Darısı İzmir’in başına

25 Kasım 2012

Kadıköy Belediyesinin Pet Shoplarda hayvan satışını yasaklamak için çalışmalara başladığını duymuşsunuzdur. Ayşe Arman‘ın başına Jimmyboy gelmeseydi belki de bunlar hiç yaşanmayacaktı. Yazılarıyla büyük kitlelere hitap edenlere bayılıyorum. İyi ki araştırmadan, etmeden petshoptan köpek almış da şimdi milyonlarcasını kurtarabilecek.
Asıl amacı hayvan malzemeleri satmak olan petshoplarda canlı satışının yasaklanacak olması sadece Kadıköy’de dahi olsa çok güzel sevindirici ve umut verici bir haber. Darısı İzmir’imin de başına diyorum.
7 köpek sahibi biri olarak pet malzemelerimi her zaman canlı satışı yapmayan petshoplardan almışımdır ama bunların da ürün yelpazesi biraz eksiktir. İçimin gitmediği ürünleri olan petshoplar yok desem yalan olur.
Sadece canlı satışı yaptıkları için nasıl ki Petshow Fuarı‘nı kendimce protesto ediyordum. Aynı şekilde işte bu tür petshopları da protesto halindeydim.
Petshoplarda hayvan satışının yasaklanmasıyla birlikte merdiven altı dedikleri üretimin, yani petshoptan çok daha sağlıksız olacak olan bir üretim şeklinin çoğalacağı söyleniyor ve petshopçular kendilerini bu şekilde kurtarabileceklerini düşünüyorlar.
Bu merdiven altı üretim zaten denetimsizlikten dolayı şu anda da var ve bu kişilerde ürettikleri canları petshoplara satıyor. Yani sadece yurt dışından sağlıksız koşullarda gelmiyor bu canlar. Aralarında merdiven altı üretim yavruları da var.
Petshoplar sadece bir aracı yani onlarda yasak başladığında bu kişilerde yavruları satacak yer bulamadıklarında bu üretimde azımsanmayacak şekilde küçülecek ve bir süre sonra yok olacak.

Yazının devamı...

Luik ve ben

11 Kasım 2012

Bu köşede yazdıklarım çoğunlukla köpek sahiplerini ilgilendirse de, ben kendi baktığım gerçekten ilgilendiğim ve öğrendiğim şeyleri sizlerle paylaşacağımı yazılarıma başlarken söylemiştim.
Şimdi ise çok farklı bir alandayım ve ben de bu işte çok acemiyim. Yıllar önce İzmir Atlıspor Klübü‘nde Kervansaray isimli bir atla başlayan biniciliğim, Kervansaray’ın ölmesiyle bitmişti. Şimdi bundan yıllar sonra kendi hayatımın da bir düzene girmesiyle yeniden başladı.
Üniversite’yi Ankara’da okudum, sonra dönünce Almanya’da kısa süre yaşadım ve en sonunda bu sene tamamen yerleşik olarak İzmir’de yaşamaya başladım.
Kendi evimi ve düzenimi de oturttuktan sonra çocukluğumdan kalan hayalime tekrar sarıldım. Bu sefer bir kulüp atı değil sadece benim ilgilenebileceğim, tüm bakımını üstleneceğim, benim binişe hazırlamak istediğim bir at sahibi olmak istedim. Bu yüzden araştırmaya başladım, Çok iyi insanlarla tanıştım gerek İzmir’de gerekse İstanbul’da bana yardımı dokunan emeği geçen kişiler oldu.
Bu kişilerin de yol göstermesiyle ve tabii ki Kemal Bey Çiftliği‘nin de beni aralarına almakta ki o sıcak aile ortamında Luik ile tanıştım, Luik ben ona Lulu diyorum. Çok güzel bir Fransız atı. Kızıl kahve yelesi ve kızıl kahve tüyleriyle o yumuşacık kalbiyle resmen beni kendine aşık etti.
Bir ata tekrardan binmeden önce atla duygusal bir bağ oluşturmak istiyordum ve bunu Lulu’da yakaladım. İşte bu yüzden Lulu’yu satın aldım.
Hafta içi iş çıkışlarında vakit buldukça ve hafta sonları da mutlaka yanıma maydonozumu ve havuçlarımı alıp Lulu’ya gider oldum. Önceleri binmesem de onu padoktan çıkarıp sadece tımarlamak, orasını burasını öpmek ve bana güvenebileceğini hissettirmekti amacım. Nitekim bu doğrultuda ilerledik.

Yazının devamı...

