ŞEHR-İ ISTANBUL’UN MİSAFİRLERİ ve SORUNLARI

11 Aralık 2021

24 Kasım’da bu yılın son kruvaziyer gemisinin ardından, “Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?” diye sormuş ve gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde anlatılan sorunların bir kısmını aktarmıştım. Bu hafta kaldığımız yerden sorunları özetlemeye devam edelim.

En büyük sorun taksiler

İstanbul’da yaklaşık 18 bin taksi ve 52 bin taksi şoförü var. Mesleğini layığı ile yapanlar çoğunlukta olsa da İstanbul’a gelen yabancı misafirlerin şikâyet ettiği konuların başında taksiler ve talep edilen fahiş ücretler gelmekte. Özellikle Sultanahmet bölgesinde taksi bulmak ciddi bir sorun. Bu bölgeden taksiye binebilen yabancı misafirlerin en büyük şikâyeti ise taksimetre açılmaması ve kendilerinden istenen astronomik ücretler. Sultanahmet’ten limana gitmek için kimi taksicilerin 100 dolar ve üstü para istediği aktarıldı konuştuğum misafirler tarafından.

Çözüm basit esasında. Sultanahmet’te merkezi bir noktada oluşturulacak ve giriş çıkışların ilgili kolluk güçlerince kayda alındığı kontrollü bir taksi durağı ve burada yabancı misafirlerce en çok gidilen Galataport, Taksim, havalimanı gibi yerlere ödenecek tutarların ilan edilmesi. Böylece taksilerin yolcu seçmesinin önüne geçilir, misafir yaklaşık ne ödeyeceği konusunda önceden bilgi sahibi olur, duraktan iş alan taksiler ve gittikleri yerler kayıt altında olacağından şikayetleri çözmek ve çürük elmaları ayıklamak da kolaylaşır.

Kapalıçarşı ve Nuruosmaniye

Kapalıçarşı, İstanbul’un dünyaca ünlü bu alışveriş mekânı şikayetlerin yoğunlaştığı bir diğer nokta. Binlerce dükkânın yer aldığı, on binlerce kişinin ekmek kapısı, dünyanın ilk kapalı alışveriş merkezi, bazı kendini bilmezlerin yabancı televizyon kanallarına dahi konu olan sahtekarlıkları yüzünden kan kaybetmekte. Yabancı misafirlerin çoğunluğu ürünlerin kalitesizliğinden ve fiyat konusunda kandırıldıklarından şikâyet etmekte. İstanbullular’ın bile, artık kalitesiz ve taklit ürünlerin tezgâhları işgali ve fahiş fiyatlar nedeniyle Kapalıçarşı’ya uğramaz olduğu düşünülünce, misafirler hak vermemek elde değil. Kısaca az sayıdaki kendini bilmez, çoğunluğun rızkına mâni olmakta.

Özelikle kruvaziyer misafirlerinden gelen bir şikayet ise, Kapalıçarşı’ya varamamak!

Yazının devamı...

DEĞİŞEN TRENDLER DİKKATE ALINMIŞ

4 Aralık 2021

Perşembe sabahı yine İzmir’deydim. Malum, Travel Turkey İzmir Turizm Fuarı pandemi sonrası bu yıl ilk kez kapılarını açtı ve 2-4 Aralık tarihleri arasında yerli ve yabancı misafirlerini ağırladı. Kaçırmak olmazdı.

Yurdumun dört bir yanındaki tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerin keşfedilmesini sağlayan fuara bu yıl bir OutdoorKamp, Karavan, Outdoor ve Ekipmanları Fuarı eşlik etmekte. Görülen o ki pandemiyle değişen tatil ve gezi trendleri dikkate alınmış, güzel de olmuş.

