözümler buldular ve böylelikle ayakta kaldılar. İşte bu çözüm, öz kaynakları (fiziksel ve kültürel) korumak.”

“Öz kaynak”tan kasıt, bir yandan bir ülkenin tarım-hayvancılığı ve doğası elbette. Günün sonunda bir virüs salgını bisküvi üreten bir fabrikayı kapatabilir ama toprak her daim üretmeye devam eder. Diğer yandan da gelenekler ve değerler aynı şekilde önemli. Güçlü sosyal ilişkilerin ve toplumsal ağın, Türkiye’nin öz değerlerinin merkezinde olduğu muhakkak.

Oysa şu anki salgın insanları evlerinden çıkmamaya ve mesafeli durmaya sevk ediyor. O halde bu kaynağı nasıl koruyacağız? Telefonda konuştuğum Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Nilüfer Narlı buna çözüm getiriyor: “İnsanların birbiriyle telefonda ya da görüntülü konuşması ve birbirlerine korkularını, yaşadıklarını, gözlemlerini, hikâyeler anlatması çok önemli. Biz buna “Kültürel birliktelik” diyoruz. Terörü, dehşeti yönetmenin en önemli ayağı budur” diyor. Yani her ne kadar fiziksel izolasyon olsa da, sosyal ve kültürel iletişimin ve aktivitenin aksine güçlenmesini öneriyor.

Sosyal hijyen

Ama burada kişilere önemli bir sorumluluk düşüyor: Hepimizin WhatsApp’ına düşen dehşet verici, paniğe sevk eden ve yanıltıcı bilgileri paylaşmamak kritik önemde. Sadece sağlıklı, doğru olduğu teyit edilmiş bilgileri paylaşmak gerek. Zira fiziksel hijyende tedbirli olmak kadar, mental ve ruhsal hijyeni korumak da önemli.

Narlı, “İşte bu yüzden şu an tüm dünya sert bir sınav veriyor. Kişiler, devletler, şirketler, ekonomiler, hepimiz bir dayanıklılık testindeyiz. Sanki küresel sosyal bir deneydeyiz” diyor. Herkes kendi zaaflarıyla, eksikleriyle, korkularıyla, yaptığı yanlışlarla-doğrularla yüzleşiyor. “Şimdi kendimizi gözden geçirme ve çekidüzen verme vakti” diye devam ediyor Narlı. Buna devletlerin izledikleri tarım politikalarından sağlık sistemine, uluslararası düzende alınabilecek önlemlere kadar çok geniş bir çerçeve dahil.

Dijital salgın

Verdiğimiz sınavların başında ise “dijitalleşme” geliyor sanki. Virüs dolayısıyla başlayan karantina, dijitalleşmeyi son sürat hızlandırdı. Alışverişi, eğitimi, işleri güçleri, her şeyi internet üzerinden halletme yoluna gidiyor dünya. Eğlenmek, sohbet etmek, paylaşmak da aynı şekilde. Bu da dünyada “sanal gerçekliği” (virtual reality) hızla yeni gerçeklik haline getiriyor.

Ama buna mukabil, böyle salgın dönemlerinde geçmişte insanların nasıl benzer felaketler yaşadıklarını, dolayısıyla ne ilk ne de yalnız olduğumuzu ve onların bu felaketlerin üstesinden gelmeyi başardığını hatırlıyoruz. Zaten Jared Diamond kitabında “öz kaynaklar” derken, tam da bu kadim bilgilere başvurmanın, benzer salgınları o dönem insanların nasıl aştığına bakmanın zamanı olduğuna dikkat çekiyor. Yani bir yandan teknoloji hızla hayatlarımızı istila ederken, sanki sığındığımız o kadim bilgiler “sanal salgının” içinden süzülüp yüzeye çıkıyor. Bugüne kadar hep yaptıkları gibi.

***

Kısacası; kendimizi, bize neyin iyi geldiğini, nasıl daha güçlü olduğumuzu hatırlamanın vakti. Görülüyor ki geçmişte aynı biyolojik etkenler farklı toplumlarda farklı   sonuçlara yol açmış. Bunun sebebi ise, yaptıkları seçimler. Ne diyor      Diamond: “İnsanları (hayvanlardan) ayrıştıran en büyük farklılık,           evrimsel seçim yapma  kapasiteleridir.”