Şehre döndük

9 Ekim 2021

Pandemi sonrası kendini sahillere, yaylalara o da olmadı memlekete atan yurdum insanı okulların da açılması ile şehre döndü. Derslerin çevrim içi olması, evden çalışma seçeneği gibi nedenlerle bizim kasabaya son iki yıldır göçen büyükşehir nüfusu nedeniyle, yerli halk azınlıkta, park yerleri ise karaborsadaydı. Ama ekim ile birlikte yaşam normale döndü gibi.

Bildiğiniz gibi son 15 gündür üç yabancı misafirimle Anadolu’yu adımlıyordum. Bu hafta üniversiteler de açıldığı için gezi sonrası Kuşadası’na dönmek kısmet olmadı. Yüzyüze dersler ile birlikte biz de haftanın yarısı İstanbul, yarısı Kuşadası rutinine geri döndük.
Sonbaharda şehre dönüşle kültür ve sanat faaliyetleri de son iki yılın acısını çıkarırcasına artmış Şehr-i İstanbul’da. Masamın üzerinde birikenleri şöyle bir gözden geçirdim ve ekim ayında şehirde olanlara kültür-sanat ve gezilerden seçtiklerimi toparladım bu hafta...

Baksı Müzesi ‘Kıraçta Heykel’ sergisi

Kısa bir süre önce Baksı Müzesi’nin bulunduğu tepede açılan ‘Kıraçta Heykel’ sergisinden, Çoruh Nehri’ni seyreden eserlerden görüntülerle hazırlanan video çalışması, Contemporary İstanbul kapsamında 10 Ekim’e kadar Tersane İstanbul’da. “Yok ben illa heykelleri görmek istiyorum” derseniz, Baksı Müzesi’ne yapacağım gezide bana eşlik edebilirsiniz.

Farklı kuşaklarından yedi sanatçı

Ahmet Yeşil, Şükrü Karakuş, Tuba Önder Demircioğlu, Feyzan Alasya, Nilüfer Yıldırım, Engin Beyaz ve Yasemin Keltek’in daha önce sergilenmemiş 40 eseri, Galeri Diani ile 10 Ekim’e kadar 16. Contemporary İstanbul‘da...

43. İstanbul Maratonu

Yazının devamı...

Adım adım Anadolu - 2

2 Ekim 2021

Geçtiğimiz hafta Anadolu’yu arşınlamaya başlamış ve Antalya’ya kadar gelmiştik. Marmara, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin en önemli tarihi yerlerini içeren gezinin ikinci yarısını ise bu hafta tamamladık ve perşembe sabahı sevgili Ursula, Carsten ve Sonja’yı, ilk fırsatta bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu programında buluşmak üzere İstanbul’dan yolcu ettik.

İşte ikinci haftanın rotası ve programı...

7. Gün/Antalya-Konya

Konya yollarına düşmeden önce dünyanın en güzel ve iyi korunmuş antik tiyatrolarından birini, bugün hâlâ sanatseverleri ağırlayan Aspendos Tiyatrosu’nu ziyaret ettik. Sonrasında bir kez daha Toros Dağları’nı aşarak Konya’ya vardık ve Karatay Medresesi ve Mevlana Müzesi’ni gezdik beraberce.

8. Gün/Konya-Kapadokya

Sabah erkenden eski kervan yolunu takip ederek Kapadokya’ya doğru yola koyulduk. Doğal olarak günün ilk durağı da Sultanhanı Kervansarayı oldu. İkinci durağımız ise serin bir havanın eşliğinde 390 küsur basamak sonrası ayak bastığımız Peristremma yani ünlü Ihlara Vadisi’ydi. Dünyanın en büyük kanyonları arasında sayılan vadi Hıristiyanlığın kuruluş yıllarından beri önemli bir dini merkez esasında. 14 km’lik vadideki 105 kiliseden 14’ü bugün ziyaret edilebilmekte. Belisırma’ya kadar yürüyüş yaklaşık bir saat sürüyor. Yolda Diker Çay Bahçesi’nde kısa bir mola verip çaylarınız yudumlamak mümkün. Günün son ziyareti ise girişi ne hikmetse metro istasyonuna benzetilmiş, Kapadokya’nın doğası ile tamamen uyumsuz hale getirilmiş dünyaca ünlü Kaymaklı yeraltı şehri oldu.
Ziyaret sonrası hedefimiz ise iki gece kalacağımız otelimiz Burcu Kaya oldu.