ITT-Travel Turkey Izmir

Fuar süresince Türkiye ve dünya turizmine ışık tutacak pek çok söyleşi vardı. ‘Sağlık Turizmi Politikaları’, ‘Türleri ve Seyahat Acentelerinin Rolü’, ‘Yeni Nesil Dizi ve Filmlerin Turizme Etkisi’, ‘Gastronomi Turizminin Gelişimi’, ‘Nereden Nereye Gidiyor?’, I’nfluencer Marketing’in Turizm Destinasyonlarına ve Ürünlerine Etkisi’, ‘Bisiklet Turizminin Turizm Ekonomisine Katkısı’, ‘Geleceğin Acentesi Olmak’, ‘Küresel Trendler ve Türk Turizmi için Fırsatlar’, ‘Turizm Sektöründe Dijital Medyanın ve KVKK’nın Önemi’, ‘Yeni Nesil Misafir İlişkileri ve CRM Çözümler’ aklımda kalan konu başlıklarıydı.

İlk iki günü profesyonel ziyaretçiye açık olan fuar bugün ise halka da açık.

TÜRSAB Başkanı’na 2022’yi sordum

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’ya yurdum insanı adına 2022 sezonu tavsiyelerini sordum.

Yazının devamı...

İstanbul 2021'in son kruvaziyer gemisini de uğurladı

27 Kasım 2021

23 Kasım’da gelen Viking Venüs gemisi dün İstanbul’dan ayrıldı ve böylece şehir için 2021 yılı kruvaziyer sezonu da kapanmış oldu. 1 Ekim’de başlayan seferlerle bu yıl toplam sekiz kruvaziyer gemisi İstanbul’a 7 bin turist getirdi.
Getirdi de getirmesine de, dünyanın en güzel coğrafyasında yer alan, en önemli tarihi eserlerine sahip iki imparatorluğun başkenti, 119 imparatorun mekanı Şehr-i İstanbul yıllar sonra gelen misafirlerini olması gerektiği gibi ağırlayabildi mi?
Ne yazık ki bu konuda acilen çözülmesi gereken bazı sorunlar var. Gelen gemi yolcuları, rehberler, turizm şoförleri, Kapalıçarşı esnafı ve turizmcilerle yaptığım sohbetlerde fark ettim ki, sorunların bir kısmı ya ilgili makamlara doğru aktarılmadığından, ya da yanlış yerlere aktarıldığından çözülememekte. Bir kısmı ise sorunlara çözüm bulacak kişilerin kruvaziyer turizmi dinamiklere yabancı olmasından kaynaklanmakta.
Sorunların önemli bir kısmını 2022 kruvaziyer sezonu başlamadan önce çok basit önlemlerle ortadan kaldırmak mümkün. Tek yapılması gereken ilgili tüm tarafların, yani kruvaziyer yolcularını ağırlayan acentalar, bu yolculara hizmet veren rehberler, misafirleri taşıyan otobüs firmaları, Galataport temsilcileri ile bu sorunları çözebilecek yetkilere sahip İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir araya gelmeleri.
Uzun yıllar kruvaziyer yolcularını ağırlayan eski bir acenta yöneticisi ve rehber, bugün ise geleceğin turizmcilerini yetiştiren bir üniversite hocası olarak, güncel ve kronik sorunları, çözüm sürecini hızlandırmak adına bu satırlarda paylaşmak istedim.

Galataport

Muhteşem bir proje. Şehrin tam göbeğindeki ölü alan yıllar sonra upuzun bir sahil şeridi, hemen arkasında yer lokanta, kafe, dükkan ve ofisler ile tekrar bir çekim merkezi oldu. Gelen gemi yolcuları artık bir mezbeleliğe değil, cıvıl cıvıl bir sahil şeridine bakmaktalar.

Yazının devamı...

Bir arkeolojik kazı sezonu daha bitti

20 Kasım 2021

Güzel yurdum öyle bir coğrafyada yer alıyor ki, her köşesi farklı bir güzellik, bir tarih saklamakta. Tarihe yön vermiş, iz bırakmış kim varsa bu topraklarda... Neredeyse her adımda bir antik yerleşim var Anadolu’da. Her biri farklı bir kültüre, farklı bir zaman dilimine ait. Bu kadar geniş bir yelpazede, bu kadar çok kazı yapılan başka bir ülke yoktur sanırım.

