SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

GEZİLER SANAL, KAHRAMANLAR GERÇEK

Sanal geziler dünyasında yaptığımız yolculuğa bu hafta da devam ediyoruz. Pandemi sonrası siber uzayda bu sanal geziler pek bir popüler oldu. Bir YouTuber seti, bir de gimbal edinen geçiyor kameranın karşısına ve başlıyor sosyal medya üzerinden sanal geziler yapmaya. Anlatılan safsataları dinleyince tüyleri diken diken oluyor insanın... Zaten bu konuda birbirinden farklı konseptlere sahip düzgün örnekleri bulup, sizlerle paylaşmak düşüncesi de bunun sonucunda oluştu.

Kadim dost Ahmet

Bu haftaki yazı için masa başına geçmiştim ki telefonuma mesaj geldiğini bildirdi benim üstün akıllı saatim. Daha az akıllı telefonumu kağıt ve kitap yığınları arasında bulup, 1001 Istanbul’un nisan ayı sanal gezi programını paylaştığını görünce, bu haftanın konuğu da kendiliğinden belli olmuştu. Hazır telefon elimdeyken hemen aradım Ahmet Faik Özbilge’yi.
Sıra dışı rota ve konularda yaptığı İstanbul turları ve Bizans okumalarını pandemi ile beraber sanal ortama taşıyanlar arasında ‘1001 Istanbul’ da. “Nasıl başladı bu İstanbul turları?” dedim. “Aslında ilk adım 2005’te Fener Balat Ayvansaray kitabını yazmamla atıldı diyebiliriz. Kitapla birlikte ben de rehber olarak klasik turlardan, uzmanlık gerektiren kültür turları dünyasına adım atmış oldum” diyerek, anlatmaya başladı.

‘Yaramazof Kardeşler’

Takvimler 2007 yılını gösterirken, Ahmet arkadaşı ve de meslektaşı Burhan Dursun ile beraber, rehberliğin yanı sıra Radyo İstanbul’da ‘Yaramazof Kardeşler’ adında bir şov programı yapmaya başlar. “Neden Yaramazof?” dedim “Biraz absürt bir komedi programıydı, kelimelerle oynardık, işimiz yaramazlıktı. Haliyle, Dostoyevski’nin Karamazov’u oldu Yaramazof” dedi ve devam etti: “Çok da eğlendik, fakat radyodaki problemler ve turizm sezonunun, dolayısıyla da de bizim turların başlaması sebebiyle devam etmedik” dedi.

‘1001 Istanbul’

10 yıl kadar önce de yabancı turistlerle Anadolu’yu adım adım gezdiği turları iyice azaltıp kendini İstanbul’u keşfe ve de anlatmaya adar Ahmet Faik Özbilge... TIT Topkatours’la yaptığı turların takipçileri artınca ekibe, Hüseyin Avni ve diğer dostlar eklenir. 2014 itibarıyla İstanbul’un sonsuz yüzünü keşfedip insanlara anlatma isteklerinden yola çıkıp, şirket olarak tüm turları ‘1001 İstanbul’ adı altında toplarlar. Bu arada “Genç nesillerin kültürel gelişimlerine katkımız olsun” deyip, 25 yaş altı lise ve üniversite öğrencilerine ücretsiz geziler düzenlemeye başlarlar.

Bizans Okumaları

2015’ten bu yana eylül-haziran arasında, 1001 Istanbul ekibi olarak Bizans Okumaları adı altında gerçekleştirdikleri kitap okumalarında onlarca kitap okunur, anlatılır, konuşulur. “Nereden geldi aklına bu fikir?” deyince, “Rehberlik hayatım boyunca çok sayıda İstanbul ve Bizans ağırlıklı kitap biriktirmiş ama çoğunu okumaya fırsat bulamamıştım. Bunları okuyup insanlara anlatacağımı ilan edersem, hem kendim, hem de bu konularla ilgilenenler için çok faydalı bir iş yapmış olurum dedim ve ortaya Bizans Okumaları programı çıktı” deyip, kahkahayı bastı.

Yeniden mikrofonda

İstanbul kültür turları ve Bizans Okumaları devam ederken, 2017’de kendilerini bir kez daha mikrofon önünde bulurlar. Bu kez Kent FM’de ve ‘Yaramazof Kardeşler’le 1001 İstanbul’ adıyla. Dönüşümlü olarak programı yapan ekip Burhan Dursun, Asiye Saklım, Ahmet Faik Özbilge, Cem Cinol, Hüseyin Avni ve Hayri Birinci’den oluşmaktadır ve pandemiye kadar çok değerli dostları konuk ederler.

Ve pandemi...

Yasakların başladığı 2020 ilkbaharından yaza kadar geçen üç ay boyunca, neredeyse her akşam çok değerli konuklarla sanal turlar ve sohbetler yapar 1001 Istanbul. Gezilerin tekrar başlamasıyla da, rotalarını hayatları pahasına pandemiyle mücadele eden sağlıkçılarımıza ücretsiz olarak açar. Aralık 2020 itibarıyla ‘Yaramazoflar’la 1001 İstanbul’ programını da siber uzaya taşırlar.
Bizim köşenin son satırına geldik yine. İlginizi çektiyse detaylı bilgi www.1001istanbul.com adresinde...
Haftaya kısmetse İtalya’ya uzanacağız, sanal olarak...
Bekleriz!