Ayşe Arman da petshop mağduru

4 Kasım 2012

Bilmiyorum yazılarını takip ediyor musunuz; fakat, Türkiye’nin sıra dışı köşe yazarlarından. Girmediği, araştırmadığı konu kalmayan benim de bir çok yazdığı konuda fikir sahibi olduğum Ayşe Arman da petshop mağduru olmuş ve bu konuya da dikkat çekmeye karar vermiş.
Açıkçası başına gelenin çok kötü bir şey olmasına ve kızı Alya’yı da etkilemiş olmasına rağmen en azından benim sürekli olarak anlatmaya çalıştığım, birçok hayvan severinde dikkat çekmeye çalıştığı konuyu kendisi yaşadığından olayın ciddiyetini kavramış ve bu konu üzerinde daha bir çok çalışma yapmaya karar vermiş.
Almak istediği cins köpek cavalier king charles. Bu aralar inanılmaz popüler. Bir 15 yıl önce nasıl ki golden retrieverlerı bulmak zordu, yetiştiren çiftlikler falan yoktu ve bir o kadar da popülerdi, işte cavalierlerde aynı durumda şu anda.
Yeterince araştırma yapmamıştır demek istemiyorum ama belli ki yapmamış. Halbuki bu kadar iyi ve araştırmacı bir gazeteci için şaşırtıcı bir olay bu. İstediği cins maalesef genetik rahatsızlıkları olan bir cins. Özellikle de kalp sorunu olan bir cins. Sırf bu yüzden sadece anne babası değil anneannesi, babaannesi, dedelerinde bile genetik rahatsızlık olmayan bir yavru edinilmeli. Bunun için de bir üretim çiftliğinden alınmalı. Türkiye’de yok mu; var... En azından İzmir’de var bu şekilde bir üretim çiftliği ve bu cinsi üreten.
Ayşe Hanım yurt dışı bağlantıları olan bir kişi. Yurt dışından da şecereli bir yavru alabilirdi. Umarım bir dahaki seçimini sağlıklı bir dosttan yana kullanır. Kendisine ve ailesine yaşadığı dramdan ötürü geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Çakıl’a özel kür

Geçen hafta bayram tatilimizi beraber geçirdiğimden bahsetmiştim. Kışa girdiğimiz şu günlerde fark ettim ki Çakıl’ın tüyleri bayağı uzamış olmasına rağmen hayli zayıf duruyor. Bu yüzden Barneytoy’u bu iki hafta Maya’nın yanına tatile gönderdim ve Çakıl’ı evin tek köpeği yaptım. Kendisini şişmanlatacak özel bir menü de hazırladım. İştahı yerinde maşallah.

Yazının devamı...

Çakıl’la birlikte geçen bir bayram

28 Ekim 2012

Bayram geldi, herkes bir yana dağıldı. Tatilin de uzun olmasından istifade ederek çoğu kişi yurtdışına gitti.
Teyzemler de bir yerlere gittiği için köpekleri Paşa’yı bize bırakınca evin nüfusu aniden 7’ye yükseldi. Zaten normal bir hiyerarşik düzende geçinen köpeklerimiz, Paşa’ya bebekliğinden beri alışık değiller. Paşa ne kadar cana yakın olursa olsun onu kesinlikle aralarına almadılar. İşte bu yüzden Paşa kah bahçede, kah evin bir odasında gününü geçirir oldu.
Paşa ile annesi Çakıl aralarında bir akrabalık olduğunu ikisi de farkında değil. Tabii biri erkek diğeri dişi işler biraz karıştı. Çünkü Çakıl da tam döneminde. Bu yüzden rahat edemeyen Çakıl’a benim evin yolu gözüktü.
Geçen gün aldım Çakıl’ı Paşa da böylece diğer evde kalan tek köpek oldu. Biraz da yağmur çiseleyince bahçede bırakamadık. Diğerlerinin ayrı kafesleri ve kulubeleri var fakat paşa garibim hiç biriyle anlaşamadığından onun başını sokacak bir kulubesi yoktu. İşte bu yüzden onu eve aldım, ağlamaması içinde serbest bıraktım. Ama bu sefer Çakıl’a rahat vermedi ben de. Çakıl’ı aldım benim eve getirdim. Bayramın 1. gününü beraber geçirdik, Çakıl’ı yıkadım bayramlıklarını giydirdim ve Çeşme’ye misafirliğe gittik.
O kadar uslu o kadar varla yok arasındaydı ki herkesin kalbini çaldı. Ben ne kadar yaramazdır, cadıdır desem de sanırım insanlar benden şüphe duydular; fakat Çakıl’a taptılar.
Gerçekten de Çakıl’ın misafirlikteki performansı inanılmazdı. Nereye gittiysek sesini çıkarmadan yattı, mamasını yedi çişi gelince söyledi falan.
Geç oldu dönmeyelim kalalım Çeşme’de dedik, gece de hiç sorun çıkarmadan sanki her zaman yaptığımız ritüelmiş gibi sessizce yatakta yanıma kıvrıldı; beni de ısıttı. Uyanana kadar da kesinlikle kımıldamadı.