9. Gün/Kapadokya

Yazının devamı...

Adım adım Anadolu - 1

25 Eylül 2021

İstanbul’a gelirken ay sonuna kadar programımı hazırlamıştım esasında. Evdeki hesap çarşıya uymadı ve kendimi planladığım Kuşadası yerine, Almanya’dan gelen üç misafirimle beraber Anadolu yollarını arşınlarken buldum. Bunun yaza veda etmenin en güzel yolu olduğunu fark edince, iki haftalık programı paylaşmak istedim Seyyah-ı Alem’de. Marmara, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin en önemli tarihi yerlerini içeren gezinin ilk yarısı bu hafta, kalanı da haftaya yine bu satırlarda olacak.

1. gün/İstanbul-Çanakkale

Ursula, Carsten ve Sonja ile sabah 7.30’da Çanakkale’ye doğru düştük yola. Lapseki’den sonrası konumuz artık mitolojiydi. Thetis ve Peleus’un düğünü, davet edilmeyen nifak tanrıçası Eris, en güzele verilecek altın elmaya talip üç tanrıça Hera, Athena ve Afrodit, Truva kralı Priamaos’un oğulları Hektor ve Paris, Paris’in kaçırdığı Yunan kralı Menelaos’un karısı güzeller güzeli Spartalı Helen, onu geri almaya gelen Menelaos ve kardeşi Miken Kralı Agamemnon, Akhilleus derken yeni Truva Müzesi’ne gelmiştik bile. Sonrasında gerçek bir Truva’lı Mustafa Akın’ın yerinde kısa bir mola verdik. Mustafa’nın mekanında, ilk kez rehber olarak geldiğimde benden aldığı fotoğrafın duvarda hala durduğunu görmek ise hoş bir sürpriz oldu.

2. gün/Çanakkale-Kuşadası

Bergama’ya yolculuğumuz yaklaşık dört saat sürdü. Sonrasında ise Trajan Tapınağı, dünyaca ünlü kütüphanesi, sıra dışı tiyatrosu ve diğer öğeleri ile antik kenti gezmek için de yaklaşık iki saat harcamışız. Yol üzerinde Kızıl Avlu’da kısaca durup, sonrasında da antik çağda Anadolu’nun en önemli tedavi merkezi olan Asklepion’u gezdik. Akşamüstü ise İzmir Kemeraltı’ndaki Kızlar Hanı’ndaydık. Günün son durağı ise Kuşadası İstanköy Hotel oldu.

3. gün/Kuşadası

Sabah programımızda, Efes Müzesi ve Efes Antik Kenti vardı. Muhteşem Roma villalarını ya da bilinen adı ile Yamaçevleri’ni de gezmeyi unutmadık. Öğleden sonra ise programımızda Şirince ve antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı vardı.

4. gün/Kuşadası-Bodrum

Yazının devamı...

Bu haftanın etkinlikleri...

18 Eylül 2021

Geçtiğimiz hafta dostlar, “Uzun zamandır sergi, konser ve etkinlik tavsiyeleri yazmıyorsun. Nerede, ne olduğunu yazsana arada sırada... Malum sonbahar gezmek için en güzel mevsim, yolumuz üzerinde ya da gittiğimiz yerde sergi veya konser olduğunda uğramak güzel oluyor” deyince yazmak şart oldu. Ben de aldım kalemi elime ve eylül-ekim aylarında yolda olan gezginler için seçtiğim sergi, konser ve etkinlikleri konuk ettim bu hafta Seyyah-ı Alem’e.

Bodrum

17 Eylül-10 Ekim arasında harika bir sergi var Bodrum’da. Collectable Art&Design, Dr. Gizem Pamukçu ve Hülya Şekercioğlu iş birliğiyle hazırlanan Synonyms, her daim sanata ve sanatçıya destek veren The Marmara Bodrum’da. Sergide Mehmet Sinan Kuran’ın ve 40 farklı genç sanatçının toplamda 80’e yakın çizim, resim ve heykel gibi formlarda eserleri sergilenecek. Bodrum’da iseniz ya da yolunuz Bodrum’dan geçiyorsa mutlaka uğrayın derim.

