Kılıçdaroğlu parlamenter sisteme neden dönemez?

Atatürk’ün kurduğu Anadolu Kulübü’nü bilir misiniz? Neredeyse Cumhuriyet’le yaşıttır. Büyükada’daki görkemli tesisleri ve siyasetin nabzının attığı Ankara’daki lokali meşhurdur. İşte bu Anadolu Kulübü’nde hafta sonunda seçim vardı. 23 yıldır Başkan olarak kulübü yöneten Metin Cizrelioğlu yeniden seçildi. Karşısına çıkan eski İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’na fark attı.

Konumuz mahkemelik olan Anadolu Kulübü seçimleri değil. Biz CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun olur da Cumhurbaşkanı seçilirse neden parlamenter sisteme dönemeyeceğini anlatacağız. “Madem öyle, neden Anadolu Kulübü seçimlerinden bahsediyorsun?” diyorsunuz değil mi?  Biraz sabır. Bütünü anlamak için ayrıntılardan gitmek gerekiyor.

Anadolu Kulübü seçimlerinde Cizrelioğlu’na rakip olan Mehmet Gazioğlu’nun en büyük destekçisi Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Ancak seçimde oy kullanan CHP’li vekiller blok halinde Cizrelioğlu’na oy verdi! Yani Kılıçdaroğlu’nun sözünü dinlemediler.

Hikâyeyi biraz daha geri saralım... Yıl 1992... Gazioğlu, KİT Komisyonu Başkanı. Kılıçdaroğlu ise önce Bağ-Kur, sonra SSK Genel Müdürü olarak görev yapıyor. KİT Komisyonu Kılıçdaroğlu’nu denetliyor. Başkan Gazioğlu, dönemin Başbakanı Demirel’e Kemal Bey hakkında övgü dolu bir rapor veriyor. Hatta Demirel raporu okuyunca Gazioğlu’na “Bizim Kemal çok iyidir” diyor. İkilinin dostluğu ta o günlere uzanıyor.

Gazioğlu, Anadolu Kulübü Başkanlığı’na aday olunca Kemal Bey’den randevu istiyor. Son derece sıcak bir atmosferde geçen görüşmede Kılıçdaroğlu eski arkadaşına destek sözü veriyor. Gazioğlu’na yardımcı olması için de genel merkezdeki özel kalemi Derya Hanım’ı görevlendiriyor. Gazioğlu mutlu, mesut CHP’den ayrılıyor.

Seçim günü ise hayatının en büyük şoklarından birini yaşıyor. Çünkü Kemal Bey’in Meclis’te görev yapan diğer özel kalem müdürü Şükran Kütükçü, seçimin yapıldığı salonda bizzat Cizrelioğlu için çalışıyor. CHP’nin Abant kampındaki vekilleri, eski parlamenterleri organize ediyor, Cizrelioğlu seçimi alsın diye elinden ne geliyorsa yapıyor!

Acı ama gerçek. Kemal Bey, bırakın vekilleri, özel kalemine bile söz dinletemiyor.

“Canım ne var bunda?” diyenler için devam edelim. CHP’nin Abant kampında bazı vekiller “Ön seçim yapacak mısınız?” diye Kemal Bey’e soruyor. Daha önce defalarca ön seçim sözü veren, sık sık parti içi demokrasi vurgusu yapan CHP lideri “Ben burada olduğum sürece ön seçim yok. Ön seçimden çıkanlar hep il ya da ilçe başkanlarının yakınları oluyor. Çünkü ön seçimde oy kullanacak üyeleri onlar seçti. Buna izin veremem” diyor!

Biri de çıkıp Kemal Bey’e “Peki, o il başkanlarını siz seçmediniz mi? Şikâyetçi olduğunuz üye yapısı sizin eseriniz” diyemiyor. Siyaset işte böyle bir şey.

Şimdi bu iki örnek üzerinden bir durup düşünelim. Kemal Bey, yüzde 50’nin üzerinde bir oyla Cumhurbaşkanı seçilmiş olsun. Sizce kendisi istese bile o makamın gücünü, imkânlarını başka bir isme devretmesine izin verirler mi? Yarım yüzyılı aşkın bir süre iktidardan uzak kalan bir partinin iç dinamikleri buna müsaade etmez. Kendisi bile buna yanaşmayacaktır.

Hayatın, siyasetin ve en çok da CHP’nin olağan akışına aykırı bir vaat bu parlamenter sisteme dönüş işi.

Sam Amca’nın desteği mi, mazlumların duası mı?

ABD merkezli Foreign Policy adlı dergide Steven A. Cook imzasıyla yayımlanan bir yazı Türkiye merkezli karanlık odalarda büyük heyecan yaratmışa benziyor.

Yazıyı “Dünyayı yöneten CFR hedefine Erdoğan’ı koydu” başlığıyla vermişler! CFR dedikleri yapı sahiden de dünyayı yönetiyor mu tartışılır, ama Erdoğan’ın uzun bir süredir dünya egemenlerinin hedefinde olduğunu 5 yaşında çocuklar bile biliyor. Yani yeni bir şey yok.

Yeni olan şey,  FETÖ’nün firari kalemşorlarının yıllardır dile getirdiği yalanların tekrarlandığı bir yazıya bu kadar önem atfedilmesi. FETÖ’nün senaryosunu yazıp Foreign Policy aracılığıyla servis ettiği yeni bir algı çalışmasıyla karşı karşıyayız.

Muhalefetin yetersiz kaldığını ve Erdoğan’ın 2023 seçimlerini alacağını gören FETÖ, son bir umutla kalenin surlarında içeriden bir gedik açmaya çalışıyor. Söz konusu yazıda Hulusi Akar, Hakan Fidan ve Süleyman Soylu’nun isimlerinin anılması boşa değil. Bu isimlerin sanki başka yol haritaları varmış gibi bir hava yaratıyorlar. Böylece onları yıpratırken Erdoğan’ı da zayıflatacaklarını düşünüyorlar. Bu üç ismin ortak özelliği FETÖ, PKK/YPG ve DAEŞ terör örgütlerine karşı verilen mücadeleyi yönetiyor olmaları. Foreign Policy makalesine bu ayrıntıyı dikkate alarak bakmakta da fayda var. Bir taşla birden fazla kuş vurma hikâyesi.

Sonuç olarak... FETÖ’nün bir türlü başaramadığı Erdoğan’ı yalnızlaştırma planı yine tutmayacak. Çünkü Erdoğan’ın arkasında sadece Türkiye’deki milyonların değil, tüm dünya mazlumlarının duası ve desteği var. Yakın tarih bize gösterdi ki  mazlumların duası karşısında Sam Amca’nın desteği hiçbir şey ifade etmiyor.