Yazının devamı...

Takevli öğrencilerin örnek davranışı

7 Ekim 2012

Geçen sene Almanya’da ZDF kanalında yayınlanan “1.2.3.” oyun programına Takevli öğrenciler özel davet alarak ikinci kez katıldı. Almanya ve Avusturya’dan gelen diğer takımlara karşı yarışan TAKEV Özel İlköğretim Okulu 4. Sınıf öğrencileri yarışmayı 2. olarak tamamladı ve 140 Euro para ödülü kazandılar.

Parayı değerlendirmek için de geçen hafta kazandıkları bu paralarla Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği üyeleriyle irtibat kurarak, Seferihisar Hayvan Barınağı’na 15 kg’lık 6 paket kuru mama bağışladılar. Mamaları bizzat götürmek ve oradaki can dostlarını da görmek isteyen öğrenciler sorumlu öğretmenleriyle barınak ziyareti yapmış oldular. Oradaki yavrulara isim koyan ve sık sık ziyaret edeceklerine söz veren öğrenciler hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmediler. TAKEV öğrencilerini bu sorumlu davranışlarından dolayı kutluyorum.

Geçen hafta ki yazım da pet showdan bahsetmiş ve bu sene yavru satışı görmediğimden bahsetmiştim. Sanırım bu yaşanan bir yanlış anlaşılmaymış, çünkü aynı fuara KIF yarışmaları olduğu için 2. Kere gittim. Pazar günü gördüklerim “İşte hiçbir şey değişmemiş eski tas eski hamam” dedirtti bana. Saat 17.00 sularına doğru Petshoplar ellerinde Pazar malı gibi tuttukları köpekleri “Son 1 saat gidiyoruz x TL“ diye bağırarak satmaya çalışıyorlardı. Rezillik dışında bir şey değildi yaşanan. Sizlere de tavsiye ettiğim için kendimden utandım. Perşembe günü orada birçok basın mensubu arkadaşım vardı. İlk gittiğim gün ve hayvan satışının yasak olduğu belirtilmişti gerçekten de tüm camlarda, kafeslerde satış yoktur yazıyordu. Durum pazar günü değişmiş anladığım kadarıyla. Ben yine kendi protestoma devam edeceğim anlaşılan.

Yazının devamı...

Sadık dostlarımız ve hastalıkları

23 Eylül 2012

Çevremdeki yakın dostlarımdan sayısız telefon alıyorum. Yeni köpek bakmaya başlayanlar, hayvanlarının, beklenmedik hareketlerini anlatılar, sorular sorarlar. Bu da beni bazen çok eğlendirir.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, yavru köpekler insanlardan çok farklı değildir. Sadece aşamaların süreçleri, köpeklerin yaşamları daha kısa olduğundan çok çabuk gelişir.
Bana gelen telefonları çoktan aza doğru konu başlıklarıyla sıralamam gerekirse, ilk başta diş değiştirme alıyor. İnsanlardaki süt dişleri, köpeklerimizde de var. Doğduklarında dişsiz olan bu yavruların süt dişleri 2 aylıkken çıkıyor ve iğne gibi sivri oluyorlar. Oyun amaçlı yada diş kaşıma amaçlı ısırabilir, ciddi yaralara sebep olabilir.
Süt dişleri değişir
Süt dişlerini 4-5 aylık arasında değiştirirler. İşte o zaman telefonlar yoğunlaşır. “Köpeğimin dişi kırıldı, kanıyor ne yapmalıyım?” sorusu sıkça sorulur.
Herkese tek tek, “Evet onlar süt dişiydi. Şimdi gerçek dişleri çıkacak” açıklamasını sıkılmadan yaparım. Köpekler, düşen dişleri genellikte yutar. Bu normal bir süreçtir. Bu dönemlerde mobilyalarınızla vedalaşmamak için onlara çiğ yada petshoplarda satılan kurutulmuş deri kemiklerinden vermenizi tavsiye ederim.
İkinci soru, “Dün gazeteye işemişti, bugün işemedi” şeklinde... İki aylık bir köpek eğer gazeteye işemişse, bu, tuvalet terbiyesini almış demek değildir. Tesadüfen yaptığı bir harekettir. Unutmayın ki onların 5 ayda öğrendikleri şeyi sizin çocuklarınız 3 yaşına kadar öğrenemediler. Bu yüzden biraz sabır lütfen.

Yazının devamı...