Çok kısıtlı bütçelerle ve gerçekten zor şartlarda çalışan kazı ekipleri ve başkanları yurdumun iğne ile kuyu kazan, gizli kahramanları.
Bir ören yerini gezerken gördüğünüz her şeyi bir zamanlar parçalanmış halde metrelerce toprak altında gömülü olduğunu ve işte o görünmez kahramanlar tarafından bulunup, yapboz parçalarını bir araya getirir gibi birleştirilip ayağa kaldırıldığını hatırlarsanız, gözünüze nadide bir mücevher gibi görünecektir artık o taşlar.

2021 yılı kazıları

Her yıl kazı sezonu sonu geldiğinde, inanılmaz bir malzeme birikiyor masamda okunacak. Bu hafta farklı kazılara ait biriktirdiğim notlardan seçtiklerimi kısa kısa paylaşmak istedim sizlerle. Mesela Beşiktaş kazıları İstanbul’un tarihini değiştirmekte. Haydarpaşa kazıları bizi şaşırtmaya devam ediyor. Zonguldak ve Kastamonu’daki kazılarda Karadeniz tarihi açısından önemli veriler elde edildi. Metropolis’te kamusal bir yapıya ait mermer bir meydan ortaya çıkarıldı. İzmir’in Bornova’daki Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde 8 bin yıl öncesine ait aslan ve 5 bin yıllık panter kemikleri tespit edildi. Bu arada unutmadan, Malatya’daki Arslantepe Höyüğü, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Ani’de ise bu yıl Selçuklu Kümbeti ve Mezarlığı ilk kez ortaya çıkarıldı.

Beşiktaş

Şehrin bilinen tarihi bu kazılarla değişiyor. Metro alanında yapılan kazılarda Cumhuriyet, Osmanlı, Bizans, Roma, Yunan, İlk Tunç ve Kalkolitik dönem olarak yedi ayrı dönem belirlendi. Kazılarda İlk Tunç Çağı’na ait çapları 1-5 metre arasında değişen 46 adet kurgan tipi mezarlar olduğu ortaya çıkarıldı, bunların içinde ve dışında bir kısmında taş balta, kaplar gibi hediyelerin de olduğu toplam 115 adet mezar bulundu.

Haydarpaşa

Yazının devamı...

Gastronomi 'midenin kanunu'

13 Kasım 2021

Antik Yunanca’da gastros ‘mide’ ve namos ise ‘kural, yasa, kanun’ demek. Mide kanunu yani... Yiyecekleri hazırlama ve sunma sanatı, iyi ve doğru yeme bilimi. Yeme işinin kültürle harmanlanmış hali gastronomi
için “Doğru yiyeceği seçme, hazırlama, sunma ve insanların bundan keyif almasını sağlama sanatı” yazıyor bir kaynakta. Özetle yemek pişirmek ve aşçılıktan çok daha fazlası gastronomi. Amma velakin ne yapalım ki yurdum insanı konuya mesafeli kalmayı tercih ediyor. Yemek pişirme sanatının temelleri Mezopotamya’da atılmış, Anadolu’da gelişmiş olsa da gastronomide başarılı olamayışımızın nedenlerinden biri de bir ihtimal bu mesafeli duruş.
Umut verici olan ise, bu duruşu değiştirmeye, Türk mutfağının uluslararası bir oyuncu olmasını sağlamaya çalışan güzel ve başarılı çabaların her gün artıyor olması.

Gastromasa Gastronomi Konferansı

Güzel yurdumun doğal ve tarihi güzelliklerini, yerel lezzetlerini göstererek, gastronomiyi turizme entegre etmek, otel, restoran profesyonellerini, yöneticilerini, yatırımcıları, yerli ve yabancı şefleri ortak bir platformda buluşturup; Türkiye’de gastronominin gelişimine katkı sağlamak amacı ile 2015 yılından bu yana gerçekleştirilen bir gastronomi konferansı var, Gastromasa.
Türk mutfak kültürünü dünyaya tanıtırken, dünya gastronomisini Türk gastronomisiyle buluşturuyor her yıl. Bu yıl altıncısı düzenlenen konferans ‘Tasarım’ teması ile Michelin yıldızlı dünyaca ünlü şefleri ve yeme içme tutkunlarını geçtiğimiz pazar günü İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde bir araya getirdi.
Dünya gastronomisinde fark yaratan 21 başarılı şefin katıldığı konferansın ana sponsoru daha önceki yıllarda olduğu gibi, Türk şeflerinin gelişimine katkıda bulunarak, dünyada hak ettikleri yere gelmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren Metro Türkiye idi.

