SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

HAZAN VAKTİ

Umut Yaprakları







Özdemir Asaf

Bu aylar gezmenin en güzel vaktiydi bir zamanlar... Ne yaz kadar kalabalık ve sıcak, ne de kış kadar soğuk ve sessiz olurdu hazan ayları... Mesela geçtiğimiz sene sorsaydınız, “Kültür ve sanat için nerelere gitsek bu ay?” diye, “Viyana” derdim. Müzelerinde kaybolup, konserlerde ruhunuz dinlensin diye.
Aşkın ve tutkunun peşinde olsaydınız eğer, kesin “İtalya” derdim. Ama Roma’yı mı yoksa Venedik’i mi tavsiye ederdim, bakın onu bilemedim şimdi.
“Yakın olsun ama tarih, aşk ve sanat da olsun, pahalı da olmasın” deseydiniz, cevap her daim olduğu gibi yine Atina olurdu.
“Uzaklar...” deseydiniz, “Hong Kong”; “Alışveriş” deseydiniz, “Amerika”; “Yemek” deseydiniz, “Lübnan” diye devam ederdik sohbete...

Seyyahlar bu yıl evdeydi

Amma velakin bu Covid-19 denen illet, tüm dünyayı neredeyse bir açık hava hapishanesine çevirdi çevireli, evlerimize hapsolduk. Gezmek sanallaştı, sohbetlerde...
Sadece yurt dışı mı? Yurt içi geziler de yok artık! Acenteler kapandı, oteller de öyle. Limanlar gemilere hasret, ören yerleri, müzeler boş. Rehber dostlar çoktan kestiler umutlarını, terk etmeye başladılar sahneyi birer birer.
Normalde bu aylarda dünyanın tüm dillerinin birbirine karıştığı, bir rehber, bir akademisyen ya da gazeteci olarak anlatmaktan, yazmaktan her daim büyük zevk aldığım, Efes’e uğradım geçen gün. Boynu büküktü, sessizdi yolları. Muhteşem müzesi de öyle. Efes mi sadece, Bergama, Milet, Priene, Truva, Çatalhöyük, Çayönü, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa ve Gaziantep de... Kısaca turistler de, seyyahlar da evdeydi bu yıl.

Vazgeçecek miyiz gezmekten?

Hiç zannetmiyorum, yeter ki ülkelerarası seyahat kısıtlamaları kalksın. Kitle turizmi, yerini artık daha küçük gruplarla yapılacak, butik ve küçük otellerin tercih edileceği, doğada daha çok zaman geçirmeye olanak sağlayan, kültür turizmine bırakacak. Doğa turlarına talep artacak.
Uluslararası gezilerden daha çok ülke içi geziler tercih edilirken, şehir içi ve çevresi yürüyüş turları öne çıkacak. Bu arada hayatımıza bu illet sonrası giren sanal turlar da, bir ihtimal daha da artacak ilerleyen yıllarda.
Bu hafta üniversitedeki dersimin konusu da aynı, ‘Turizmde bir sonraki dönem’... Konuğum ise Next Phase Danışmanlık Kurucu Ortağı, değerli ve eski dostum Pınar Kartal Timer olacak. Hep beraber turizmin geleceğini konuşacağız iki saat boyunca.
Sevgili Pınar’dan öğreneceklerimle yarının potansiyel yöneticileri, patronları olacak öğrencilerimin konu hakkındaki düşünceleri ilerleyen günlerde yine bu satırlarda olacak.

Yazının devamı...

EVDE YEMEK YAPMAK ARTIK ÇOK KOLAY!