Yazının devamı...

DÜNYA DEĞİŞMEDEN!

Yaşadığımız yüzyılda her şey son hızla değişmekte. Bilgiler, alışkanlıklar, iletişim, beklentiler, dertler, kitaplar, insanlar, tasalar hatta hastalıklar... Kısaca dünya değişiyor, güzellikler tükeniyor ve geriye sadece zihinlerde ölümsüz kılınmış kareler ve anılar kalıyor. Ama değişmeyen bir şey var ki, o da içimizdeki gezme dürtüsü.

Geni bile var!

Bir ihtimal, göçebe atalarımızdan bize miras kalan bir gen bu. Bilimsel adı DRD4-7R, bilinen adı Wanderlust. “Yeni yerleri merak et, araştır, git, tanış, ye, iç, kısaca keşfet gel” diye dürtüyor insanı bu gen. Yuvarlak hesap her beş insandan birinde olduğu söyleniyor. Genci var, yaşlısı var, zengini var, fakiri var. Pozitif insanlar bu geni taşıyanlar. Hayat dolu, enerjik, empatik ve dahi sempatikler. Dolayısıyla da her gezgin gibi mutlular. Güzellikleri kaybolmadan, değişmeden yakalayabiliyorlar. Onlarda “Dünya kazan, ben kepçe geni” var çünkü.
Dünya Değişmeden Turizm’in kurucusu Tulga Ozan da bunlardan biri. İstanbul’a geldiğimde onunla Mantra’da buluştuk. Sordum “Kaç ülke oldu?” diye, “150” dedi. 25 yılda 150 ülkede bin 200’den fazla şehir ancak bu genle açıklanabilir.

Yakalamak meselesi

Gezmeyi bir boş zaman meşgalesi ya da iş olarak değil, yaşam biçimi olarak kabul etmiş insanlara; farklı ülkeler ve kültürlerde, sıra dışı rotalarda, dünya değişmeden, değişime direnen yerel halkla deneyimler sunmak, Dünya Değişmeden’in ana amacı. Tulga ve ekibi, seyahat acentesi, belgesel yapımı ve gastronomi deneyimi üçlemesiyle farklı bir portre çizmekte. Amaçları ise gezdirmekten ziyade, deneyim yaşatmak.

Damak deneyimleri

Deneyim için her zaman uzaklara gitmeye de gerek yok esasında. Gezilerin planlandığı, seminerlerin yapıldığı ve de en önemlisi dünyadan sokak lezzetlerinin tadılabildiği Kurtuluş’taki Mantra Gastro Pub’ın amaçlarından biri de farklı kültürleri deneyimletmek. Bu yaz için planladıkları yeni projelerle her ay bir ülke mutfağını konuk etmek ve insanların o ülkeye gitmeden oranın tatlarını deneyimlemelerini mümkün kılmak istiyorlar. Sonrasında aralarında katılanların da olduğu bir grupla, mutfağın sahibi ülkeye gitmek ve yemek kültürünü anlatan bir belgesel çekmek arzusundalar.

Sanal geziler

Malum nedenden dolayı gezginler evde kalınca, Dünya Değişmeden’in yol arkadaşları da sanal dünyaya “Merhaba” demiş durumdalar. Bu ayki programlarında kadın ve sofra öykülerinden, ülke gezilerine kadar pek çok farklı konu ve konuğun yanı sıra, bir de ilginç bir hikaye Büyük İskender’in kayıp kabilesi Kalaşlar var.
Bu arada Tulga’yı kıramadım, bu akşam dünyanın en iyi korunmuş Roma Sınır Garnizonu ile dünyada bulunmuş son Mithras tapınağına ev sahipliği yapan Diyarbakır’daki Zerzevan Kalesi’i anlatacağım. Ücretsiz etkinliğe katılmak için www.dunyadegismeden.com adresinden kayıt olmanız yeterli.

Belgeseller, kitaplar

Tulga’nın İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ders konusu da olan ilk kitabı, yolculuklarını anlattığı ‘Dünya Değişmeden’ 2013’te, Güney Sibirya ve Moğolistan’da binlerce kilometre yol katederek hazırladığı ikinci kitabı ‘Yolun Açtığı Kapılar-Sibirya ve Şamanizm’ ise 2016’da yayınlandı.
‘Dünya Değişmeden’, pek çok rotasının ilham kaynağı ve gezilerinde de yol arkadaşı olan Coşkun Aral’ın ‘Haberci’ programını da yıllar sonra, geçtiğimiz günlerde tekrar hayata döndürdü. Aral ve Gökhan Acun yıllar önce çok zor şartlarda geçtikleri rotaların, coğrafyaların değişen yüzlerini göstermek için yeniden Pakistan’daydılar. Belgesele www.youtube.com/DünyaDeğişmedenSeyahat adresinden de ulaşmak mümkün.
“Dünya kazan, ben kepçe geni” diye başlamıştım yazıya, bitirirken de geçtiğimiz aralık ayında kaybettiğimiz, gezmeyi bir yaşam biçimi haline getirmiş, ‘Dünya Değişmeden’in yol arkadaşlarından, sıra dışı insan, başarılı akademisyen, aktivist ve örnek bir seyyah Prof. Dr. Orhan Kural’ı yâd edeyim.
Tez zamanda yolların bizi yüreğimizdeki yerlere götürmesi umuduyla...

