SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Aşırı alıngan turist rehberleri

Nedendir bilinmez ama bazı insanlar meslekleri ile ilgili aşırı alınganlar. Karikatürlere, deyimlere, masum bir karşılaştırmaya ya da açıklamaya tepki vermeye hazırlar.
10 küsur yıl kadar önceydi sanırım, bizim liseden Bahadır Baruter’in çizdiği bir karikatüre Veremle Savaş Derneği çok bozulmuş dava açmıştı. Karikatürde eli sopalı adamlar, birkaç kişiyi küfürler eşliğinde kovalıyor, kaçanlarda, “Kaçıııınnnn Verem Savaş Derneği üyeleri bunlar” diye bağırıyordu. Verem ve savaş kelimeleri temelinde bakıldığında komik olan karikatürü nedense dernek bir aşağılama olarak görmüştü.
Her meslek grubunda var bu aşırı alınganlar. Kimi zaman neden alındıkların anlamak da mümkün olmuyor...

Rehberler de dahil oldu

Daha önce de yazdığım gibi benim turizmle tanışmam rehberlikle oldu. Sonrasında sırayla acenta, üniversite ve basın geldi. Ama rehberliği, güzel ülkemi, yurdum insanı başta olmak üzere yedi düvele anlatmayı hiç bırakmadım ve her daim mesleğim sorulduğunda gurur duyarak diğer titrlerimi bırakıp, “Turist rehberiyim” dedim. Ağırladığım misafirlerin teşekkür yazıları aldığım onca ödülden çok daha değerli.
Şimdi gelelim konumuza... Çarşamba akşamı farklı rehber platformlarından İvana Sert’in Mardin gezisinden yaptığı paylaşımlarla ilgili mesajlar gelmeye başladı. Ivana’nın Dara’dan yaptığı paylaşımlarını da bu şekilde izledim. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde akademisyen olan Burak Erdem’de Mardin’i tanıtmak adına, Dara’da kendisine gönüllü olarak eşlik etmiş. Ama eminim, “Keşke etmez olaydım” demiştir.
Neden derseniz, bu gezi sonrası, her ikisi de pek çok sert eleştirinin hedefi oldular bir anda.

Nedenini merak ettiniz değil mi?

Ben de ettim. Önce video’yu izledim. Burak Erdem, Dara’ı anlatmaya başlamadan önce “Ben Mardin Artuklu Üniversitesi’nde görev yapıyorum, tarihçiyim. Geleceğinizi duyduğumda çok sevindim. Çünkü ciddi bir takipçi sayınız var. Ben de istedim ki bir akademisyen olarak size Mardin’i akademik anlatayım. Dolayısı ile ben turist rehberi değilim” diyor. İvana’da “Çok da gerek yok turist rehberi olmasına, siz zaten arkeologsunuz” diye cevap veriyor. Burak Erdem de, “Evet, arkeoloğum ve doğru bilgiler edinin istiyorum” deyip, anlatmaya başlıyor.
Bu video’yu izleyen turist rehberlerinin bir kısmı bu diyalog ile Sert ve Erdem’in turist rehberliği mesleğini küçümsediğine ve aynı zamanda Burak Erdem’in kaçak rehberlik yaptığına kanaat getirmişler ve her ikisi de rehber eleştirilerinin hedefi olmuş.

‘Yanlış anlaşılma’

Sonra İvana Sert’i aradım. “Nedir bu konunun aslı?” dedim o da anlattı. Eşiyle beraber Mardin’de konakladıkları otel, Burak Erdem’in kendilerine Dara’da eşlik etmek istediğini söylemiş. “Türkiye’yi tanıtmayı, gezdiğim yerleri paylaşmayı seviyorum. Ben de ‘Tamam’ dedim. Tanıştık, kendisi zaten arkeolog olduğunu söyleyince, ‘O zaman başka kimseye ihtiyaç yok’ demem, sanki rehberlere ihtiyaç yok gibi algılanmış. Rehberlik mesleğinin ne kadar önemli olduğunu tabi ki biliyorum. Mardin’e geldiğimizi duyan Burak Bey bir akademisyen olarak Dara’da bize eşlik etmek isteği gelince hayır diyemedik. Ama ciddi bir yanlış anlaşılma sonucu sanki rehberlik mesleğini küçümsediğimiz sanıldı. Gerçekte olan ise bir akademisyenin gönüllü olarak bize eşlik etmesinden ibaret.“
Yazılanları okuyup, Ivana Sert ile konuşunca Bahadır’ın karikatürü geldi aklıma, bir de dinlerken noktalama işaretlerine dikkat etmezseniz, söylenenleri nasıl yanlış anlayabileceğiniz.

Bu arada meslektaşların içi rahat olsun, İvana turist rehberlerinin önemine ve mesleğin değerine vakıf. İlk fırsatta kendisi ve eşi Sezer Dermenci ile beraber Istanbul’u bir keşfe çıkacağız. Sakın merak etmesinler bu kez kendilerine rehber olarak ben eşlik edeceğim.

Unutmadan, Mardin’i tanıtım çabaları için hem Ivana Sert’e hem de Burak Erdem’e teşekkürler...

Yazının devamı...

