Sürekli izlenmeye hazır mısın?

Artık adını koyalım: Nasıl ki Taş Devri, Rönesans, Aydınlanma Çağı gibi isimleri var bazı dönemlerin tarihte, işte bu dönem de öyle bir isimle anılacak ileride. İster Korona Devri deyin, ister Kovid Çağı. Adının ne olduğu önemli değil. Ama şurası kesin: Bu dönem insanlığın, dünyanın dönüşümünde o derece önemli bir eşik.

Kanıt mı istiyorsunuz? 10 gün önce sanal olarak yapılan G-20 zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, salgının en başından beri kullandıkları QR sistemini tüm dünyaya yaymayı teklif etti. Çinlilerin mecburen telefonlarına yükledikleri QR kodu üzerinden korona vakalarını ve kısıtlamaları kontrol eden sistemden bahsediyorum. İşte Cinping; küresel bir mekanizma kurulmasını ve dünyanın tüm ülkelerinde vatandaşların aynı merkezden kontrol edilmesini önerdi.

Küresel köy

“Dünya bir gün küresel bir köy olacak” diyorduk zaten hepimiz. “Küresel düşün, yerel hareket et” de diyorduk. Ama artık o eşiği çoktan geçtik. Yerel hareket etme şansımız kalmadı. Bundan böyle hem küresel düşünmek, hem küresel hareket etmek zorundayız.

Bu dönemece zaten 11 Eylül’le birlikte girmiştik. Terörist olmadığımızı kanıtlamak için havaalanında neredeyse soyunmak ve her yerde parmak izi vermek zorunda kalıyorduk. Şimdi ise iyice kendi rengini buldu bu yeni dönem. Geçen ay havaalanında güvenlik kontrolünde polis bir yolcudan çantasındaki sıvı şişesini bırakmasını isteyince, “O bir kolonya şişesi polis bey, bırakırsam korona olurum” cevabını vermişti yolcu. Şişesiyle birlikte uçağa binebilmişti. Yani 11 Eylül’le birlikte kurulan küresel güvenlik düzeneği bile geride kaldı.

İnsan sağlığı merkeze öyle bir oturdu ki devlet vatandaşını çırılçıplak kalana kadar kontrol etmek istiyor. Vatandaş da kendi sağlığının her şeyin önüne geçmesini arzu ediyor. Tam da bu yüzden devletin getirdiği ve getireceği kısıtlamalara gönüllü olarak uyuyor. Terörist olmadığını ispat etmek için parmak izi vermekten, korona olmadığını ispat etmek için tükürüğünü, kanını vermeye vardı iş. Dünya üzerindeki insanlar kanlarıyla, tükürükleriyle kaydoluyorlar şimdi sisteme. İnsan bedeni üzerinden bağlanıyorlar devletlere ve birbirlerine.

Çin sistemi

Dolayısıyla, “Her şey insanlar için, her şeyin başına insan sağlığını koymalıyız” falan derken, can güvenliği ile özgürlükler arasında bir gerilim oluşuyor elbette. Mesela, bu salgının başladığı ülke olan Çin’in bugün salgını günde 12-15 vakaya kadar geriletmeyi başarmış olması vatandaşları üzerinde uyguladığı sıkı dijital kontrolden kaynaklanıyor.

Yukarıda bahsettiğim QR kod sistemi de bunun bir parçası. Herkesin telefonunda olan bu kod, sağlık durumunuza göre renk değiştiriyor. Eğer testiniz negatif çıktıysa ve son iki hafta içinde pozitif biriyle temasta olmadıysanız, kodunuz yeşil renkte. Böylelikle her yere girip çıkabiliyorsunuz. Eğer siz pozitifseniz veya temasta bulunduysanız, kod kırmızıya dönüyor. Otomatik olarak tedaviye ve karantinaya alınıyorsunuz. İkisi arasında bir yerlerdeyseniz ise kod sarı oluyor. O zaman da hiçbir yere giremiyorsunuz. Mesela marketler, bankalar, AVM’ler... Otomatik kapıları size açılmıyor.

İşte bu sıkı dijital denetim sayesinde salgının yayılması ülkede engellendi. Telefonda konuştuğum, Çin’de yaşayan Türk gazeteci Emre Demir, salgının başından bu yana bir de her apartmanda “kart sistemi” uygulandığını anlatıyor. Sadece o binada oturanlar kendi giriş kartlarını okutarak içeri girebiliyor. Bizde salgının yayılmasında belki de en büyük neden olan akraba-eş-dost ziyaretleri bu şekilde önleniyor.

***

Yaygın test uygulaması da salgınla mücadelede önemli bir etken olmuş. “Mesela geçen hafta 9 milyon nüfuslu Qingdao kentinde 9 vaka çıktı ve anında tüm şehirde herkese test yapıldı. Yani tam 9 milyon kişiye!” diyor Emre Demir. Her mahallede, her sitede ortak test merkezleri kurulduğunu ve herkesin mecburen test yaptırmak zorunda bırakıldığını anlatıyor. Bir de tabii ülkede salgının ilk evresinde aylarca uygulanan “tam kapanma” da çok işe yaramış görünüyor. “İnsanlar 1. derece akrabalarını bile burada 6-7 ay göremediler” diye özetliyor durumu. Şu anki vakalar ise sadece yurt dışından gelen Çinlilerden çıkıyor. Bu yüzden seyahat edenlere 15 gün karantina uygulaması devam ediyor.

Özetle; Çin işi bitirmiş görünüyor. “Batı ülkeleri başta olmak üzere dünya yeniden kapanırken, 1.4 milyar nüfuslu Çin açıldıkça açılıyor” diyor Emre. Bu yıl biterken pozitif büyüme kaydeden tek G-20 ülkesinin de Çin olması bekleniyor.

***

Tablonun tamamı işte böyle. Bir yandan devletin dijital tahakkümü can güvenliği ve bunun sonucunda da ekonomik büyüme vs getiriyor. Ancak diğer yandan özgürlükleri alabildiğine kısıtlıyor. Yerkürede insanlar gitgide birbiriyle daha bağlantılı ve izlenebilir hale geliyor. Tüm bu sürecin sonunda da ortaya “birey olmuş dünya vatandaşları” çıkacak gibi görünüyor. Tam da bu yüzden “Bu yüzyıl insanın yüzyılı olacak” diye yazıp duruyoruz.