Yazının devamı...

SEYYAHLAR SANIRIM BU YIL DA EVDE

Kendimi bildim bileli yollardaydım desem yalan olmaz. Takvimlerin 1980’lerin ikinci yarısının başladığını müjdelediği yıllardı, efsanevi Mercedes 302 otobüsün rehber koltuğunda, Alman akademisyenlerle, ilk kez Anadolu yollarına düştüğümde. O günden bu yana önce rehber, sonra acenteci, akademisyen ve gazeteci olarak güzel yurdumun tüm köşeleri, sonrasında Avrupa’nın kes yapıştır ülkeleri, Afrika’nın güneyi, Amerika’nın kuzeyi, Hindiçin derken, seyahat dolu 30 küsür seneyi geride bırakmışız.
Neredeyse yılın yarısını yollarda geçirirken, otobanda giderken el freni çekilmiş otomobil misali duruverdik bir anda. Uçuş yasakları, seyahat yasakları, aşı pasaportu kısaca bir yasaklar silsilesi dağ gibi dikiliverdi seyyahların önüne. Şimdilik “31 Mart’a kadar” diyorlar, amma velakin nedense içimden bir ses bu yasakların bir müddet daha hayatımızda olacağını söylemekte. Eh durum bu olunca yeni yerleri ve kültürleri keşfetmenin geriye tek yolu kalıyor; sanal geziler, deneyimler...

Sanal mektep olur mu? Olmuş...

Geçtiğimiz hafta aylar sonra ilk kez İstanbul’daydım. Bu kez gelirken Zarife Hanım’ı da getirince zaman kısıtlaması da olmadı. Randevular, dersler, röportajlar tamamlandı ve döndük kasabamıza. İstanbul’a gelmişken değerli meslektaşım, Antonina Turizm’in kurucusu Atilla Tuna ile de buluştuk. Dostluğumuz ikimizin de rehberliğe başladığı 80’lerin sonuna dayanmakta. Turizmin hem bugününü hem de geleceğini konuştuk, kahvelerimizin eşliğinde eski günleri yâd ettik.
Konuşurken konu, yeni moda çevrim içi turlara gelince, “Nedir sizin bu sanal mektep?” diye sordum Atilla’ya, o da anlattı.
“Turizm ve etkinlik firmaları, pandemi sürecinden en çok etkilenen sektörler oldu. 2020 Mart’ında seyahat kısıtlamaları başlayınca, bir yandan bu yeni süreci anlamaya çalışırken, diğer yandan da evlerinde kapalı kalan gezgin dostlarımızla bağlantımızı nasıl sürdürürüz diye düşündük. Sonrasında da hem onların evlerindeki hayatlarını renklendirecek hem de turizmin felç olmasından etkilenen rehberlerimize destek sağlayacak bu projeyi hayata geçirmeye karar verdik. Kısa sürede de Antonina Online Mektep’i hayata geçirdik. Sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü dönemde seminerler dostlarımızla aramızda köprü oldu.
Sonrasında baktık seyahat kısıtlamaları hâlâ devam ediyor. Bu geçici süre içinde gezgin dostların gelecekteki seyahatlerine zemin hazırlayacak, günlük yaşamda işlerine yarayacak, arkadaş buluşmalarında hayranlık uyandıracak bilgi birikimine sahip olmaları için içeriğini daha da geliştirdik. Güvenilir bir eğitmen kadrosu ile birbirinden ilgi çekici konuları bir çırpıda öğretebilecek duruma geldik” dedi.

Atölyeler, kurslar

Atilla ile sohbetimizden sonra ofise dönünce Antonina Online Mektep’e bir uğradım. Gerçekten kısacık zamanda inanılmaz bir içerik oluşturmuş Atilla ve ekibi. Neler yok ki sanal mektepte? Farklı atölyeler, tarih, kültür ve sanat konulu konferanslar, bu konuları detaylı öğrenmek isteyenler için kurslar, sanal müze ya da şehir gezileri ve birbirinden ilginç ücretsiz seminerler.
Her ne kadar gerçeğinin yerini tutamasa da güzel ülkemin ve dünyanın birbirinden ilginç ve güzel müzelerini bir rehber eşliğinde ama evinizin konforunda gezmek bu pandemi sayesinde pek bir popüler oldu.
Dünyanın dört bir yanındaki müzeler ve şehirlerin sanal ortama taşınması hızlanınca, Sistin Şapeli’nden Çin Seddi’ne, Mardin’den Venedik’e her yer, artık herkesçe ulaşılabilir hale geldi.
Online mektebin sayfalarını karıştırdıkça ‘Pisuar Sanata Nasıl Girdi?’, ‘Bir İngiliz Ajanı’nın Osmanlı Coğrafyasında Yolculuğu’, ‘Antik Çağ’da Günlük Yaşam’ gibi ilginç konularda seminer ve konferanslara ya da uzun soluklu mitoloji, arkeoloji opera gibi kurslara da denk geldim.
Özetle, Atilla ve ekibi AntoninaOnlineMektep.com ile konuyu sanal turdan bir adım ötesine, deneyim biriktirmeye taşımışlar.
Bu sanal deneyim kazanma, gezme-tozma konusunda bulduğum birbirinden çekici seçenekler önümüzdeki haftalarda Seyyah-ı Alem’de olacak. “Madem biz gidemiyoruz, o zaman onlar bize gelsin!”