İstanbul

Fotoğraf Grubu’nun 21 Mart 2020’de aramızdan ayrılan, fotoğraf eğitmeni Arel Kalender’i anmak için düzenlediği Balat Camhane Cam Sanatını Kültürünü Geliştirme Yaşatma Derneği ve Kutup Ayıları isimli sergi 11-25 Eylül tarihleri arasında Balat Camhane’de.
Akbank Caz Festivali, bu yıl 1 Ekim’de 31’inci kez dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Festival aralarında Galataport’taki tarihi Paket Postanesi, Müze Gazhane’nin de olduğu farklı mekanlarda 100’den fazla Türk sanatçının özel performanslarına ev sahipliği yapacak.
Ekim ayında Bomontiada’da düzenlenecek Mamut Art Project’te genç sanatçı Zeynep Abeş’in Memory Place adlı üç enstalasyon çalışması var. ‘İstiklal Caddesi’, ‘Anne’ ve ‘Uçak’ adlı üç video’dan oluşan Memory Place, kendisinin ve ailesinin çektiği 1000’e yakın fotoğraftan oluşuyor. UCLA Üniversitesi’ndeki tez projesi olarak ortaya çıkan çalışma, bu sene özellikle teknoloji ve medya alanında çalışan kadın sanatçıları temsil eden LA Art Show’da da sergilendi.

Bursa

Yazının devamı...

9 Eylül 1922'de göndere çekilen bayrağın hikayesi

11 Eylül 2021

Perşembe günü yeni çıkan kitaplar neler diye araştırırken ‘Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın Hatıratı’ ile karşılaşmak güzel bir sürpriz oldu benim için. Neden derseniz, Perşembe günü 9 Eylül’dü ve Teğmen Ali Rıza Akıncı da bundan tam 99 yıl önce, bugün İzmir Hükümet Konağı’na bayrağımızı çeken teğmendi.
Gazeteci Yazar Yaşar Aksoy’un kaleme aldığı kitabın adı ‘İstiklâl Süvarisi İzmir’in Kurtuluşu Teğmen Ali Rıza Akıncı’nın Hatıratı’. Mayıs ayında yayınlanan eser, nasıl olduysa gözümden kaçmış ama tam da olması gereken günde önüme çıkıvermişti.

Kimdir Teğmen Ali Rıza Akıncı?

Eski takvim ile 1314’te yani 1898 yılında Konya’da doğar Teğmen Ali Rıza. Babası aile geleneklerine, geldiği kültüre çok bağlı, İstihkam Yüzbaşısı Halil Bey’dir. Oğlunun askeri okula gitmesine karşıdır. Ali Rıza medresedeki öğretimden özellikle de cübbe ve sarıktan hoşlanmaz, ne yapar eder orduya katılır. I. Dünya Savaşı’nda Arabistan, Gazze ve Filistin-Kudüs cephelerinde çarpışır, teğmenliğe kadar yükselir. O yıllardaki en acı hatırası Kudüs’te kazanmalarına rağmen, sonrasında şehri teslim edip geri dönmeleri olacaktır.
Şam’da esir düşer. Ancak memleketine şehit olduğu haberi gelir. Helvası karılırken döner, herkesi şaşırtır.
Aile endişe ve üzüntü ile geçen yıllardan sonra tekrar orduya dönmesini engeller. Engeller ama Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmesi ile çekilen ıstırabın artık dineceğine inandıklarından olsa gerek orduya dönmesine izin çıkar.

İzmir’e giden yol

Tekrar ordudadır Teğmen Ali Rıza. Henüz düzenli bir ordu kurulmamıştır. Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından bir ay kadar sonra kurulan ve gizli bir teşkilat olan Yeşil Ordu’ya katılır. Teşkilatın amacı Osmanlıya başkaldıran birlikleri organize edip, Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal’e destek vermektir.

Yazının devamı...

