
|


Yine İÜ
İSTANBUL Üniversitesi bir basın duyurusu yayımladı.
İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü'ne seçimleri 42 oyla kazanan Doç. Dr. Oktay Uygun'un değil de, 11 oy alan Prof. Berin Ergin'in atanmasının sebebini anlatıyor: Merkez'in müdürlüğüne "Profesör varken doçent atanamaz"mış.
Rektör'ün hoşlanmadığı Doç. Dr. Uygun'a oy veren 42 hukukçu öğretim üyesi bakın bu bildiride nasıl suçlanıyor:
"...Bir doçentin atanamayacağının bilinmesine karşın, doçenti özellikle fazla oy sahibi kılmak aslında olay çıkartmak ve Rektör'ü bir anlamda zor durumda bırakmak çabasından öteye giden işlem değildir..."
Mevzuat bakımından haklı olsa bile, Rektörlük bildirisinde kendi öğretim üyelerini böyle suçlayan bir üniversite gördünüz mü?! Bütün 'huysuz' öğretim üyeleri İÜ'de mi toplanmış?! İÜ'de dört yıldır yaşanan gerilimlerin, sorunların sebebi, öğretim üyelerinin 'huysuzluğu' değil de kötü yönetim olamaz mı?
Asıl mesele bu...
* * *
REKTÖRLÜK Basın Merkezi'nin bildirisinde söz konusu Merkez'in müdürlüğüne "Profesörün olduğu yerde doçentin seçilmesi de ve hatta teklif edilmesi de zaten üniversite yasasına aykırıdır" diyor.
Ama gösterilen maddelerin hiçbirinde "Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürleri"nin atanmasında akademik unvana bakılacağına dair hüküm yok!
Var olan hükümler, "Bölüm başkanları... Anabilim dalı başkanları ve yüksekokul müdürleri"nin atanmasında "Profesör varken doçent olmaz" diyor.
Uygulama ve Araştırma Merkezleri'nin kendi "yönerge"si var. Bu yönerge, sadece atama yetkisini düzenliyor, akademik unvan şartı getirmiyor.
Hukukçular bilir: Uyulması gereken, bu "özel" yönergedir, "genel hükümler" değil...
Zaten kendisiyle görüştüğümde, Doç. Dr. Uygun, "hukukçu öğretim üyesi arkadaşlarıyla istişare edip yasal engel bulunmadığına birlikte karar verdikten sonra" aday olduğunu söyledi.
Zaten yasaya aykırı olsaydı doçentli bir seçim listesini Hukuk Dekanı Rektör'e sunar mıydı?!
* * *
ALEMDAROĞLU, konuyla hukuki anlamda 'özel' ilgisi bulunmayan yasa, yönetmelik ve yönerge maddelerinin arkasına sığınmadan "ben doçenti değil, profesörü atamayı uygun gördüm" deseydi kimsenin bir söyleyeceği olmazdı.
Basın açıklamasında şöyle isabetli bir cümle de var:
"Profesörün var olduğu yerde doçentin atanması, üniversiter anlayışa aykırıdır."
Bu ilkeye elbette saygı duymak lazım ama işine geldiği zaman değil, her zaman...
İÜ'de bitmeyen gerilimlerin asıl sebebi bu... İÜ, "üniversiter anlayış"a uygun yönetilseydi bu kadar tartışmalara konu olur muydu? Mesela Ankara Üniversitesi niye İstanbul Üniversitesi kadar tartışılmıyor, eleştirilmiyor?
"Amiral gemisi" olduğu söylenen İÜ, bilimsel yayınlarda neden AÜ'nün gerisindedir? Hangi üniversitemiz İÜ kadar öğretim üyesi kaybına uğramıştır? Hangi üniversitemiz İÜ kadar politize olmuştur?
'İntihal' (aşırma) iddiası konusunda neden bağımsız bir bilim kuruluna araştırma yaptırılmıyor?
--------
NOT: Yeni Şafak gazetesine yapılan hukuka aykırı baskın, fikirlerinden ve muhalefetinden dolayı bu gazeteye yapılan bir siyasi baskıdır. Kınıyorum ve basın hürriyeti adına dayanışma duygularımı bildiriyorum.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|