Yazının devamı...

EN ÖZEL PROJEYE MİS GİBİ KLİP

Telefon tıngırdadı masanın bir yerlerinde, baktım Sevgili Pınar Kartal Timer, “Gündem yoğun arada bir hoşluk olsun” notuyla bir dosya iletmiş. Pınar’la dostluğumuz Boğaziçi’ndeki öğrencilik günlerimize dayanır. O turizm bölümü mezunu mektepli bir turizmci olarak konaklama sektöründe başarılarla dolu bir kariyer yaptı, ben de işletme mezunu alaylı bir turizmci olarak Sevgili Pınar’ın yönettiği otellerde gerçekleştirdiğim operasyonlarda kendisiyle beraber çalışma şansı yakaladım.
Pınar gönderdiyse, önemlidir deyip tıkladım. Önemliymiş...

İZEV Yaşam Köyü

Farklı projeleriyle toplumsal farkındalık alanında dünya çapında ödüller alan İZEV Vakfı’nı, bundan iki yıl önce toplumda engelli olarak tanımlanan özel gereksinimli bireylere yönelik farkındalık ve yaşam köyü konusunda kamuoyu oluşturmak amacıyla Another Brick In The Wall’un Türkçe versiyonu ‘Yaşam

Hakkı-Duvar’ klibi projesinden hatırlayacaksınız... 

“Yıkılmak zorunda olan zihinlerdeki duvar” mottosuyla başta Pink Floyd grubunun kurucusu Roger Waters desteğiyle, sevilen sanatçılar Selda Bağcan, Kubat, Koray Avcı ve Funda Arar ile şarkının seslendirilmesini sağlamıştı.
Bu kez BEE GEES’in yaşayan tek üyesi Barry Gibb’in toplumsal farkındalık için İZEV’e bağışladığı ‘Stayin’ Alive’ şarkısı özel gereksinimli gençlerin sesi olacak.
Görme engelli solist Buğra Kurtuluş ve ona eşlik eden özel gereksinimli gençler Elif Yavuz, Selva Çavuşoğlu, Okan Dinç ve Tan Aytıs’tan oluşan FARK BAND, 70’ler ve 80’lere damga vuran Stayin ‘Alive’ şarkısının Türkçe versiyonuyla 21 Mart Down Sendromu Farkındalık Gününde farkındalık yaratmak için müzik dünyasına adım atıyor.

Dünyada ilk

İZEV FARK BAND’in seslendirdiği ’Yanımda Ol, Benimle Ol’, bütünleşmiş bir toplum için birliktelik çağrısı yaparken, özel gereksinimli gençlerin hayatın her alanında var olabileceklerini temsil etmekte. Görme engelli, Down sendromlu ve zihinsel özel gereksinimi bulunan İZEV gençleri Bee Gees grubunun desteğiyle gerçekleştirdikleri bu çalışmayı, ülkemizdeki on binlerce özel gereksinimli birey ve ailelerine hediye ediyor. Mottoları “Eksik yaprağı sen tamamla!” olan grup, İZEV’in projelendirilmesini sağladığı Yaşam Köyü için pek çok gösteri ve konserde yer almayı hedefliyor. ‘Yanımda Ol, Benimle Ol’, dokuz dilde alt yazılı, işaret dili ve sesli betimleme versiyonlarıyla YouTube’da ve tüm dijital müzik platformlarında yayında. Sözlerini Hakan Kural’ın yazdığı, düzenlemesini ise Selim Çaldıran’ın yaptığı şarkının klip çekimleri İstanbul’un tarihi mekanlarında gerçekleştirilmiş ve sevilen simalar da destek için kamera önüne geçmiş. Milli Basketbolcu, model Burak Gacemer ve eşi Brezilyalı model Larissa Gacamer, oyuncu Pınar Altuğ, iş insanı Murat Tarman, gazeteci Özlem Gürses, voleybolcu Eda Erdem, otomobil yarışçısı Jason Tahincioğlu, Kick Boks Dünya Şampiyonu Birol Topuz, söz yazarı Koray Avcı, avukat ve gezgin Efe Tanay ve İstanbul Erkek Lisesi’nden okuldaşım doktor Yavuz Dizdar’ın katkı verdiği video’yu mutlaka izleyin.“Ben de İZEV’e destek olmak istiyorum” diyorsanız: www.izev.org.tr

Bazaart, Her Eve Bir Sanat

Yeniköy Rotary Kulübü desteğiyle düzenlenen Bazaart Projesi’nin 10’uncusu Mart 2020’de yapılacakken, pandemi nedeniyle ertelenmişti. Proje bir yıl sonra 22-26 Mart 2021 tarihleri arasında Ferda Art Platform’da sanatseverlerle buluşacak ve ‘Her Eve Bir Sanat’ ana fikrinden yola çıkarak sanat öğrencilerini, sanatseverler ve koleksiyonerler ile bir araya getirip, eserlerini sergileyecek. 30 yaş altında olmak kaydıyla, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin, yeni mezunların ya da yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin katılımına açık projenin seçici kurulunda Derya Bigalı, Mustafa Horasan, Öner Kocabeyoğlu, Ömer Özyürek ve Nazlı Pektaş var.
Kadına Şiddet konulu ‘Özel Ödül’ün mevcut olduğu yarışmada, seçilecek eserlere verilecek ödül paraları sanatçıların eğitimine katkı sağlamak amaçlanmakta.
Daha fazla bilgi için:
www.bazaart.org

Yazının devamı...

