Helalleşme eski CHP ile

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Geçmişte partimizin de bazı hataları oldu” diyerek yaptığı helalleşme çağrısını yanlış yorumlayanlar var. En başta da Kemal Bey’in bu çıkışıyla muhafazakârlara göz kırptığını savunanlar.

Helalleşmek aynı zamanda bir vedadır. Kemal Bey’in muhafazakârlara göz kırptığı doğrudur ama asıl helalleşmek yani vedalaşmak istedikleri eski CHP’liler, ulusalcılar ve Atatürkçülerdir.

“CHP’de ulusalcı mı kaldı?” demeyin. CHP seçmeni partisine bağlıdır. Kolay kolay 6 oktan vazgeçmez. Vazgeçmedi de. Yeni CHP’ye kızdı ama sandık başına gittiğinde mührü yine 6 oka vurdu. Ancak gelinen noktada bu ilişki sürdürülebilir olmaktan çıktı.

Çünkü Kemal Bey bir şey deniyor. 10 yıldır yapamadığını 2023 öncesinde yapmak ve reddi miras talebinde bulunmak istiyor. İşi kolay değil. CHP’nin 6 okla ifade edilen ilkeleriyle vedalaşmadan CHP tabanı dışındaki seçmen kitlesinden oy alması imkânsız. Vedalaştığında kaybedeceklerini kazanacaklarıyla tolere edebileceği varsayımıyla hareket ediyor. Bu kumar tutar mı? Göreceğiz... Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali de var.

Aslında bu proje yeni değil. Fikir babalarından biri Mehmet Bekaroğlu. Anlatalım...

2016’nın haziran ayındayız. Bekaroğlu “Parlamentodan Sorumlu Başdanışman” sıfatıyla milletvekillerine “Tarihi dönüm noktasında CHP” adlı bir rapor yolluyor. 22 sayfalık raporun tamamı CHP’nin 6 okla ifade edilen temel ilkelerine eleştirilerle dolu.

Hükümet yetkilerinin bir bölümünün yerel yönetimlere devredilmesi (üstü kapalı özerklik) önerisi, ‘Türk milleti’ yerine Türkiyelilik kavramının kullanılması, vatandaşlık tanımının yeniden yapılması, ulus inşa projesinin Türkiye’yi parçalanmaya sürüklediği iddiası, partinin mevcut politikalarla Kürtler ve dindarlardan oy alamadığı tespiti, vs.

Bu raporda yazanlarla Kemal Bey’in hafta sonu yaptığı açıklama bire bir olmasa da büyük ölçüde örtüşüyor. Kemal Bey reddi miras yapıyor. Aslında partinin adı ve logosunu da değiştirse yeridir. Eski CHP sizlere ömür.

Bu Cumhurbaşkanını tanıdınız mı?

Kendisi hem devletin hem yürütmenin başındadır.

Gerek gördüğü takdirde TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırır. İsterse TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verir. Başbakanı, bakanları atar, görevlerine son verir.

Canı istediğinde Başbakanı baypas eder, Bakanlar Kurulu’nu kendi başkanlığında toplar.

Uluslararası antlaşmaları onaylar. Genelkurmay Başkanı’nı atayıp, MGK’yı toplantıya çağırır. Başkomutan sıfatıyla savaş ilan edebilir. Sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etme yetkisine sahiptir.

YÖK üyelerini, rektörlerini, büyükelçileri, Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı, Askeri Yargıtay üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini seçer.

Ve en önemlisi... Bütün bunları yapmaya muktedirdir ama imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dâhil hiçbir yargı merciine başvurulamaz. Çünkü sınırsız yetkiye ve sınırsız sorumsuzluğa sahiptir.

Tanıdınız mı kendisini? Yoksa cevabınız ‘Recep Tayyip Erdoğan’ mı?

Yanılıyorsunuz. O Cumhurbaşkanı Erdoğan değil.

12 Eylül cuntasının “Nasılsa Kenan Evren seçilecek” diye verdiği bu sınırsız yetkileri tepe tepe kullananlar Erdoğan’dan öncekiler. Aldıkları kararlar ve icraatları sebebiyle kimse onlardan yargı önünde hesap soramadı. Sormayı aklından bile geçirmedi. Çünkü parlamenter sistemde Cumhurbaşkanlarını yargılamak söz konusu değildi.

Cumhurbaşkanları sadece vatana ihanetten dolayı, TBMM üye sayısının 4’te 3’ünün oylarıyla Yüce Divan’da yargılanabilirdi. Ama gel gör ki 1991’de yapılan bir değişiklikle Türk Ceza Kanunu’ndan ‘Vatana ihanet’ suçu çıkarılmıştı. Evrensel hukuka göre suç olarak gösterilmeyen hiçbir fiil cezalandırılamazdı!

‘Tek adam’, ‘diktatör’ diye suçladıkları Erdoğan değiştirdi bu garabeti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetten değil yolsuzluktan da, adam öldürmekten de yargılanabilir. 400 milletvekilinin imzası yeterli. Ve Yüce Divan aşaması da üç ayda tamamlanmak zorunda.

Hafta sonunda toplanıp “Parlamenter Sistem’e dönüş” kararlılığını kamuoyuna duyuran altı muhalefet partisi yetkilisinin açıklamalarını ibretle dinledim. Şimdi elinin altındaki bu sınırsız yetkiden ve hukuk zırhından vazgeçen Erdoğan diktatör, 12 Eylül cuntasının dayattığı sistemi geri getirmeye çalışanlar demokrat öyle mi?

Sevsinler sizin demokratlığınızı...