Yükselen tatil trendi: Glamping

Son yıllarda herkesin ağzında ve aklında olan bir kelime ‘Glamping’. Değişen seyahat anlayışı, pandemi şartlarıyla birleşince öne çıkan tatil seçenekleri arasında en çok bilineni desek yanlış olmaz.
Özetle, doğada kamp yapayım ama dertleriyle uğraşmayayım lüksten de ödün vermeyeyim diyenlerin tatili bu...
İngilizce iki kelimenin, ‘glamourous’ ve ‘camping‘in birleştirilmesiyle oluşturulmuş. ‘Glamourous’, göz kamaştırıcı, büyüleyici, cazibeli anlamlarına gelmekte. Malum ‘camping’ ise kamp demek.
Yani lüksü doğanın ortasına taşıyarak alıştığınız konfordan vazgeçmeden, dünyanın el değmemiş noktalarında tatil yapmanın yeni yolu Glamping.

Nasıl bir seçenek?

Öncelikle bu bir çadır tatilinin çok ötesinde. Beş yıldızlı otel tatilinden sıkılanların yeni gözdesinde doğanın ortasında bir çadırdasınız. Ama konforlu bir yatağınız, sıcak suyu olan bir duşunuz, isterseniz jakuziniz bile var. Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri beş yıldızlı otellerle yarışır.

Normal kamp ile farkı

Önce ortak noktaları söyleyelim. Her ikisi de, doğada yapılıyor. Şehrin stresinden kısa bir süreliğine de olsa kaçıp dinlenmek isteyenlerce tercih ediliyor. Yerleşim yerlerinden, yani gürültü ve insanlardan uzak noktalardalar. Her ikisinde de çadırda konaklıyorsunuz.
Farklara gelirsek, normal kampçılıkta önce ekipmanları satın almanız gerekiyor, sonra kamp için uygun bir alan bulacaksınız. Tüm ekipmanı kamp yerine taşımanız, çadırı kurmanız gerekiyor. Büyük olasılıkla çadırınız iki kişilik olacak. Bir matın üzerinde, uyku tulumunda uyuyacaksınız. Yemeğinizi kendiniz pişirecek, çöpünüzü biriktirip götüreceksiniz. Duş, tuvalet ve böcekler ise çözmeniz gereken diğer konular.
Glamping de hiçbir ekipman almanız ve taşımanız gerekmiyor, çadırınız kurulmuş ve hazır bir halde sizi bekliyor. Kamp işinin en zahmetli bölümü olan çadır kurmakla uğraşmıyorsunuz yani. Adı ve üretildikleri malzemeler dışında bu çadırların diğerleri ile pek bir ortak noktası yok desek yanlış olmaz. Öncelikle büyükler. Soğuk ve sert bir zeminde uyumak zorunda değilsiniz, rahat bir yatağınız, sıcak duşunuz sizi bekliyor. Jakuzi seçeneği olanlar bile var. Yemek ve temizlikle uğraşmıyor, böceklerle mücadele etmiyorsunuz.

Çevreye duyarlı ve sürdürülebilir

Her ne kadar lüks bir tatil seçeneği olsa da çevreci ve sürdürülebilir bir yaklaşım hakim Glamping’de. İhtiyaçlar yakınlardaki yerel kaynaklardan sağlanır, su sistemleri ise doğa dostu planlanır. Bir otelle karşılaştırıldığında karbon salınımı yok denecek noktada. Özellikle çocuklara doğaya zarar vermeden de tatil yapılabileceğini öğretmek için harika bir seçenek.
Doğa ile iç içe tatil yapmak doğayı daha yakından tanımanıza yardımcı olduğu gibi modern tatil seçeneklerinden uzak olmak, arkadaşlarınız ile de daha çok zaman geçirmeniz anlamına geliyor.

Çıkış noktası ve tarihçesi

Modern dünyada ilk ortaya çıktığı ülke İngiltere.
Oxford Sözlüğü’ne giriş yılı ise 2016. Her ne kadar kelime yeni olsa da eylem yeni değil. Tüm yabancı kaynaklar Glamping’i anlatırken, Osmanlı’nın sefere çıktığında kullandığı süslü ve lüks çadırlarından bahsetmekte. Bu çadırlardaki lüks ve şatafatın o tarihlerde Avrupalıları büyülediği bir gerçek. Osmanlılar dışında Orta Çağ’da pek çok Avrupalı soylu da seyahat ya da eğlenceler için benzer çadırlar kullanmaktaydı.
Lüks çadırlarda konaklamanın yeniden yükselen bir trend olması ise 20’nci yüzyılın başları... Afrika safarilerinin sembolü haline gelen şatafatlı çadırlar macera yaşamak ama konforlarından ve lüksten vazgeçmek istemeyenlerin tercihiydi. Bugünse doğanın içinde olup konfordan ödün vermek istemeyenlerin tercihi.

Yazının devamı...