Yazının devamı...

Aksaray, az bilinen çok önemli şehir

6 Kasım 2021

Aşıklı Höyük’ten sonra sıra bugün Aksaray’da... Tarihi günümüzden 10 bin 500 yıl öncesine uzanan şehrin ilk adının eski Hitit metinlerinde de anılan Nenessa olduğu sanılmakta... Sonrasında Garsaura ve Archaleis adlarıyla bilinen yerleşim Anadolu Selçukluları zamanında ‘Zafer Yurdu’ anlamına gelen Dârüzzafer olarak da anılmış.
Cumhuriyet öncesinde Konya’ya bağlı bir sancak, 1920 yılında ise vilayet olan Aksaray, 1933 yılında ilçe yapılarak Niğde’ye bağlanır. 56 yıl sonra 1989’da yeniden il olan Aksaray, bugün dünyaca ünlü bir turizm merkezi.

Doğal güzellikler

3 bin 268 metre yüksekliği ile Hasan Dağı, bölgenin Erciyes’ten sonraki en yüksek dağı ve Kapadokya’ya şeklini veren üç volkandan ikincisi. Zirvedeki manzara ise muhteşem.
İki de göl var Aksaray’da. Tuz Gölü, Ankara, Konya ve Aksaray’ın kesiştiği noktada yer alan ve tuz ihtiyacımızın neredeyse yüzde 50’sini karşılayan, ülkemizin ikinci büyük gölü.
Diğeri ise kalp şeklindeki krater gölü, Narlı Göl. Romatizma ile sedefe iyi geldiğine inanılan göl, Kapadokya’nın tam ortasında, fotoğrafçıların ve kampçıların gözdesi.

Tarih öncesi yerleşimler

Tarihte bilinen ilk beyin ameliyatlarının yapıldığı Aşıklı, kalekent modeli bir mimariye sahip Güvercin Kayası, Aşıklı’nın hemen yanındaki Musular ve Anadolu’nun 4 bin yıl önce gözde maden üretim merkezi Acemhöyük, Aksaray sınırları içinde bulunan önemli tarih öncesi yerleşimler.

Yazının devamı...

Orta Anadolu'nun en eski köyü

23 Ekim 2021

Bu hafta Anadolu tarihindeki önemli oyunculardan biri olan dünyaca ünlü Aşıklı Höyük’teydim. Son ziyaretimin üzerinden pek bir zaman geçtiği için bir neden yaratsam da gitsem listesindeydi Aşıklı... Nedir son durum diye bu yıl birkaç kez konuşmuştuk Aşıklı Höyük Dostları Derneği’nden Hayrünnisa Aligil ile. İyileşecek hastanın doktor ayağına gelirmiş derler, Hayrünnisa Hanım aradı. “Arkeoloji ve Sanat Yolu İle Kültürler Arası Buluşma projelerine katılan sanatçılarla birlikte Aşıklı’ya gidiyoruz” deyince, “Beni de ekleyin listenin köşesine, bunu kaçırmak istemem” dedim ve çarşamba günü hep beraber düştük yollara.

Aşıklı Höyük arkeolojik kazısı:

Uzun süreli yerleşim sonucunda yıkıntıların üst üste gelmesiyle oluşan yapay tepelere höyük diyoruz. Neolitik Dönem dendiğinde aklıma hemen gelen üç önemli yerleşim var ülkemizde. Çayönü, Çatal Höyük ve Aşıklı Höyük. Bunlardan Aşıklı Höyük, Orta Anadolu’nun bilinen en eski köyü. Aksaray’ın Gülağaç ilçesinde, Kapadokya ve çevresine şeklini veren üç volkandan biri olan Hasan Dağı ile Melendiz Çayı arasında bulunan yerleşim, günümüzden 10 bin 500 yıl önce bin yıldan fazla süren bir yaşamdan izler barındırmakta.