Archestratus Helen kökenli gurme

4 Eylül 2021

Geçtiğimiz haftaki yeme-içme yazısı sonrası sizlerden gelen mesajlar iki konuda yoğunlaşmış.
İlki Michelin yıldızlı lokantalar. “Neden bizde yok?”, “Olmasının ne faydası var?”, “Yeme-içme turizmine katkısı var mı?” gelen sorulardan bazıları.
Diğer ilgi çeken konu ise Antik Gurme Archestratus. “Kimdir?”, “Nerede yaşamış?”, “Ne yememizi tavsiye etmiş?” ve ”Yemek tarifi vermiş mi?” en çok sorulan sorular.
Michelin yıldızlı lokantalar konusunu, elimdeki bilgileri teyit ettirmek için birkaç dost ile görüşmem gerektiği için sonraya bıraktım. Dolayısı ile bu haftanın konusu Helen kökenli gurme Archestratus.
Farklı konularda araştırma yaparken karşılaştığım bazı çalışmaları bir gün kesin ihtiyacım olur deyip arşivleme adetim var. İşte bunlardan biri Doç Dr. Ali Güveloğlu’nun .’Journal of History&Future’da yayınlanan ‘Antik Çağ’ın Damak Tadı Düşkünü Yazarları’ başlıklı makalesi. Ali Hoca’nın ‘İlk Seyyah Gurme Arkhestratos’un Yaşamı ve Eseri’ adlı yazısını da derste kullanmak üzere arşive eklemişim. Sizlerden gelen soruları görünce, işte bu iki yazıyı arşivden çıkarıp koydum önüme ve bu haftanın yazısına başladım. Konu ile ilgilenenler her iki yazının tamamına açık kaynak olarak internetten ulaşabilirler.

Kimdir?

Gela’lı olduğunu biliyoruz. Peki neresi bu Gela derseniz, Sicilya’nın güneybatı köşesinde bir köy. Esasında hakkında bildiğimizde zaten bu kadar. Mesela ne zaman doğduğunu bilmiyoruz ama kullandığı kelimeler ve yer adlarına baktığımızda, yeme ve içme konulu gezilerini Büyük İskender doğu seferine çıkmadan önce, yani MÖ dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde ya da hemen öncesinde yaptığını söylemek mümkün.

Yazının devamı...

Gastronomi turizmi

28 Ağustos 2021

Bu yeme-içme işi gittikçe önem kazanmakta. Artık insanlar sadece doymak değil, aynı zamanda gittikleri bölgenin ya da ülkenin mutfağını da deneyimlemek istiyor. Birkaç yıl önce yapılan bir araştırma turistlerin yaklaşık yüzde 90’ının destinasyon tercihinde, “Yemek çok önemli” dediğini ortaya koymuştu. Yiyecek ve içeceklerin ana oyuncu olduğu gastronomi turizmi son yıllarda tüm dünyada hızla yayılmakta.
İlk kez Joseph Berchoux’un 1801’de yazdığı şiirin başlığı olarak ortaya çıkan Gastronomi’yi bir başka Fransız, tarihçi Pascal Ory ise bir masa sanatı olarak tanımlamakta. 18. yy’da dünyanın ilk lokantasının açıldığı Paris bugün yeme içme konusunda dünyanın en ünlü destinasyonları arasında.
Ama, yemek pişirme sanatının temellerinin Mezopotamya’da atılmasına, zaman içinde ise Anadolu ve Çin mutfağı olarak ayrılarak, gelişimine devam etmesine rağmen bizim bunları kullanarak, aynı oranda fayda sağladığımızı söylemek ise pek mümkün değil.
“Dünyanın üçüncü büyük mutfağı bizim” diyoruz, ama bir tane Michelin yıldızlı lokantamız yok nedense. Japonya’da mesela, 700’den fazla var. Fransa’da 600 kusur, İtalya’da ise 400’e yakın Michelin yıldızlı lokanta var. Bunların bir kısmında aylar öncesinden rezervasyon yapmak zorundasınız ve bir yemek için ödenen tutar bir turistin ülkemizde kaldığı süre içinde yaptığı toplam yeme içme harcamasından daha fazla...
Karşılaştırma yapabilmeniz adına güzel yurduma gelen turistlerin yeme içmeye harcadığı toplam tutar 150 dolar civarında ve bu da toplam harcamalarının yaklaşık 5’te 1’ine denk gelmekte. Ama yurt dışına çıkan yurdum insanının yeme içmeye harcadığı tutar toplam harcamalarının yaklaşık 3’te 1’i ve 200 dolar civarında.
Yurduma gelen yabancı misafirlerin yeme içmeye, benim yurt dışına giden vatandaşımdan daha az para harcamasının en önemli nedeni ise şu saçma sapan her şey dahil sistemi.

Antik gurme Archestratus

Sicilya’da Gela adlı bir köyde dünyaya gelen ve aynı zamanda iyi bir aşçı da olan şair Archestratus, M.Ö. 4. yy’da yaşamış ve ‘Hedypatheia/Lüks Yaşam Hakkında’ adlı eserinde Anadolu’ya uzanan bir rotada yeme-içme deneyimlerini ve pişirme tavsiyelerini paylaşmakta.