2022'de turizm trendleri

Kovid-19 nedeniyle iki yıldır doğru düzgün tatil yapamıyoruz. Seyahat kısıtlamaları ve hastalık korkusu insanları gönüllü ev hapsine mahkum etti. Eğer son anda beklenmedik bir durum ortaya çıkmaz ise 2022’de bu değişecek. insanlar, pandeminin artık epidemiye dönüyor olması, aşının koruyuculuğunun anlaşılmasına bağlı olarak aşı olanlarının oranının artmasına ile artık yeniden doya doya tatil yapmak, gezmek istiyorlar.
Yapılan uluslararası araştırmalar yaklaşık her üç kişiden birinin bu yıl tatil için plan yaptığını ve uzun süredir tatile ve gezmeye hasret kalanların 2022’de kendilerini şımartma eğiliminde olacağını göstermekte. Kısaca bu yıl talebin kaliteli ve lüks seyahatlere olacağı düşünülüyor.

Önemi anlaşıldı

Günümüz teknolojisi tüm turistik ürünlere yerimizden kalkmadan ulaşmayı sağlamakta. Ancak pandemi bize seyahat acentesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Bir tatili planlamak için pek çok farklı turistik ürünü birbirleri ile en uyumlu şekilde bir araya getirmek gerekiyor ve bu iş oldukça karmaşık hale geldi. Ancak bu planlama, seyahat acenteleri için rutin bir işlem.
Yapılan araştırmalar insanların hala internette tur programlarını incelediğini ama iş rezervasyon aşamasına geldiğinde, o özledikleri tatilin sorunsuz geçeceğinden emin olmak için kendilerini konunun uzmanı güvenilir ellere teslim etmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Anlaşılan 2022, seyahat acenteciliğinin yeniden yükselişe geçeceği yıl olacak.

Ertelemeyin!

Herkesin bir yapılacaklar listesi var ama sürekli ertelenir. Kovid-19 insanlara ertelediklerini yapacak zamanın olamayacağını gösterdi. Dolayısı ile 2022’de ‘Hayatlarının Tatili’ni yapacak insanların sayısında ciddi artış beklenmekte.

Ekoturizm ve sürdürülebilir seyahat

Son iki yılda insanlar, okumaya ve araştırmaya daha çok zaman ayırdı. Dolayısı ile pandeminin en büyük faydası, insanların bilinçlenmesi oldu diyebiliriz. Kitle turizminin çevreye verdiği zararı anlayan seyahatseverler, 2022’de ekoturizm ve sürdürülebilir turizme yönelmekte.
Global rezervasyon sistemlerinden Amadeus’un yaptırdığı bir anket, seyahatseverlerin üçte ikisinin sürdürülebilir turizmi öncelik olarak gördüğünü ve turistik yerlerin korunmasının sektörün uzun vadede daha sürdürülebilir hale gelmesine yardımcı olacağını düşündüğünü göstermekte.
Artan duyarlılığı fark eden Google Flights, artık sadece uçuş detaylarını değil, ‘Karbon Emisyonlarını’ da göstermekte.

‘Mini programlar’ın yılı

Az insan, yerel programlar bu yıl yine revaçta. Özellikle hafta sonu yakınlarda bir program yapmak öne çıkıyor. Şehrimizi, yerel lezzetlerini, tarihini ve kültürünü keşfetmek esasında iyi bir gezgin olmanın da ilk hedefi esasında. Bu arada uçak bileti, benzin tüketimi dolayısı ile karbon salınımı da yok.
Kısaca yükselen trend: Yerel tatil...

Küçük gruplar

Pandemide dostlarımızdan da mahrum kaldık. 2022’de insanların tercihi küçük gruplarla gezmek ve daha güvenli olduğunu düşündükleri butik otellerde tatil yapmak.

Glamping

2022’de yıldızı yükselmeye devam edeceği öngörülen ‘Glamping’ yeni bir terim. Glamorous (büyüleyici) ve camping (kamp yapmak) kelimelerinden türetilmiş. Bilinen kampçılıktan farkı konforlu ve daha lüks olması. Aynı zamanda da çevre dostu ve sürdürülebilir bir seçenek.

Yazının devamı...

Bu birliktelik dengeleri değiştirebilir

Geçtiğimiz ay İzmir’de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Yunanistan Turizm Bakanı Vassilis Kikilias’ın katılımlarıyla Türkiye-Yunanistan 9. Turizm Forumu düzenlenmişti.

Konuşulan konular arasında vize muafiyeti, iki ülke arasındaki turist trafiğinin pandemi öncesi seviyelere getirilmesi, feribot seferlerine en kısa sürede yeniden başlanması, Taşınmaz Kültürel Mirasın Korunması İçin İşbirliği Protokolü, deniz yolu ile bağlanacak şehirlerin sayısını artırılması vardı.
Ancak bence bu forumdaki en önemli cümleyi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy söyledi: “Yunanistan’ı rakip değil partner olarak görüyoruz.”
Umarım bu cümlenin öneminin farkına her iki ülkenin siyasetçileri ve bürokratları da varır.
Aynı denizi paylaşan, ortak geçmişe, tatlara, adetlere, düşünce yapısına sahip, dünya turizminde söz sahibi iki ülkenin ortaklığının, her iki ülkenin turizmine yapacağı katkı düşünülenin çok üzerinde olacaktır.