BU YIL TURİZMİN YILDIZI 65 YAŞ VE ÜZERİ OLABİLİR

Tam masanın başına oturmuş, “Bu yıl da seyyahlar olarak gezmeye hasret kaldık, bari aleme hasret kalmayalım, çevrim içi de olsa diyardan diyara dünyanın en iyi rehberleriyle gezelim” diye yazmaya başlamıştım ki, bilekten başlayan bir titreme sardı elimi... Tam ne oluyor diye paniklemeye başlıyordum ki, oğlum Ege’nin hediyesi saatin, gelen her iletide çılgın gibi titrediğini hatırladım.
Birkaç gündür teknolojiyle hiç olmadığım kadar yakın bir ilişki içindeyim. Stresimden adımlarıma, arayanımdan yazanıma, oturmama kalkmama, kısaca her konuya el koyma çabasında, kolumdaki bu şeytan işi çember. Öyle bir hale geldi ki konu, kendimi saatle kavga ederken buluyorum arada sırada. Gerçi ben bizim Zarife Hanım’la da atışıyorum ama o başka bir yazının konusu. “Zarife Hanım kim?” derseniz, bizim evin dört patili ağır ablası, kar beyazı bir Van kedisi.
Titremenin nedeninin kolumdaki saat olduğunu anlamanın rahatlığı içinde açtım bilgisayarımı. Gelen iletiyi okumaya başlar başlamaz da yüzümü bir tebessüm kapladı.

Turizmciler aşı programına dahil

Gelen ileti Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın bilgilendirme yazısıydı ve özetle turizm sezonunun açılmasını takiben, ülkemizdeki turizm hizmetlerinin yıl boyunca kesintisiz bir şekilde açık kalmasını sağlamak amacıyla, güvenli turizm sertifikalı ve açık olmak şartıyla belgeli konaklama tesisleri, bakanlık belgeli yeme-içme tesisleri, turizm taşıma belgeli araçların şoförleriyle seyahat acenteleri ve profesyonel turist rehberlerinin aşı programına alınması konusunda bakanlıkça çalışmalara başlandığını bildiriyordu. Aşılama öncelikli olarak açık olan tesislerde görev yapan personelden başlayacak ve sonrasında açılış tarihi esas alınarak diğer tesisler de de kademeli olarak devam edecekmiş.

MICE sektöründekiler zor durumda 

‘Toplantılar, Teşvik etkinlikleri, Konferanslar ve Fuarlar’ kelimelerinin İngilizce karşılıklarının baş harfleriyle tanımlanan MICE sektörü, çok zor yetişen, yüksek donanımlı çalışanlarını kaybetmemek ve pazar tekrar hareketlendiğinde, pandemi öncesi rakiplerinin açık ara önünde olan Türkiye’nin, katma değeri yüksek bu pazarda kaldığı yerden devam edebilmesini sağlamak adına, kriz başladığından bu yana çözüm ve destek arayışı içindeydi.
Üyesi olduğum SITE Türkiye’nin de içinde bulunduğu 17 dernek ve bir platformdan oluşan sivil inisiyatif grubu da pandemi sürecinin sektördeki olumsuz etkilerinin devam etmesi, hatta giderek ağırlaşması üzerine, tatil amaçlı turizmin yanısıra, 50’den fazla alt sektöre hayat veren MICE sektörünün yaşayabilmesi, dayanabilmesi için elzem olan destek taleplerini gerekli mercilere iletebilmek için çalışmalarını arttırarak sürdürmekteydi.
MICE sektöründeki seyahat acenteleri, KÇÖ‘nün 31 Aralık’a kadar uzatılması, SGK, KDV, muhtasar gibi ödemelerin bir yıl faizsiz ertelenmesi, sektör çalışanlarının aşılanma takviminde öne alınması gibi isteklerini, Cumhurbaşkanlığı makamı başta olmak üzere tüm ilgili kurumlara iletmekteydiler.
Dolayısıyla bu isteklerinin birinin üzerini artık çizebilirler. Darısı diğerlerinin başına diyelim.