Yemek yapmak sanat mı, değil mi? Konu yıllardan beri tartışılmakta. Ben yemek yapmanın bir sanat olduğunu düşünenlerden yanayım. Hem de çok özel bir sanat. Eh dolayısıyla da de herkesin harcı değil!
Dün masamı toparlarken, yemek, yemek kültürü ve ilgili konularda biriktirdiklerimi, aldığım notları bulunca, aklıma bir de Reha ile konuşmak geldi. Reha Keskin, Boğaziçi’nden sınıf arkadaşım. Conrad Istanbul ve Swissotel’deki yöneticilik kariyerinden sonra, 2002 yılında kurduğu ve ürettiği lezzetli ve sağlıklı ürünlerle ziyafet sektörünün önemli oyuncularından Elma Catering’in patronu...
“Yeni projemiz Mijote’yi duydun mu?” diye sordu Reha... “Duymadım” deyince de “Esasında projenin mimarı bu sefer ben değilim; Cem...” diye başladı anlatmaya, “Sosyal medya ve tanıtım konusunu da Kaan üstlendi” diye devam etti. Cem, Reha’nın büyük, Kaan ise küçük oğlu. Kısaca farklı dinamiklere sahip üç nesil bir arada bu projede.

Nedir bu Mijote?

Mesela yemek yapmayı seviyorsunuz ama ya vaktiniz yok ya da pek beceremiyorsunuz. Kadın/erkek arkadaşınız ya da iş yerinizden misafirleriniz gelecek ve mükellef bir sofra kurmak istiyorsunuz ama market alışverişi, temizlemesi ve en önemlisi hazırlaması bir dert! İşte tam bu noktada Mijote devreye giriyor. Tarifini bilmediğiniz, alışverişi, hazırlığı zor yemekler için gerekli tüm malzemeleri satın alıyor, temizliyor, tüm ön hazırlığı tamamlayıp, adresinize teslim ediyor. Dolayısıyla size sadece yemek yapmanın keyfi kalıyor.
Yemek hazırlama kitlerinin Almanya’da Marley Spoon, Tischline ya da ABD’de Purple Carrot, Blue Apron gibi başarılı örnekleri var. Mijote ise ülkemizdeki ilk örnek.
Bu projede Mijote, akademisyen şef unvanlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü Öğretim Görevlisi, farklı ülkelerde beş yıldızlı otel ve prestijli restoranlarda yönetici şef olarak çalışmış David Shipman ile de iş birliğine gitmiş.

Şeflerin tarifleri

Önce www.mijote.net adresine bir uğrayıp, birbirinden farklı tatlar içeren menüden siparişinizi veriyorsunuz. Siparişiniz ulaşır ulaşmaz, seçtiğiniz menü için gerekli tüm malzemeler temizlenip, porsiyonluk olarak ayarlanmış, soyulup, dilimlenmiş halde, ayrı ayrı tazeliğini koruyacak şekilde paketleniyor. Hazırlaması uzun süren kuzu incik, kaburga gibi yemekler ya da pilavlar ise önceden pişirilip, vakumlanıyor.
Tavuk, et ve balık kemiklerinden yapılan yemek suları ve sadece doğal ürünlerden hazırlanan soslar da tamamlanınca, tüm ürünler özel kutusu içinde bir gün sonra adresinize Mijote ekibi tarafından teslim ediliyor. Malzemeyle birlikte açıklayıcı, fotoğraflı yemek kartları da gönderilmekte. Dolayısıyla yapmanız gereken paketi açıp, kendi mutfağınızda adım adım kartlarda yazanları uygulamak. Hepsi bu kadar.
Unutmadan, Mijote şimdilik sadece İstanbul içinde hizmet vermekte.

Yazının devamı...

ANADOLU’NUN ŞANLI TURİZM KAPLANI URFA

Şanlıurfa’yı yazayım bu hafta deyince, pek çok dost ve meslektaş ile hasret gidermiş olduk. Değerli meslektaşlarım, Mehmet Mahmutoğlu ve Mutlu Güneş, Turizm Yatırım A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Uncu ile şehrin turizmi için yapılanları konuştuk. Şanlıurfa’nın başarılı iş insanlarından Raya Turizm’in sahibesi, Rahime Yaşar ve eski dost Mithat Şengöz de her zamanki gibi desteklerini esirgemediler. Kısaca turizmde hak ettiği yere gelebilmek için vargücüyle çalışmakta Şanlıurfa... Bayağı bir malzeme de birikti bizim masanın üzerinde. Aşağıdakiler ise bu yapılanların sadece ufak bir kısmı.