Ortak programlar, ortak pazarlama

Ortak coğrafya, tarihe ve kültüre sahip iki ülke bugüne kadar bu ortak değerlerden yeterince yararlanamadı. Ancak kasım ayında İzmir’deki forumda gerek Ersoy gerekse Kikilias, uzak destinasyonlarla ilgili yapılacak ortak çalışmaların her iki ülkeye büyük fayda sağlayacağını konusunda hemfikir olunca, her iki ülkenin turizmcileri de ilk adımları atmaya başladı. Öne çıkan konuların başında da özellikle uzak pazarlar için ortak tur paketi oluşturulması, ortak operasyonlar, birlikte tanıtım ve pazarlama yapılması var.

Ortak kültür turları yolda

Perşembe günü İstanbul’da önemli bir toplantı vardı. Yunanistan’ın tanınmış tur operatörlerinden, Mazi Travel&Event, Türk turizminin önemli oyuncularından Intra Turizm Grubu ile birlikte üçüncü ülkelerde yapacakları ortak tanıtım ve pazarlama çalışmaları için stratejiler geliştirmek, bu ülkelerde satışa sunulacak, her iki ülkeyi de kapsayan tur programların içeriklerini belirlemek üzere çarşamba günü 24 saatliğine İstanbul’a geldi.
Perşembe günü, Şişli Radisson Blu Hotel’de gerçekleştirilen tam günlük çalışmada, Mazi Travel&Event ekibine şirketin CEO’su Theodoros Makris, Intra ekibine ise Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Karaoğlu başkanlık etti.
Theodoros Makris Kasım ayında İzmir’e gelen Yunan heyeti içinde de yer alan deneyimli ve yaratıcı bir turizmci. Mazi Travel&Event ise 1987’den beri başarılı işler imza atmış, yaratıcı bir tur operatörü. 1980 yılından bu yana pazarda olan Intra ise, Türk turizminin önemli oyuncularından.
Yapılan toplantıda 2022 senesinde üçüncü ülkelerde satışa açılacak ortak turların içerikleri ve rotaları, bu ülkelerde sunulabilecek yeni içerikler, turların nasıl pazarlanacağı ve gerçekleştirileceği gibi konular masaya yatırıldı.
Baştan sona izlediğim toplantı da konuşulanları bu satırlarda paylaşamasam da, iki ekibin ocak ayı itibarıyla Ege’nin iki kıyısını tek ürün olarak pazarlamaya başlayacağını söyleyebilirim.
Toplantı sonrası konuştuğum Intra Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Karaoğlu, “Eskiden beri sınırlı da olsa yapılan, iki ülkenin birlikte, birbirini tamamlayıcı şekilde sunulması fikri, son yıllarda daha kuvvetli bir şekilde dile getirilmeye başlandı. Türk Hava Yolları’nın geldiği nokta ve Yunanistan uçuşlarının sayısının da bunda katkısı var. Agean ve Pegasus Hava Yolları’nın uçuşları da bu ortak çalışmayı kolaylaştıran bir diğer etken. Biz mantık olarak iki ülkenin birbirinin devamı gibi düşünülerek sunulmasını uzun zamandır arzuluyor ve uyguluyorduk. Bunu çok daha üst seviyeye getirmek için, kasım ayında İzmir’de yapılan toplantının da ışığı altında, projeleri daha güçlendirmek amacıyla bugün İstanbul’da toplandık. Bir sonraki toplantımız ise Selanik’te olacak ve fiili uygulamaya da 2022’de geçmiş olacağız” dedi.
Seçilen programlara, planlanan yeni turlara baktığımda, eğer pandemi nedeni ile yeni bir kapanma söz konusu olmaz ise, iki şirketin bu ortak operasyonu hem önyargıları altüst etmiş olacak hem de iki ülkenin turizmine ciddi katkıda bulunacak.

Yazının devamı...

ŞEHR-İ ISTANBUL’UN MİSAFİRLERİ ve SORUNLARI

24 Kasım’da bu yılın son kruvaziyer gemisinin ardından, “Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?” diye sormuş ve gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde anlatılan sorunların bir kısmını aktarmıştım. Bu hafta kaldığımız yerden sorunları özetlemeye devam edelim.

En büyük sorun taksiler

İstanbul’da yaklaşık 18 bin taksi ve 52 bin taksi şoförü var. Mesleğini layığı ile yapanlar çoğunlukta olsa da İstanbul’a gelen yabancı misafirlerin şikâyet ettiği konuların başında taksiler ve talep edilen fahiş ücretler gelmekte. Özellikle Sultanahmet bölgesinde taksi bulmak ciddi bir sorun. Bu bölgeden taksiye binebilen yabancı misafirlerin en büyük şikâyeti ise taksimetre açılmaması ve kendilerinden istenen astronomik ücretler. Sultanahmet’ten limana gitmek için kimi taksicilerin 100 dolar ve üstü para istediği aktarıldı konuştuğum misafirler tarafından.

Çözüm basit esasında. Sultanahmet’te merkezi bir noktada oluşturulacak ve giriş çıkışların ilgili kolluk güçlerince kayda alındığı kontrollü bir taksi durağı ve burada yabancı misafirlerce en çok gidilen Galataport, Taksim, havalimanı gibi yerlere ödenecek tutarların ilan edilmesi. Böylece taksilerin yolcu seçmesinin önüne geçilir, misafir yaklaşık ne ödeyeceği konusunda önceden bilgi sahibi olur, duraktan iş alan taksiler ve gittikleri yerler kayıt altında olacağından şikayetleri çözmek ve çürük elmaları ayıklamak da kolaylaşır.