Bu bin yıl süresince Aşıklı’da yaşayanlar yerleşik yaşama geçiş, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi, çukur evlerden dörtgen planlı evlere geçiş, mimaride kerpiç kullanımı gibi insanlık tarihini kökten şekillendirecek bir değişimi aşama aşama yaşamışlar. Bereketli Hilal içinde yer alan aynı dönem yerleşimler birbirleri ile etkileşim içindeyken, Aşıklı tüm bu değişimi tek başına bir etkileşim olmaksızın sürdürmüş.
Kerpiç evleri, mahalle yapısı, atalık buğdayı, arpası, ocağı, tandırı, hasır sepetiyle Anadolu tarihini ve maddi kültürünün kökenlerini anlamak için bulunmaz bir örnek esasında.

1989 yılından beri İstanbul Üniversitesi Arkeoloji/Prehistorya Bölümü yürütülen kazılara 2006’da bu yana, Prof. Mihriban Özbaşaran başkanlık etmekte. Çok farklı disiplinlerden araştırmacıların katkıda bulunduğu çalışmalar Aşıklı yaşamındaki, ekonomik ve sosyal değişimini, yerleşik yaşama geçişi, tarım, hayvancılığın ilk örneklerini yorumlamaya çalışmakta. www.asiklihoyuk.org

Yazının devamı...

15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü

16 Ekim 2021

“Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi.”

“Dünyada her şey kadının eseridir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Birleşmiş Milletlerin, ‘Kırsal kesimdeki kadınların tarımsal ve kırsal kalkınmayı artırma, gıda güvenliğini artırma ve kırsal yoksulluğu ortadan kaldırmadaki kritik rolünü ve katkısını’ tanıdığını ilan ettiği 76. Genel Kurul Toplantısı’nda alınan kararla 15 Ekim, Dünya Kadın Çiftçiler Günü olarak ilan edilmesinin üzerinden 14 yıl, ilk kutlanmasının üzerinden ise 13 yıl geçmiş...
15 Ekim ise özellikle seçilmiş bir tarih. Neden derseniz, bir gün sonrası yani bugün ‘Dünya Gıda Günü’. Bir gün öncesi seçilerek, dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle de az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tarım ve hayvancılıkla uğraşan kadınların kırsal ekonomide hayati bir rol oynadıklarına dikkat çekilmek istenmiş.

Doymamızı kadınlara borçluyuz

Dünya genelinde gıda sistemleri kırsal kesimdeki kadınların günlük çalışmalarına bağlı. Ama aynı zamanda tarım cinsiyet ayrımcılığının da en çok tarımda hissedildiği alan. Tohumdan hasada, ürünlerin işlenmesinden, dağıtılmasına, pazarda satılmasına kadar her aşamada bizlerin beslenmesinde kadınlar başrolde... Ama tarlada çalışmalarına ek olarak ev işleri, çocuk bakımı gibi sorumlulukları da yüklenen kadınların yeterli ve kaliteli gıdaya daha zor erişiyor olmaları, yetersiz ve dengesiz beslenmeleri ayrıca erkeklere göre çok daha az kazanıyor olmaları ise tam bir paradoks...

Her ne kadar yaşlı dünyamız herkese yetecek kadar kaliteli yiyecek sağlama kapasitesine sahipse de, giderek artan sayıda insan yiyeceğe ulaşmakta zorluk çekmekte. İklim değişiklikleri ve çevresel sorunlar, son olarak da Kovid-19 nedeniyle yeterli gıdaya erişemeyen insan sayısı 2020 yılında yüzde 20 artışla 2.37 milyara ulaştı. Son yıldaki bu artıştan en çok etkilenenlerin başında ise yine kırsalda yaşayan ve tarımla uğraşan kadınlar vardı.

Yazının devamı...