Yamaç paraşütleri semalarda

Geçtiğimiz günlerde 11 yamaç paraşütü sporcusuyla Karababa tepesinde uçuş gerçekleştiren Karaköprü Belediyesi, Karaköprü’yü alternatif turizmin bir merkezi haline getirmeyi amaçlamış.
Hava Sporları Federasyonu’na da tescil için müracatta bulunulmuş.

Çocukluğumun oyuncakları

Karaköprü Belediyesi’nin güzel projelerinden biri de Şanlıurfa’da bir ilk olarak açılan oyun ve oyuncak müzesi. Açılır açılmaz çocukların gözdesi olmuş durumda.

Basın ve Sinema Müzesi yolda

Şanlıurfa Basın ve Sinema Müzesi’ni açma çalışmaları hızla devam etmekte. Şanlıurfa Basın ve sinema tarihini bir çatı altında toplayacak müze çok ilgi çekeceğe benziyor.

Narları tescillendi

Türkülere konu bile olan Karaköprü narının coğrafi işaret tescil belgesini alan Karaköprü Belediyesi, bugün de ‘nar etkinlikleri’ kapsamında 10 bin metrelik ‘Nar Koşusu’nu düzenliyor. Binlerce yıldır sadece Şanlıurfa’da yetiştirilen ‘tat karpuzu’nun da coğrafi işaret başvurusu yapılmış.

Şanlıurfa Turizm Geliştirme A.Ş

Merkezi ve yerel yönetimler, STK ve özel sektör iş birliği ile 17 ortaklı olarak kurulan şirket, 2019 Göbeklitepe yılında 78 etkinliğe imza atarak az zamanda çok iş yapmayı başarmış durumda.

Sıfır Noktası’nda balon turu

Test uçuşlarının başladığı Şanlıurfa’da 1.5-2 ay içinde Göbeklitepe’de uçuşların başlaması planlanmakta.

Yeni oteller

Yatırımcıların, Turizm Yatırım Belgesi ve Yatırım Teşvik Belgesi alması konusunda bedelsiz danışmanlık hizmeti sağlayan Turizm Geliştirme A.Ş.’ nin de çalışmaları meyvesini vermiş ve turizmdeki olumsuz koşullara rağmen, birinin beş yıldız Hilton Double Tree olması beklenen altı tesis, turizm yatırım belgesi almış durumda...

VE Hotels Şanlıurfa

Şehrin tarihi merkezinde 100 ila 350 yıllık 11 eski konak hem tarihi dokuyu korumak hem de turizme kazandırmak için restore edilerek
75 odalı bir tesis olarak turizme kazandırılmış.

Siber uzayda

Üç dilde yayın yapan visiturfa.com sitesi ile bireysel geziler için her türlü bilgiye erişimi kolaylaştıran mobil cihaz uygulamaları da şehre gelecek ziyaretçilerin hizmetine sunulmuş. Bir de aynı proje kapsamında Urfapass programı var. Hem şehri gezmeye yardımcı oluyor, hem de belirlenen görevleri tamamlarsanız, Fahri Şanlıurfalı Belgesi almaya hak kazanıyorsunuz.

İslam Dünyası Turizm Başkenti

Şanlıurfa 2021 yılı için adaylık başvurusunu yapmış. Daha önce Konya 2016 yılında İslam Dünyası Başkenti seçilmişti. Bu yılın başkenti ise Azerbeycan’ın Gebele şehri.
“Göbeklitepe neden yok?” demeyin, onlar başlı başına bir yazı konusu. Dolayısı ile detaylı bir şekilde ilerleyen günlerde konuk edeceğim her ikisini de...

Yazının devamı...

Hatay, her daim onurlu, her daim çalışkan...

Adana ile başlayan ‘Anadolu Kaplanları 2020’ yazı dizimiz, geçtiğimiz hafta boyunca Bursa, Konya, Van, Gaziantep, Kocaeli ve Malatya ile devam etti. Her biri farklı tarihi, coğrafi ve demografik özelliklere sahip ve yıllardır bıkmadan, usanmadan ülkemiz ekonomisine katkı, vatandaşa umut vermekte olan bu iller, aynı zamanda dünya çapında birer turizm yıldızı esasında...

Zengin tarih, kültür ve hoşgörü...