Kapalıçarşı ve Nuruosmaniye

Kapalıçarşı, İstanbul’un dünyaca ünlü bu alışveriş mekânı şikayetlerin yoğunlaştığı bir diğer nokta. Binlerce dükkânın yer aldığı, on binlerce kişinin ekmek kapısı, dünyanın ilk kapalı alışveriş merkezi, bazı kendini bilmezlerin yabancı televizyon kanallarına dahi konu olan sahtekarlıkları yüzünden kan kaybetmekte. Yabancı misafirlerin çoğunluğu ürünlerin kalitesizliğinden ve fiyat konusunda kandırıldıklarından şikâyet etmekte. İstanbullular’ın bile, artık kalitesiz ve taklit ürünlerin tezgâhları işgali ve fahiş fiyatlar nedeniyle Kapalıçarşı’ya uğramaz olduğu düşünülünce, misafirler hak vermemek elde değil. Kısaca az sayıdaki kendini bilmez, çoğunluğun rızkına mâni olmakta.

Özelikle kruvaziyer misafirlerinden gelen bir şikayet ise, Kapalıçarşı’ya varamamak!

Malum kruvaziyer misafirlerinin zamanı oldukça kısıtlı ve yaş ortalamaları ise hayli yüksek. Yüksek gelir grubu bu misafirler şehirde geçirdikleri birkaç saat içinde tarihi yerleri gezmenin yanı sıra alışveriş de yapmak istemekteler. Eskiden günün sonunda tüm misafirler Kapalıçarşı’ya en yakın iki noktadan birine, ya adı turistik ürünler satan ünlü mağazalar ile anılan Nuruosmaniye Caddesi başına ya da Beyazıt’a kadar otobüsler ile getirilir ve alışveriş için zaman verilirdi.

Ancak artık turist otobüslerinin bu noktalara girişi yasak. Sultanahmet’teki son ziyaret sonrası yaklaşık 1 km. yürüyerek çarşıya varmak ve sonrasında otobüsle buluşmak için yine aynı yolu geri yürümek anlamına geliyor. Yaşları ve bir kısmının yürüme zorluğu göz önüne alındığında bu zaman zaman gidiş geliş 50 dakikayı bulan hatta aşan, bir kısım misafir için ise eziyet verici bir yürüyüş demek.

Doğal olarak pek çoğu bu yüzden Kapalıçarşı’ya yürümek istemiyor, yürüyenler ise gidiş ve gelişte yolda kaybedilen zaman nedeni ile eskiden programlarda bir saat ve üzeri zaman ayrılan Kapalıçarşı’ya sadece kapısından bir bakıp dönmek zorunda kalıyorlar.

Ciddi döviz kaybı

Zaten farklı nedenler dolayısı ile son yıllarda ciddi şekilde azalan yabancı misafir sayısına bir de bu ve benzeri sorunlar eklenince, eskiden pek çok halı, kuyumcu ve deri mağazasının yer aldığı, özellikle halı dendiğinde adı dünyaca bilinen, Nuruosmaniye Caddesi’nde bugün sadece birkaç cesur mağaza kalmış durumda. Sonuç ülkemiz açısından ciddi bir döviz kaybı.

Cağaloğlu’nda turist araçları için oluşturulacak bir indi/bindi noktası, hem yorgun misafirlerin otobüsleri buluşmak için bir kez daha uzun bir yürüyüş yapmamalarını, hem de alışveriş için daha çok zaman kalmasını sağlar ki bu da hem bölge esnafına hem de ülke ekonomisine katkı demek.

Misafirler ve ilgili taraflarca dile getirilen sorunların devamı ve resmi makamların bu konulardaki çalışmaları ilerleyen günlerde yine bu satırlarda olacak deyip, bugünkü yazımızı da noktalayalım.

Yazının devamı...

DEĞİŞEN TRENDLER DİKKATE ALINMIŞ

Perşembe sabahı yine İzmir’deydim. Malum, Travel Turkey İzmir Turizm Fuarı pandemi sonrası bu yıl ilk kez kapılarını açtı ve 2-4 Aralık tarihleri arasında yerli ve yabancı misafirlerini ağırladı. Kaçırmak olmazdı.

Yurdumun dört bir yanındaki tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerin keşfedilmesini sağlayan fuara bu yıl bir OutdoorKamp, Karavan, Outdoor ve Ekipmanları Fuarı eşlik etmekte. Görülen o ki pandemiyle değişen tatil ve gezi trendleri dikkate alınmış, güzel de olmuş.