Türk turizminin umudu 65 yaş üzeri

Malum 65 yaş üzeri vatandaşlarımız uzun süredir gezmeye dolaşmaya hasretti. Ama aşılama takviminde bu kez avantaj onlardan yana. İlk aşılananlardan oldular. Şimdi turizmcilerin de aşılanma takvimine alınmasıyla korkusuzca gezmelerinin, evde kaldıkları günlerin acısını çıkarmalarının önünde hiçbir engel kalmıyor. Misafirler, turu alacakları acentenin ve kalacakları otelin çalışanları, onlara eşlik edecek rehberler ve şoförler aşılı olunca, turlar güven içinde yapılabilir hale gelmiş olacak. Özetle, bu yaz dezavantajlı olacakların, 65 yaş altı olacağı kesin gibi...
Bence seyahat acenteleri eldeki bu yeni bilgiler ışığında, 65 yaş üzerinin beklenti ve fiziksel özelliklerine uygun programlar hazırlayıp, acilen tanıtıma başlamalılar. 65 yaş ve üzeri pazarı bu yaz için gelecek vadetmekte.
Benden söylemesi...

Yazının devamı...

KADINLAR, VARLIK NEDENİMİZ...

Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bizlere hayat veren, bizi büyüten, eğiten, seven, sevgiyi öğreten ama yoklarmış gibi davranılan, ezilen, üzülen, dövülen ve hatta öldürülen ve senede sadece bir gün hatırlanılan kadınların...
Benim hayatımın her yol ayrımında hep aklıselim kadınlar vardı yanımda, yamacımda. Öğrendim ki, bir kadın destekliyorsa sizi canı gönülden ve karşılıksız, hiç korkmayın, kesin başarılı olacaksınız. Ama bir kadın size karşı duruyorsa hiç şansınız yok, vazgeçin. Başaramazsınız.

Dünyanın dengesi

Bir düşünün kadınlar olmasa, ne olurdu diye?
Mesela en başta biz olmazdık. Eh doğal olarak çocuklar da olmazdı, gururla arkalarından baktığımız...
Ama daha da önemlisi, renkler, neşeler, heyecanlar, mutluluklar ve hüzünler olmazdı.
Her duyduğumuzda içimizi mutlulukla dolduran gülüşler olmazdı.
Öfkeler, hırslar, kıskançlıklar, üzüntüler, gözyaşları olmazdı.
Estetik olmazdı dünyada, nezaket de, düzen de!
Sanat, bugünkü sanat olmazdı. En güzel tablolara, heykellere bir bakın, hepsinin ilham kaynağı kadının estetikliği. En önemli romanların, filmlerin başkahramanları arasında kadınlar.
Özetle kaotik, siyah-beyaz bir dünyada, duygudan ve estetikten yoksun, amaçsızca nefes alıp veren, insan olduğunu düşünen, ama gerçekte sadece nefes alıp veren yaratıklar olurduk büyük bir ihtimalle...

KUŞAKK, bir başarı öyküsü

Kadınlardan bahsedip, başarılarından bahsetmemek olmazdı. “Nedir bu KUŞAKK?” diyorsanız, Kuşadası Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’nin kısaltılmış halidir kendileri. 2017 tarihinde, kadınların üretken bireyler olarak toplumsal yaşama katılımlarını ve el emeklerini değerlendirmelerini sağlamak amacıyla o dönemki Kuşadası Belediye Başkanı Özer Kayalı’nın desteğiyle kurulan KUŞAKK’ın başında bugün Şerife Atınç var.
Hediyelik eşyada geleneksel ve yerel ürünleri yok eden seri üretimin uzun vadeli zararını görmezden gelmek istemeyen; kadınlara istihdam sağlayarak, sahip oldukları üretim kapasitesini ve kültürel mirası ortaya çıkarmayı amaç edinen tam 105 kadının bir araya gelerek oluşturdukları bir kooperatif KUŞAKK.
Kuşadası’na özgü el sanatlarını da geliştirmeye çalışarak; hediyelik eşya, aksesuar, tekstil ve tarım ürünleri gibi geniş bir yelpazede hem yerel kalkınmanın önemini vurgularken hem de adil ve kaliteli üretimin mümkün olabileceğini göstermekte kurulduğundan bu yana...
KUŞAKK, STK’lar ve üniversitelerle de iş birliği içinde. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Leyla Yıldırım’ın desteğiyle Kuşadası’nın tarihi evlerinin çatı köşelerinde bulunan ve evleri gözetip kolladığına inanılan paçalı güvercinler kullanılarak, kooperatif üyesi kadınlara kumaş ahşap baskı eğitimleri verdi. Doğaya ve çevreye zararlı naylon poşet tüketimini azaltmak amacıyla alışveriş fileleri ve kuş motifli file üretimine başlayarak kendini tanıttı.
Kooperatif büyüyünce, Yaşar Üniversitesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Nazlı Gürgan ile markalaşma çalışmaları yapan KUŞAKK, kurulduktan sadece bir yıl sonra 2018’de Kuşadası’nın kardeş şehirleri Sinai ve Marl’da hem Kuşadası hem de KUŞAKK ürünlerini tanıtmaktaydı.
2020’deyse Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ile birlikte kooperatifçilik konusunda uzman bürokrat, akademisyen ve sektör temsilcilerini konuk ettikleri kooperatifçilik paneli düzenleyen KUŞAKK, kadının o zarif gücünün, en güzel ve başarılı örneklerinden...
Bir rüya olarak başlayan KUŞAKK’ın o birbirinden güzel ürünlerine artık herkes ulaşabilmekte.
Tek yapmanız trendyol’da açtıkları mağazaya uğramak. Kurumsal siparişleriniz içinse iletişim bilgilerine www.kusakk.com adresinden ulaşabilirsiniz. Aynı adresten sosyal medya hesaplarına erişmek de mümkün.