Yazının devamı...

Efes'te iç mimar var mıydı?

21 Ağustos 2021

Roma dönemi villalarını anlatıyordum Efes’te geçtiğimiz günlerde... Hani şu meşhur Kuretler Caddesi’nden aşağıya inerken yolun solunda, Hadrian Tapınağı’nın tam karşısındaki Yamaçevler diye bilinen, zamana direnmeyi başarmış yedi villadan bahsediyorum. Roma İmparatorluk Dönemi’nden en eskisi 1.Yüzyıl’dan kalma, orta kısımda peristil mimari tarzında üstü açık bir iç avlu bulunan bu evlerin dış görünümü oldukça sade olsa da içi oldukça gösterişlidir. Tam bu evlerin inanılmaz şaşaalı dekorasyonunu anlatırken, bir hanımefendi o zamanın iç mimarları da çok başarılıymış deyince, sohbetin konusu mimarlığa ve iç mimarlığa döndü.

Dekorasyondan iç mimariye

Mimarlığın alt bileşenlerinden biri olan iç mimarlık, insanı ve yaşamını etkileyen tüm faktörleri dikkate alarak, altyapıdan kullanılacak malzemeye, havalandırmadan, aydınlatmaya, bir yapının iç alanını tasarlanmasıdır diye tarif edilebilir. İç mimar da iç mekanı sanatsal ve teknik altyapısıyla en doğru şekilde çözen kişidir. Yaklaşık 110 yıllık bir geçmiş var mesleğin. İç dekorasyon kavramının ilk ortaya çıktığı yer 1900’leri başı Amerika. Hesap yetenekleri olan, vizyonları geniş, ama akademik bir kimlikleri olmayan kişilerdir o zaman kullandıkları unvanları ile dekoratörler. 1913’te yazarı Elsie de Wolfe olan ilk iç mimarlık kitabı ‘The House in Good Taste’ yayınlanır. Bir başka kadın Dorothy Draper ise 1923’ilk tasarım firmasını kurar. Ancak İç mimar terimini ilk kullanan ise ‘Interior Design and Decoration’ dergisi olacaktır. ABD’de ilk yasa ise 1982’de çıkar. Türkiye’de ise ilk adımın Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde, Dahili Tezyinat dersleri ile 1926’da atıldığı kabul edilir. İç Mimarlar Derneği ise 50 yıl sonra 1975 yılında kurulur ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin 21. Olağan Genel Kurul toplantısında alınan karar ile 1976 yılında da TMMOB’a 18. Oda olarak katılır.

Dünyaca ünlü iç mimarlar

İç mekanı yeniden düzenlemek, mekana özgün mobilyalar geliştirmek, yeni bir işlev kazandırılacak yapıların iç mekanlarında buna uygun çözümler üretmek ve benzeri konularla ilgilenen iç mimarlığın güzel sanatlara daha yakın olduğuna inanıyorum nedense. Eskilerden; 1930’lar Paris’inde yaşayan, en ikonik minimalist mobilya olan The Parsons Table’ın tasarımcısı Jean-Michel Frank, Sister Parish, Parish’in kuzini olan ve İlk tasarım firması ‘Architectural Clearing House’u açan, New York’s Metropolitan Museum of Art’ın kafeteryası, Fairmont ve Mark Hopkins Otel projelerini yapan Dorothy Draper, Rockefeller, Astor, Getty ve Mellon gibi bir portföye sahip Albert Hadley, Prince Charles ve Princess Anne’in yatak odalarını dizayn eden David Hicks dünyaca ünlü iç mimarlardan bazıları. Günümüzden kim var derseniz, lüks iç mekan tasarımcısı Ferris Rafauli, Barbounia Restaurant’ı yapan Karim Rashid ve bu kadar erkeğin arasında The Mandarin Oriental Hotel, Barcelona ile dikkatleri üzerine çeken Patricia Urquiola aklıma gelen günümüz iç mimarları.

Peki ya Türkler?

İç mimarlık yapan tanıdıklarımın biri hariç tamamı esasında mimar. O biri ise Maltepe Üniversitesi mezunu, Sakura Mimarlığın sahibesi, İç Mimar Sema Yazıcı. Sema Hanım ile pandemi öncesi Balat üzerine bir araştırma yaparken tanışmış, sonrasında Vadi Istanbul’daki İnari Omakase, Bodrum’daki Serafine Mare,

Yazının devamı...