ITT-Travel Turkey Izmir

Fuar süresince Türkiye ve dünya turizmine ışık tutacak pek çok söyleşi vardı. ‘Sağlık Turizmi Politikaları’, ‘Türleri ve Seyahat Acentelerinin Rolü’, ‘Yeni Nesil Dizi ve Filmlerin Turizme Etkisi’, ‘Gastronomi Turizminin Gelişimi’, ‘Nereden Nereye Gidiyor?’, I’nfluencer Marketing’in Turizm Destinasyonlarına ve Ürünlerine Etkisi’, ‘Bisiklet Turizminin Turizm Ekonomisine Katkısı’, ‘Geleceğin Acentesi Olmak’, ‘Küresel Trendler ve Türk Turizmi için Fırsatlar’, ‘Turizm Sektöründe Dijital Medyanın ve KVKK’nın Önemi’, ‘Yeni Nesil Misafir İlişkileri ve CRM Çözümler’ aklımda kalan konu başlıklarıydı.

İlk iki günü profesyonel ziyaretçiye açık olan fuar bugün ise halka da açık.

TÜRSAB Başkanı’na 2022’yi sordum

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’ya yurdum insanı adına 2022 sezonu tavsiyelerini sordum.

Bağlıkaya, Türk halkının tatil söz konusu olduğunda üç grupta toplanabileceğini söyledi. Bunlardan her şey dahil sistemi tercih eden, genelde çocuklu ilk grubun seçiminin ağırlıklı olarak Antalya ve çevresi olduğu; ikinci grubun Bodrum, Çeşme ve Alaçatı gibi bölgeleri, son grubun ise kültür turlarını tercih ettiğini söyledikten sonra, “2022’de özellikle ‘Kültür Turları’ öne çıkacak” dedi.

Filmler, diziler, gezi programları ve artan iletişim ile birlikte Kültür Turları’na talebin de arttığını, pandemi döneminde dahi Kültür Turları’nın artan bir satış grafiği gösterdiğini ekledi.

Bodrum, Çeşme ve Alaçatı’nın müşteri kitlesinin bu yıl da pek değişkenlik göstermeyeceğini, ancak her şey dahil tesisleri, dolayısı ile Antalya ve çevresini düşünenlerin erken rezervasyon fırsatını kaçırmamasını gerektiğini söyleyen Firuz Bağlıkaya, bu bölgedeki tesislerde, yükselen döviz kurlarının da etkisi ile yabancı müşteri oranın artacağını, pandemi sebebiyle zor aylar geçiren tesislerin de yabancı pazarlara ağırlık vermesini beklediğini belirterek, geçtiğimiz hafta “Erken değil tam zamanı” diyerek başlattıkları kampanyanın aralık sonunda biteceğini ve ocak ayı itibarı ile tesislerin yeni fiyatları açıklayacağını ekledi.

Outdoor Fuarı maceraseverleri bekliyor

Diğer fuar, yani TTI Outdoor ise yarına kadar devam edecek ve birbirinden farklı aktiviteler ziyaretçileri beklemekte. Fuar içinde yer alan ‘Hub Meetings’te ‘Kamp-Karavan Söyleşileri: Üreticiler Konuşuyor, Üreticiler Dinliyor’, ‘Bir Turizm Ürünü ve Yatırımı Olarak Karavan ve Tiny House’, ‘Bisiklet’, ‘Pandemi Döneminde Kamp Organizasyonları’, ‘Türkiye Amatör Yelken Sporu’ konulu söyleşiler var.

5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü

Yarın UNESCO’nun Türk kahvesini ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası’ olarak tanımladığı gün olan 5 Aralık. Önümüzdeki hafta, bugünün ‘Dünya Türk Kahvesi Günü’ olarak tanınması için çalışmalar yapan Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı ile Türk kahvesini konuşacağız.

Turizm dünyasının beklenmedik kaybı

Prof. Dr. İrfan Arıkan, hem İstanbul Erkek Lisesi’nden hem de Boğaziçi Üniversitesi’nden sevdiğim bir ağabeyimdi.

Geçtiğimiz hafta aramızdan ayrıldığında 68 yaşındaydı.

‘Profesyonel Turist Rehberi’ olarak tanıştığı turizme gönül veren ve Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği sonrası akademik kariyerine turizm alanında devam eden İrfan Ağabey, 2000 yılında doçent, 2005 yılında ise profesör unvanlarını almış, hocalık yaptığı Boğaziçi Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi ve Avusturya’daki IMC-FH Üniversitesi’nde bugün her bir, başarılı turizmci olan yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, sayısız makale ve kitaba imza atmıştı.

İrfan Ağabey’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.

Mekanı cennet olsun...

Yazının devamı...

