Sigmar Gabriel haklıydı

ABD’nin yeni yönetiminin istediği tam olarak bu mu bilinmez ama Türkiye-ABD ilişkilerinde telafisi hayli zor görünen büyük bir kırılma yaşanıyor.

Soğuk savaş ikliminde başlayan ve bir dönem “Örnek müttefiklik ilişkisi” olarak gösterilen Türk-Amerikan dostluğu artık çok gerilerde kaldı. Biden’ın 1915 olaylarına ilişkin “Soykırım” ifadesini kullanması bardağı taşıran son damla oldu.

Peki, ne oldu da daha önce yaşanan sekiz büyük krize rağmen bir şekilde devam eden Türkiye- ABD ilişkisi kopma noktasına geldi?

Aslında mesele ne Türkiye’nin Ruslardan S-400 hava savunma sistemi alması ne de Biden’ın Ermeni lobisine şirin görünmek için yaptığı skandal açıklama. Mesele çok daha derin.

Kendisini dünyanın süper gücü olarak konumlayan ABD’nin küresel politikaları ile Türkiye’nin bölgesel ve ulusal çıkarları tarihin bu döneminde örtüşmüyor. Hal böyle olunca, iki ülke arasında ne gerilim ne de kriz eksik olmuyor. Ne demişti Almanya eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel 2018’de hatırlayalım: “Türkiye toprak bütünlüğünü ve çıkarlarını korumak için Batı ile çatışmayı göze aldı.”

İşte gerçek tablo bu kadar net... ABD ile daha çok karşı karşıya geleceğiz. 

Türkiye’yi istediği çizgiye getiremeyen -müttefikimiz- ısrarla ateşe odun atmaya devam ediyor. En son bir grup ABD’li senatör “Türkiye’nin insan hakları sicili düzelmezse yaptırım uygulansın” talebinde bulundukları bir tasarı hazırladı. Senatörlerin derdi Türkiye’de yaşandığını iddia ettikleri insan hakları ihlalleri falan değil. Zaten onların aklına insan hakları deyince içerideki FETÖ’cüler, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’dan başkası gelmiyor.

Mesela hafta sonunda terör örgütü YPG-PKK’nın Afrin’de üzerlerine bomba yağdırdığı siviller ve o saldırıda hayatını kaybeden küçük çocuğu insan olarak bile görmüyorlar. Görseler YPG’ye silah desteği vermekten vazgeçerler.

Onların tek bir derdi var: Türkiye’ye eskiden olduğu gibi istikamet vermek. Bizi kendi çizdikleri sınırlar içerisinde hareket eden bir yarı sömürge ülkesi kıvamına getirmek. Üzerimize bu kadar gelmeleri Türkiye’nin bu dönemde kendi çıkarlarını önceleyen bir çizgide durmasından. 

ABD’li senatörlerin skandal tasarısı... Biden’ın göz kırptığı muhalefet partilerinden genel başkan seviyesinde gelen “Kavala, Demirtaş ve bazı FETÖ’cüler boşu boşuna yatıyor” açıklamaları... Belli ki siyaset ısınacak... Bu söylem değişikliği ve vites yükseltme hamleleri durduk yere yaşanan gelişmeler değil. Türkiye’yi bir kez daha zor ve sancılı bir süreç bekliyor. Ama bu da aşılacak. Tıpkı öncekiler gibi. Eski Alman bakanın tespiti son derece doğru. Gerisi boş laf.

Babacan ekonomisi

Tartışmanın fitilini Ali Babacan ateşledi. 

Bakanlık günlerinde tasarrufa önem verdiği için AK Parti’de kendisinden “Fren Ali” diye bahsedildiğini söyledi.

Cevap Sanayi Bakanı Mustafa Varank’tan geldi. Babacan’ın lükse ve şatafata düşkün olduğunu iddia eden örnekler verdi.

İki siyasi arasındaki polemiği takip ederken aklıma Babacan’ın kendisini öve öve bitiremediği uzun bakanlık dönemi geldi.

Babacan sıcak paraya yani borçlanmaya dayalı bir ekonomi modeli takip ediyordu.

Uluslararası finans çevrelerinin her daim gözdesi olması bu modelin sıkı bir takipçisi olmasıyla alakalıydı. Çünkü para baronları onun döneminde Türkiye’den istediğini rahatlıkla alıyordu.

Babacan’ın bakanlık döneminin rakamları ortada. O rakamlarda tasarruf değil borç var.

Babacan’ı A4 kâğıdı üzerinden verdiği tasarruf mesajları aklamaz.

Varsa mantıklı bir cevabı şu sorunun cevabını versin: Bakanlık döneminizde Türkiye’yi sıcak paradan kurtaracak, üretimi canlandıracak, ithalat bağımlılığını sona erdirecek hangi yapısal reformları yaptınız?