“Güzel yurdumun tüm kadınlarının Kadınlar Günü kutlu olsun!”

Yazının devamı...

TURİZM SEKTÖRÜ ÇOK ACİL DESTEK BEKLİYOR

Geçtiğimiz hafta 21 Şubat Dünya Rehberler günüydü. Turizme ilk adımım, o zamanki adı ile, rehberlik kokartımı almak olmuştu. Rehberlikte edindiğim bilgi ve tecrübe, ilerleyen yıllarda, turizmdeki ikinci, beyaz yakalı hayatta ise ilk adımım olan acente yöneticiliğinde inanılmaz fayda sağladı.
Sırp akademisyen Branislav Rabotic’in, “Rehberler diğer turizm çalışanlarından farklı olarak sürdürülebilir turizmin çıkarlarını korurken, turistlerle yakınlık kuran, yoğun ve onlarla yüz yüze iletişim halinde olan kişilerdir. Rehberler kendi destinasyonlarında turizm elçisi olarak adlandırılır” demekte bir makalesinde.
Bugün artık bir kısım acenteci tarafından altı üstü rehberlik denilip, bir vasıfsız işçinin aldığından daha düşük yevmiye teklif edilen, bu meslek, o kadar önemli esasında, elçilikle karşılaştırılmakta pek çok ülkede...
Acenteleri, otelleri ve rehberleriyle turizm sektörü gelmiş geçmiş en büyük krizle boğuşurken, sektör temsilcilerinin Türkçe rehberliği, dil sınavlarını, turist rehberliği eğitim gezilerini kimin yapacağını tartışması, nedense bana 1453’te şehir Osmanlı kuşatması altında düşmek üzereyken, Ayasofya’da hararetli bir şekilde meleklerin cinsiyetini tartışan ruhban sınıfını hatırlattı.
Tur yok, turist yok, acenteler batıyor, oteller boş, rehberler işsiz, aç ve açıkta. Sektörü karıştıran bu yasa değişikliğine, akademisyenler “Hayır” diyorlar, rehberler “Hayır” diyor, acenteciler ve otelciler “Çok daha önemli sorunlar varken yeri ve zamanı değil” diyor. Toplantılar kapalı kapılar arkasında yapılıyor, ilgili meslek birlikleri üyelerini bilgilendirmekten imtina etmekte, dedikodu mekanizması tam kapasite çalışmakta. Merakla bekliyorum ne olacak diye...

Seyahat acenteleri çok zor durumda

Rehberleri yazınca, acente sahibi meslektaşlarım hafif kırılmış bir halde, “Bizlerin çok daha önemli dertleri var, onları niye yazmıyorsun?” diye serzenişte bulunmuşlar. Ne diyeyim, yerden göğe kadar haklılar.
Yazayım yazmasına da, seçimler öncesi her daim ulaşılabilen birlik başkanlarına bugünlerde ulaşmak, güncel ve onaylanmış bilgi almak mümkün değil diyordum ki, Seyahat Acentaları Yöneticileri Derneği (SAYD) Genel Sekreteri Mehmet Gem’den geldi yazacak malzeme.
Sevgili Mehmet Gem’in gönderdiği basın bülteni esasında, herkesçe bilinenin bir kez hatırlatılması ilgili kurumlara. Özetle diyor ki SAYD, “Türkiye genelinde faaliyet gösteren, salgın başladığı tarihten bu yana siftah yapamayan, yaklaşık 12 bin tane turizm seyahat acentası, hem maddi hem de manevi olarak dayanma sınırlarını zorluyorlar ve eldeki verilere göre bu yıl da onları çok zor günler bekliyor.” Haklı, limanlarımız boş, kruvaziyer gemileri bu yılda gel(e)miyor. Yurt dışından turist geleceğini beklemek yine eldeki verilere göre sadece hayal, iç piyasa ciddi bir hareketlenme beklenmiyor, acenteciler hibe ya da ucuz kredi alamıyor, yetişmiş personel hızla sektörü terk ederken, her gün satılık acente ilanlarının sayısı artıyor turizm platformlarında.

Çözüm için çalışıyorlar

SAYD tüm zorluklara rağmen, çözüm için çalışmalar yapmaya devam etmekte. Son olarak 186 sanayi ve ticaret odası ile 52 ticaret odası başkan ve yönetim kurullarına ayrı ayrı mektuplar yazarak, bu sene turizm seyahat acentelerinden aidat almamalarını talep etti.
Ayrıca Cumhurbaşkanına, Ticaret Bakanına, siyasi parti başkanlarına, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı’na ve TÜRSAB Başkanı’na da birer mektup yazarak 2021 yılında Turizm Seyahat Acentelerinden oda aidatlarının alınmaması için gerekli kanun düzenleme çalışmasının yapılması talebini ileterek destek istedi.

Bu zor günlerde, her türlü desteğe ihtiyacı olan acentelerin sesini duyan olması umuduyla...

Yazının devamı...