İstanbul 2021'in son kruvaziyer gemisini de uğurladı

23 Kasım’da gelen Viking Venüs gemisi dün İstanbul’dan ayrıldı ve böylece şehir için 2021 yılı kruvaziyer sezonu da kapanmış oldu. 1 Ekim’de başlayan seferlerle bu yıl toplam sekiz kruvaziyer gemisi İstanbul’a 7 bin turist getirdi.
Getirdi de getirmesine de, dünyanın en güzel coğrafyasında yer alan, en önemli tarihi eserlerine sahip iki imparatorluğun başkenti, 119 imparatorun mekanı Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?
Ne yazık ki bu konuda acilen çözülmesi gereken bazı sorunlar var. Gelen gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde fark ettim ki, sorunların bir kısmı ya ilgili makamlara doğru aktarılmadığından, ya da yanlış yerlere aktarıldığından çözülememekte. Bir kısmı ise sorunlara çözüm bulacak kişilerin kruvaziyer turizmi dinamiklere yabancı olmasından kaynaklanmakta.
Sorunların önemli bir kısmını 2022 kruvaziyer sezonu başlamadan önce çok basit önlemlerle ortadan kaldırmak mümkün. Tek yapılması gereken ilgili tüm tarafların, yani kruvaziyer yolcularını ağırlayan acentalar, bu yolculara hizmet veren rehberler, misafirleri taşıyan otobüs firmaları, Galataport temsilcileri ile bu sorunları çözebilecek yetkilere sahip İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir araya gelmeleri.
Uzun yıllar kruvaziyer yolcularını ağırlayan eski bir acenta yöneticisi ve rehber, bugün ise geleceğin turizmcilerini yetiştiren bir üniversite hocası olarak, güncel ve kronik sorunları, çözüm sürecini hızlandırmak adına bu satırlarda paylaşmak istedim.

Galataport

Muhteşem bir proje. Şehrin tam göbeğindeki ölü alan yıllar sonra upuzun bir sahil şeridi, hemen arkasında yer lokanta, kafe, dükkan ve ofisler ile tekrar bir çekim merkezi oldu. Gelen gemi yolcuları artık bir mezbeleliğe değil, cıvıl cıvıl bir sahil şeridine bakmaktalar.
Aynı anda üç gemi ağırlayabilen Galataport; yer altı terminali, özel kapak sistemi, geçici gümrüklü alan gibi pek çok ilki de sektörle buluşturdu. Her şey gerçekten çok güzel, otobüs otoparkı hariç.


Yoğun bir sezonda, iki ya da üç büyük gemi limanda olduğunda 100’ün üzerinde otobüs misafirleri almak üzere limanda olacak. Ancak Galatport’un otoparkı sadece 35 otobüs almakta ve diğer otobüslerin bekletebileceği bir alan ne yazık ki planlanmamış. Dakikaların önemli olduğu kruvaziyer turlarının kalkış saati sabah trafiğinin en yoğun saatlerine denk geldiği için araçları uzak noktalardaki otoparklarda bekletip, zamanı geldiğinde çağırmakta mümkün değil ne yazık ki. Diğer önemli bir sorun ise otobüslerin liman otoparkına giriş çıkış yaptığı Kılıç Ali Paşa Caddesi’ne park eden araçlar. Zaten dar olan cadde, yapılan orta refüjle daha da daralınca, yolun sağına ve soluna park eden araçlar nedeni ile tur otobüsleri gerek sabah limandan çıkışlarda, gerekse limana dönüşlerde ciddi sorunlar yaşamakta ve zaman zaman da misafirlerin yüreği ağzına gelmekte.

Sultanahmet’e varamamak!

Kruvaziyer yolcularının zamanı çok kıymetli. Pek çoğu sabah gelip, akşam ayrılmaktalar. Turlara ayrılan süre ise 4-8 saat arası ve ne yazık ki limandan çıkışta, limana dönüşte tam trafiğin en yoğun olduğu saatlere denk gelmekte. Bazı günlerde Sultanahmet’e varmak ya da limana dönmek 1-1.5 saati bulabiliyor.

Limandan çıkan otobüslerin belli saatler arasında verilecek özel izinle tramvay yolunu kullanmaları dışında bir çözüm ise ne yazık ki yok.
Diğer önemli bir sorun ise yaş ortalaması yüksek olan ve pek çoğunun yürüme sorunu olan misafirlerin, sabah Arasta Çarşısı önünde indirilip, tur bitiminde ise Cankurtaran’daki Akbıyık Caddesi’nin köşesinden alınmaları. Daha turun başında uzun bir yürüyüş yapmak zorunda kalan bu yaşlı misafirler, tur sonunda da Kapalıçarşı’ya kadar yürümek zorunda kalınca, otobüsle buluşma noktası olan Akbıyık Caddesi’ne dönecek güçlerinin kalmadığından şikayet etmekteler.
Unutmadan bir de onlarca otobüs yolcusunun daracık Akbıyık Caddesi’nde hemen hemen aynı saatlerde otobüslerini beklemesi ve binmesi var ki bu da programlarda zaman zaman bir saate ulaşan gecikmelere neden olmakta.

Kruvaziyer misafirleri ile toplu taşıma, müzeler ve cami ziyaretlerindeki karşılaştıkları sorunları da konuştum. Onlar da haftaya bu satırlarda...

Yazının devamı...

Bir arkeolojik kazı sezonu daha bitti

Güzel yurdum öyle bir coğrafyada yer alıyor ki, her köşesi farklı bir güzellik, bir tarih saklamakta. Tarihe yön vermiş, iz bırakmış kim varsa bu topraklarda... Neredeyse her adımda bir antik yerleşim var Anadolu’da. Her biri farklı bir kültüre, farklı bir zaman dilimine ait. Bu kadar geniş bir yelpazede, bu kadar çok kazı yapılan başka bir ülke yoktur sanırım.

