Büyükelçiler-TÜSİAD-muhalefet

Kavga büyük; hem de tahmin edilenin, görülenin çok daha ötesinde bir savaş bu.

Ve dozunun giderek daha da artacağının bütün işaretleri belirmeye başladı.

Erdoğan’a muhalefet edeceğim derken Türkiye’ye muhalefet eden bir çizgiye kayan siyasiler...

Basının karşısında “Diktatörlükler hiçbir zaman kendi başlarına gitmiyorlar” diye atıp tuttuktan sonra Türkiye’de demokrasi olmadığını savunan TÜSİAD...

Yargı süreci devam eden Osman Kavala için hadsizce aba altından sopa göstermeye kalkan 10 büyükelçi...

Son bir haftanın özeti işte bu. Bunların yanına Kılıçdaroğlu’nun devleti kilitleme amaçlı bürokratları tehdidini... Akşener’in kendi halkını bir kez daha acımasızca katlettiği gün Esad’ı meşru ilan edip Suriye politikası üzerinden hükümete yönelttiği eleştirilerini de ekleyin...  Türkiye’nin dört koldan nasıl köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığını daha net göreceksiniz.

Aslında 10 büyükelçi bütün bu saydıklarımız arasında en masum olanlar. Adamlar en azından kendileri gibi davranıyor. Mensubu oldukları ülkenin, yapının menfaatlerini savunmak için Türkiye’deki iyi adamlarını kurtarma derdindeler.

Hadi onları anladık. Peki, muhalefete ne oluyor? Onlar kimin çıkarlarını, menfaatlerini savunuyorlar? 10 hadsiz büyükelçiye şöyle okkalı bir “Hadi oradan, siz kim oluyorsunuz da Türkiye’ye müdahale etmeye kalkıyorsunuz” diyemiyorlar!

Onun yerine, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, hatta Esad’ı bile meşru ilan edip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulamaya kalkıyorlar. Muhalefetin yıllardır seçimleri, referandumu, Anayasa’yı, hukuku, hükümeti gayrimeşru göstermeye çalıştığı bir ülkede büyükelçiler de elbette boş durmaz. Tıpkı dün olduğu gibi ve bundan sonra da olacağı gibi Türkiye’ye saldırmaya devam edecekler.

Kavala, Demirtaş, Esad bahane. Asıl mesele, bu coğrafyada tam bağımsız ve güçlü bir Türkiye’nin istenmemesi. Böyle bir Türkiye kimsenin, özellikle de bölgede çıkarları olan küresel güçlerin işine gelmiyor. Muhalefet bu gerçeği bakalım ne zaman görecek?

Ecevit’i düşüren ilanlar

CHP’nin tek başına kurduğu son hükümet 1970’lerin sonundaki Ecevit hükümetiydi.

O hükümeti yıkan TÜSİAD’ın bir ay boyunca gazetelere verdiği dört ilan oldu.

13 Mayıs 1979-13 Haziran 1979 tarihleri arasında yedi gazete ve bir haftalık dergide 24 kez yayımlanan ilanlar Ecevit’i devirdi. CHP bir daha da iktidar yüzü göremedi.

Ecevit yıllar sonra o hükümetin yıkılma sebebi olarak TÜSİAD ilanlarını gösterdi ve ABD’ye Rusya’yı gözetlemek için casus uçaklarını Türkiye’den havalandırma izni vermediğini ve cezalandırıldığını söyledi. Hatta dönemin güçlü adamı Brzezinski’nin Washington’da TÜSİAD’a gazete ilanlarıyla hükümeti düşürme görevi verdiğini de ileri sürdü.

1979’un parasıyla 4 milyon 628 bin lira ödediği reklamlarla hükümeti deviren TÜSİAD ise Ecevit’i “Pazar ekonomisinden giderek uzaklaşan politikalar” izlemekle suçlamıştı. Sürecin ayrıntılarını merak edenler TÜSİAD’ın ilk genel sekreteri Güngör Uras’ın “Fikir Üreten Fabrika TÜSİAD’ın İlk 10 Yılı 1970-1980” kitabını okuyabilir.

Biz gelelim bu hikâyeyi neden hatırlattığımıza... TÜSİAD 2016 yılında da laiklik tartışmalarını bahane ederek hükümeti sert bir dille eleştirmişti. CHP lideri Kılıçdaroğlu o tarihte benzer bir açıklama yapmadığı için TOBB’a yüklenmiş ve “TÜSİAD kadar olamadınız” diye çıkışmıştı.

Beş yıl sonra TÜSİAD yine hükümeti hedef alıyor, Kemal Bey’in yüzünde bir kez daha güller açıyor. “TÜSİAD yönetimi hiç merak etmesin, demokrasiyi ve yargı bağımsızlığını getireceğiz” diyor!

Acaba yanılıyor olabilir misiniz Kemal Bey? Amerika’ya kafa tuttuğu için iktidardan düşürülen Ecevit’e yapılanlar bugün de aynı gerekçeyle Erdoğan’a yapılmak isteniyor olabilir mi?

Bir düşünün bence... CHP’nin son Başbakanı Ecevit’in anılarını okuyun ya da...

İmamoğlu’na çifte veto

Kılıçdaroğlu-Akşener zirvesinden kulislere yansıyan iki ayrıntı...

1- Kılıçdaroğlu da Akşener de son Diyarbakır seyahati sebebiyle İmamoğlu’ndan rahatsız olduklarını dile getirdi.

2- Kılıçdaroğlu görüşmede “Belediye başkanları görevlerine devam edecek” dedi.

Bir kulis daha ekleyip yazıyı bitirelim. İmamoğlu’ndan rahatsız olanlar kervanına Canan Kaftancıoğlu da eklenmiş durumda. Ankara’da Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede “Kimseyi dinlemiyor, tek başına hareket ediyor” dediği parti kulislerinde konuşuluyor.