21 ŞUBAT DÜNYA REHBERLER GÜNÜ

Dünyanın en zor ama aynı zamanda en nankör mesleklerini sayın deseler, ilk üçe girmeye adaydır rehberlik...
Türkiye’deki iyi eğitim almış, genel kültürlü, en kötüsü bir üniversite mezunu, en az bir yabancı dili iyi bilen meslek gruplarını sayın deseler, cevap yine aynı.
Hakkında en çok şehir efsanesi yaratılan, en çok ön yargı ile yaklaşılan meslekler olsa konu, cevap yine aynı.
Kısaca bilinen ama tanınmayan bir meslek bu rehberlik. Bazılarına göre iş bile sayılmıyor zaten. Yediğin önünde yemediğin arkanda, her gün eğlence, her gün gezmece, güzel kadınlar, yakışıklı delikanlılar, beş yıldız oteller, üzerine bir de para veriyorlar bunları yapman için. “Daha ne ister ki bir insan bu dünyada?” demekteler.
Ama düşünmezler mesela, memlekete gittiklerinde “Yolculuk mahvetti” deyip, kaç gün kendilerine gelemediklerini. Rehberler kar, kış dinlemeden her gün yüzlerce kilometre yol yaparlar. En erken kalkan, en geç yatan onlardır. Yol boyunca otobüste, bırak misafirleri, o turu satan acente sahibinin bile hiç duymadığı yüzlerce farklı konudaki bilgiyi, her grup için o grubunun anlayacağı bir bilgi seviyesinde yeniden formüle edip anlatan, güzel ülkemin 81 vilayetine dağılmış, yüzlerce müze ve ören yerine nereden girilir-çıkılır, yürüyüş rotası nediri bilen, her biri birbirinden farklı kültür, gelir ve öğretim geçmişine sahip misafirleri aynı oranda mutlu etmesi, çıkan anlaşmazlıkları ise çözmesi beklenen kişilerdir o rehberler.
Ailelerini kimse sormaz mesela, sevdicekleri ne yapar onlar yokken? Çocukları anneleri ya da babalarını görmeden nasıl büyürler, kaç tane diş perisi, tiyatro gösterisi, ilk alınan karne, mezuniyet töreni kaçırılır? Evinden yüzlerce bazen binlerce kilometre uzakta Tanrı’nın bile unuttuğu bir noktada, çalan bir telefonla çocuğunun, hayat arkadaşının, annesi ya da babasının hastaneye kaldırıldığını öğrendiğinde ne hisseder?

Çok mu kazanırlar?

İzafidir bu sorunun cevabı esasında. Siz güzel ülkemde bir rehberin senede ortalama sadece 100 gün çalışabildiğini, bu sürede kazandığı yevmiyeyle de 12 ay yaşamak zorunda olduğunu, sağlık-emeklilik primleri ve dahi tüm ev, okul, kılık kıyafet masraflarını işte bu 100 günde kazandıkları parayla ödemek durumunda olduklarını unutmayın, o duyduğunuz şehir efsanelerine de pek inanmayın.

Türkiye’de rehberlik

Türkiye’de rehber olmak için üniversite mezunu olma şartı var. Bugün 52 üniversitede önlisans ya da lisans düzeyinde 90 yakın turist rehberliği programı var. Farklı disiplinlerde onlarca dersi tamamlayıp mezun olmak yetmiyor, ek olarak yabancı dil sınavından en az 75 almış ve uygulama gezisini de tamamlamış olmak gerek mesleğe kabul için. Kıssadan hisse, en kötüsü bile sağlam mürekkep yalamış durumda bizim rehberlerimizin.
“Rehberler için şartlar böyle ise acente açmak ne kadar zordur kimbilir” dediğinizi duyar gibiyim. Bence demeyin, bir seyahat acentesi açmak için sabıkanızın olmaması, bir şirket kurmanız ve istenilen maddi yükümlülükleri yerine getirmeniz yeterli. Kısaca ne diploma ne yabancı dil soran var ne de mesleğe kabul sınavı...
Tam da rehberler gününün kutlandığı bugünlerde, meslek birliğine kayıtlı Türkçe’nin yanı sıra
37 farklı dilde anlatım yapabilen, 11 bin 266 turist rehberimiz varken, rakip ülkeler bize gıpta ederken, bir grup acenteci sanki turizmimizin tek derdi bunlarmış gibi, rehberlik mesleğine kabuldeki yabancı dil şartının, bir kısım turlarda rehber bulundurma ve yevmiye olarak en az taban ücret ödeme zorunluluğunun kaldırılması için lobi amacıyla kapı kapı dolaşmaktalar.
Onlara inat, alın telefonu elinize hemen, arayın o Karadeniz gezisini unutulmaz kılan, Çanakkale Muharebeleri’ni sanki oradaymışsınız gibi hissettiren, bildiğiniz şehrinizi esasında tanımadığınızı fark etmenizi sağlayan rehberi ve “Rehberler Günün kutlu olsun!” deyin!
Bir sonraki rezervasyonunuzda da acentenize, “Otellerimiz hangileri?” diye sormadan önce “Rehberimiz kim?” diye sorun. O programı unutulmaz kılacak odanız değil; rehberiniz olacak çünkü...

Tüm turist rehberlerimizin Dünya Rehberler Günü kutlu olsun!

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.