Şimdi ilişkilerimizi düzenleme zamanı

"Bir insanı tanımak için onunla yolculuğa çıkın" denir ya. İşte onu, “Bir insanı tanımak için onunla karantinaya girin” olarak değiştirebiliriz sanırım. Koronavirüsün bizi evlere kapamasıyla, eşlerimiz, sevgililerimiz, çocuklarımız ve aile büyüklerimizle ilişkilerimizi gözden geçirir olduk. Bu süreçten zaferle de çıkabiliriz, kaybederek de. Ancak hem kendi ihtiyaçlarımızı, davranışlarımızı fark etmek ve dile getirmek, hem de karşımızdakinin ihtiyaç ve davranışlarını görebilmek için fırsatımız var. Mutfak ya da giysi dolaplarımızı düzenler gibi, ilişkilerimizi de düzenleme, fazlalıkları atıp, eksikleri tamamlama zamanı şimdi.

Şimdi ilişkilerimizi düzenleme zamanı

Seçim şansımız var

Çocuklar iletişim kurabilmeyi/kuramamayı, çatışmaları çözümlemeyi, iyi bir insan olmayı, başkalarıyla ilişki kurmayı, olayları yorumlamayı ve birey olarak seçim yapıp, insiyatif alabilmeyi ebeveynlerinden öğrenir. Böylesi olağanüstü bir süreçte çocuklarımıza nasıl yol gösterici olacağımızı seçmek bizim elimizde. Geçmişteki hatalardan pişmanlıklar duyup, başkalarını ya da kendimizi suçlamak ve dünyanın geleceğine dair felaket senaryoları çizmek mi? Yoksa bu süreçten neler öğrenebileceğimiz ve bireysel olarak yapabileceklerimize odaklanıp, kollektif bilince nasıl katkı sağlayabileceğimize kafa yormak mı? Seçim şansımız var. Ve anne/baba olarak sorumluluğumuz ağır.

Dünyaca ünlü aile terapisti Stan Tatkin’in de dediği gibi, “Ebeveynlik liderliktir. Ebeveynler çocuklarını zor insanlardan ve durumlardan, sosyal-duygusal güçlüklerden oluşan daha geniş dünyaya hazırlar. Partner etkileşimi ve ortak ebeveynlik; bizim bu dünyada yaptıklarımızı söyleyecek değil, gösterecek bir tiyatro. Bu nedenle, ebeveynlerin paylaştığı amaç, anlam ve kontrol konusundaki prensipleri, ailedeki değer ve inanç sistemi haline gelir.”

Elbette oldukça zor bir dönemden geçiyoruz. Belirsizlik kaygı seviyemizi her geçen gün artırıyor. Ama her an kendime ‘bu süreçte neler fark ediyorum, öğreniyorum, neler etki alanımda ve neleri değiştirebilirim?’ diye soruyorum. Mesela çokça unuttuğumuz hayatta kalma becerilerimizin tetiklendiğini düşünüyorum. Dün Derin’in canı dondurma istedi. Sipariş için dondurmacılar kapalı idi, markete de çıkmak istemedim. Evde dondurma yapımı için gerekli olan malzemeler de yoktu. Ne yapabiliriz diye düşündük ve yapabileceğimiz en basit tarifi bulmaya çalıştık. O da bana önerilerde bulundu. Elimizde olmayanlara değil, elimizde olanlara odaklandık.

Bir hedef belirleyip, eldeki kısıtlı malzemelerle o hedefe ulaşmaya çalışmak,

Yaratıcılığı arttırıyor,

Sorun çözme kapasitesini genişletiyor,

Olaylara olumlu bakış açısını geliştiriyor.

Ve insanlık için küçük, bizim için büyük bir adım olarak, dondurmamızı yaptık. Zor koşullarda, kendi emeği ile ürettiği dondurmayı yerken, daha mutlu ve gururlu idi sanki.

Evet, ne oynasak?

Hep diyorum; oyun oynamayı zorlaştıran bizleriz. Çünkü hem kendimizden, hem çocuklarımızdan beklentimiz çok yüksek. Oysa ki oyun, hayatın her anında.

Bu aralar, yemek masasında tekerleme söyleme oyunu oynuyoruz. Sırayla, yüksek sesle söylemeye çalışıyoruz ve genelde sonu kahkahalarla bitiyor. Tavsiye ederim, hadi deneyin ve eğlenin.

“Dal sarkar, kartal kalkar, kartal kalkar, dal sarkar.”