Çok kısıtlı bütçelerle ve gerçekten zor şartlarda çalışan kazı ekipleri ve başkanları yurdumun iğne ile kuyu kazan, gizli kahramanları.
Bir ören yerini gezerken gördüğünüz her şeyi bir zamanlar parçalanmış halde metrelerce toprak altında gömülü olduğunu ve işte o görünmez kahramanlar tarafından bulunup, yapboz parçalarını bir araya getirir gibi birleştirilip ayağa kaldırıldığını hatırlarsanız, gözünüze nadide bir mücevher gibi görünecektir artık o taşlar.

2021 yılı kazıları

Her yıl kazı sezonu sonu geldiğinde, inanılmaz bir malzeme birikiyor masamda okunacak. Bu hafta farklı kazılara ait biriktirdiğim notlardan seçtiklerimi kısa kısa paylaşmak istedim sizlerle. Mesela Beşiktaş kazıları İstanbul’un tarihini değiştirmekte. Haydarpaşa kazıları bizi şaşırtmaya devam ediyor. Zonguldak ve Kastamonu’daki kazılarda Karadeniz tarihi açısından önemli veriler elde edildi. Metropolis’te kamusal bir yapıya ait mermer bir meydan ortaya çıkarıldı. İzmir’in Bornova’daki Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde 8 bin yıl öncesine ait aslan ve 5 bin yıllık panter kemikleri tespit edildi. Bu arada unutmadan, Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Ani’de ise bu yıl Selçuklu Kümbeti ve Mezarlığı ilk kez ortaya çıkarıldı.

Beşiktaş

Şehrin bilinen tarihi bu kazılarla değişiyor. Metro alanında yapılan kazılarda Cumhuriyet, Osmanlı, Bizans, Roma, Yunan, İlk Tunç ve Kalkolitik dönem olarak yedi ayrı dönem belirlendi. Kazılarda İlk Tunç Çağı’na ait çapları 1-5 metre arasında değişen 46 adet kurgan tipi mezarlar olduğu ortaya çıkarıldı, bunların içinde ve dışında bir kısmında taş balta, kaplar gibi hediyelerin de olduğu toplam 115 adet mezar bulundu.

Haydarpaşa

Haydarpaşa Garı’nda 68 bin metrekarelik alanda çalışmalar tamamlandı. Helenistik döneme ait bir mezar, Roma dönemi su boruları ve bir toplu mezar, bir Osmanlı çeşmesi, bir ayazmanın yanı sıra II.Dünya Savaşı yıllarından kalma 400 metre uzunlukta, 2 metre genişlikte bir de askeri sığınak bulundu. Kazılarda bugüne kadar toplam 20 bin adette sikke ele geçirildi.

İnönü Mağarası

2017 yılından bu yana süren kazı çalışmalarında Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki İnönü Mağarası’nın beş ayrı kültürün yaşam alanına ev sahipliği yaptığı tespit edildi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Dr. Hamza Ekmen’in başkanlığında kazıların sürdüğü ve günümüzden yaklaşık 4 bin 500 yıl öncesine uzanan tarihi ile mağara, Batı Karadeniz kıyılarındaki ilk yerleşimlere dair önemli bilgiler sağlamakta.

Tozkoparan Höyüğü

Tunceli’deki höyükte 15 kişilik bir ekiple yapılan kazı çalışmalarında en az 5 bin 500 yıllık olduğu düşünülen bir çocuk iskeleti bulundu. Kazıda ayrıca obsidiyen, kemik ve taş aletlerin yanı sıra pişmiş toprakla yapılan çanak ve çömlekte bulundu.

Kahin Tepe

Kastamonu’nun Araç ilçesindeki Kahin Tepe kazılarına Düzce Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Nurperi Ayengin danışmanlık yapıyor. Neolitik Çağ’a uzanan tarihi le Kahin Tepe’nin Karadeniz Bölgesi’nin en eski yerleşim yeri olduğu düşünülmekte.
Kazılarda tapınım yapılan kartal, ayı, yılan ve turna kuşu gibi hayvanlara ait heykellere bu sezon aslan da eklenmiş. Bunların Karadeniz’de de şamanizmin ve animizmin olduğunu gösterdiği ve bununda Karadeniz Bölgesi’nde bir ilk olduğu söylenmekte.

Yeşilova ve Yassıtepe

İzmir’in Bornova ilçesindeki höyüklerde yapılan çalışmalarda yerleşimin tarihini 8 bin 500 yıl önceye çeken bulgulara ulaşıldı. Bu seneki kazılarda ayrıca iki pantere ait çene kemikleri ve bir aslanın ayak kemiği de bulundu.

Arslantepe Höyüğü

Kazıların 1932 yılında başladığı Malatya’daki höyük UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 44’üncü oturumunda, 26 Temmuz 2021 tarihinde Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

Ani

Kafkas Üniversitesi‘den Doç. Dr. Muhammet Arslan başkanlığında yürütülen çalışmalar Selçuklu Büyük Hamamı, Selçuklu çarşısı, Selçuklu konutları ve mezarlık alanında devam etmekte. Bu yıl oldukça tahrip olmuş Selçuklu çarşısındaki dükkan ve atölyeler de özgün Horasan harcı kullanılarak konserve edildi.

Yazının devamı...