Yolun solunda maske takmak zorunlu, sağında çıkarabilirsin!

Yazlık beldelere gelince, sinirlerin ve kıyafetlerin gevşemesi gibi, maskeler de gevşiyor. Sıcak, deniz ve güneşin etkisiyle, standart bir kuralı işletmek epey zor hale geliyor.

Muğla’da maskesiz sokağa çıkmak yasaklandı. Bodrum da Muğla’ya bağlı olduğuna göre, burada da yasak olmalı. Ama güneşin altında, deniz kenarında ya da plajda otururken, gönül yayları gibi, maske ipleri de gevşiyor işte. Son bir haftadır, Bodrum’da gözlemlediklerim, tam bir kara mizah. Örneğin sahilde yürüyüş yaparken, bazı insanlar maske takmıyor.

Maskesiz dolaşan bir grup vatandaş, sahil kenarındaki balıkçılardan birinin girişine gelip, “Yer var mı?” diye sordu.

Garson da “Var ama maskesiz giremezsiniz” dedi.

Adam da “Maskemiz var” dedi ve hemen maskelerini taktılar.

Kaldırımdan aşağı inip, garsonu takip ederek, yaklaşık 100 metre ilerideki masaya oturdular ve maskelerini çıkardılar. Çünkü masada maskesiz oturulabiliyor.

Yani meseleye düz mantık olarak bakarsak, deniz kenarı ile restoran masası arasındaki 100 metrede virüsün bulaşma ihtimali var, diğer yerlerde yok! Bu biraz tuhaf bir hesap oldu!

Burada düzenleyici (kuralı koyucu) ya da uygulayıcıyı eleştirmek değil amacım. Ya da Almanya’da pasaport kuyruğunda mum gibi bekleyen insanımız, Türkiye’ye inince o sırayı bozuyor meselesi de değil. Bir kuralın kabul edilmesi için, uygulanabilirliğine de bakmak gerekli. Örneğin sizin için çok mantıklı ve doğru olan bir kural, çocuğunuz için öyle olmayabilir. Ya da sizin için uygulanabilirdir ama çocuğunuz için değildir. Uymak istese de uyamaz. O nedenle, herkes ve her durum için tek bir kural olamaz. Koşullara, ortama göre esnetilebilir, değiştirilebilir vs... Burada gözlemlediklerim bana bunları düşündürdü.

Ama kesin olan bir şey var ki tüm yaz boyunca bu tip yerlerde, başkalarının ne yaptığından daha çok, kendi bireysel sorumluluğumuzu almak ve maske kullanımı, sosyal mesafe gibi konularda maksimum düzeyde dikkatli olmak zorundayız.

Ne oynasak?

“Dostlar alışverişte görsün.”

“Körler sağırlar birbirini ağırlar.”

“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.”

“Gelir bahar ayları, gevşer gönül yayları.”

Ve daha niceleri... Dilimiz, atasözü ve deyimler anlamında inanılmaz zengin. Farkında olmadan konuşmalarımızda çok kullanıyoruz ve bu bilişsel gelişim açısından da fırsat. Çocuklarımızla deyim ve atasözleri hakkında konuşup, bunları bir liste yapabiliriz. Sonra da cümle içinde kullanmaya çalışabiliriz. Hem eğlenmelik, hem öğrenmelik...

Bizim için ‘normalleşme’, doğa için ‘anormalleşme’

İstanbul’da normalleşmeyle birlikte hava kirliliği yüzde 38 artmış. Salgından sonra tüm dünyada hava, toprak ve denizler hızla temizlenmişti. Hiç görmediğimiz balıkları görüyor, duymadığımız bitkileri, kuşları dinliyorduk. Tüm bu felaket içinde, doğa inanılmaz bir hız ve coşkuyla tazelendi. Normaline döndü. Ta ki 1 Haziran’a kadar. Bizim için ‘normalleşme’ başlarken, doğa için de ‘anormalleşme’ başladı. Aynı anda normalleşemez miyiz asla? Yani birimiz normalleşirken, diğerimiz anormalleşmeli mi illa? Yok mu bunun bir ortası?