PARA POLİTİKASINDA DEĞİŞİM

Yeni yıl ile birlikte, ekonomi yönetimimiz “para politikası uygulaması”nda önemli bir değişime gitti. Artık, para politikası; Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası ve kamu bankalarıyla birlikte ve ciddi bir koordinasyon içinde yönetiyor. Bu eşgüdümün sağlanmasında Ekonomi Bakanımızın da önemli katkısı oldu.

Eşgüdüm sayesinde, kamu bankaları hem döviz hem de kredi piyasasına müdahale edip; gerektiğinde döviz alıp satarak istikrarı sağlıyorlar. Borsadaki Swap Piyasası’nı da kullanarak, Merkez Bankamız döviz rezervleri azalmadan dövize müdahale edebiliyorlar.

Öte yandan, para getirebilecek her türlü olanak denenerek bankalara ve mali kurumlara ceza veriliyor. Doğal olarak, devletin bütçe kaynağı ihtiyacı var. Büyük bütçe açığı vermeden ekonomik dengenin kurulması bu biçimde ve doğru olarak sağlanıyor.

Çıpa değişti

Eskiden para politikası uygulamalarında, bütçe dengesindeki “faiz dışı fazla çıpası” kullanılırken; artık, “dış ticaret açığı” ve “cari açık” çıpaları kullanılıyor. Durum böyle olunca da, kurdaki artışlar çok fazla umursanmıyor. Ancak, artışların veya düşüşlerin dengeli olması için, belirlenen bir bant esas alınıyor. Dikkat edilirse, döviz fiyatı, hiç bir Merkez Bankası müdahalesi olmaksızın ve büyük bir dalgalanma yaşanmadan istikrar içinde bir bantta ilerliyor.

Faiz enflasyona bağlı

Tüm dünya merkez bankalarında yapıldığı gibi, artık, Merkez Bankamız da faiz oranını ve pozitif artı faiz tutarını mevcut enflasyona göre belirlemiyor. Yani, ekonomi politikamızda artık, geçmiş enflasyona bağlı faiz hesaplanmıyor. Merkez Bankamız da altı ay-bir yıl sonraki enflasyon beklentisine göre faizleri belirleyeceğini açıkladı.

Olması gereken de bu.

Pozitif reel faizin olmamasının kur üzerinde baskı yaratabilecek olması düşünülse bile, artık yabancı paraya dönebilecek para miktarının sınırına ulaşıldığı için, ciddi bir kur artışıyla karşılaşılmayabilecek. Kaldı ki; petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimi, Türkiye’nin enerji faturası ve dövize olan ihtiyacını düşürüyor.

Reel sektörün döviz yükümlülüğünün ciddi biçimde azalmış olması ve döviz rezervini düşürmeden piyasaya müdahale edilebilmesi, geçen yıl ülkemizi tarihinde ilk defa “pozitif cari denge sağlandığı bir ortamda, pozitif büyüyebilen bir ülke” durumuna getirdi.