Hristiyanlığın ilk yayıldığı, Hristiyan adının ilk kullanıldığı, ilk kilisenin kurulduğu topraklar burası. Hatay’da hiçbir şey ve hiç kimse sıradan değil esasında. Hoşgörülü, ama çılgın, bir o kadar da öz güvenli insanların şehri burası.
Bugün Hatay’ı ve turizm yatırımlarını yazmaya karar verince, hem başarılı bir turizmci hem de iflah olmaz bir Antakya sevdalısı sevgili arkadaşım Lamia Öğütmen’i aradım. O kadar çok şey anlattı ki, hepsini bu haftaya sığdırmak mümkün değil. Dolayısıyla ilerleyen haftalarda bir başka Hatay yazısı yazmak şart oldu.
The Museum Hotel Antakya

Turizmci olmanın sanırım ilk şartı, biraz çılgın olmak. Yoksa 35 milyon dolar’a 400 odalık otel yapmak bile, savaşa komşu bir coğrafyada yeteri kadar çılgın bir iş iken, temel kazısında aralarında bin 50 metrekarelik dünyanın en büyük tek parça mozaiği de bulunan, farklı medeniyetlere ait kalıntılarla karşılaşınca projedeki oda sayısını 200’e indirip, altına muhteşem bir müze eklemek, üzerine de 120 milyon dolar harcamak başka türlü açıklanamaz. Necmi Asfuroğlu’nu, önce memleketine olan güveni, sonra da cesareti için tebrik etmek gerek.

The Shahut Hotel

Bir diğer cesur turizm yatırımcısı ise Şahutoğlu Ailesi. I. Dünya Savaşı’nda şehre gelen Fransız yüzbaşı, mimar Jaques de La Boucherie imzalı üç binayı 2009’da alıp detaylı bir restorasyon sonrası her biri farklı dekore edilmiş 24 odalı, yöresel lezzetler de sunan bir otele çevirip, geçtiğimiz yıllarda kapıları açmışlar. İyi de yapmışlar.

Antakya mutfağı

Antakya mutfağı malum... Bir tadına bakan, bir daha iflah olmuyor. Hatay’da en iyi lokantalar hangileri diye araştırırken, baktım herkes bir isim de hemfikir. Bir de işi bilene sorayım diyerek, ‘Antakya ve Yemekleri’ kitabının yazarı sevgili Jale Balcı’yı arayıp, Hatay için lokanta tavsiyelerini sordum.
Jale Hanım, Antakyalı ve İstanbul’daki Antiochiaconcept adlı Antakya lokantasını da açan şef. Onun da listesinin başında aynı ismi görünce, Konak Restoran’ın yatırımcısı Razık Büyükgazel’le yemek ve Antakya içerikli güzel bir sohbet ettik telefonda. İlk fırsatta görüşmek üzere de sözleştik kendisiyle.

Konak Restoran

Razık Bey, restorasyona başladığında, konağın neredeyse sadece üçte biri ayaktaymış. Yaklaşık iki yıl süren ve tarihi dokuyu, ahşap işçiliği koruyarak yapılan restorasyon, 2014 yılı sonunda tamamlanabilmiş. Yanıbaşındaki savaşa, turizm sektöründeki tüm krizlere rağmen yapılan bu yatırım, Antakya’ya 280 kişilik muhteşem bir restoran kazandırmış.
Menüsündeki 120 çeşit lezzet arasında seçim yapmaya çalışmak ise tam anlamıyla manevi bir eziyet. Alın size Anadolu’nun çılgın turizm kaplanları listesine eklenecek bir turizmci daha!

EXPO’21 Hatay

Esasında bir de 23 Nisan 2021’de başlayacak, yatırım tutarı 100 milyon dolar civarında olan, EXPO’21 Hatay vardı yazmak istediğim. Yazıyı hazırlarken, ilk ağızdan bilgi alayım deyip Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Lütfü Savaş’ı da aradım ama ulaşmak mümkün olmadı.
İlk fırsatta EXPO’21 ‘de Seyyah-ı Alem’de konuk eylemek üzere deyip, izin isteyelim haftaya kadar...

Yazının devamı...

ANADOLU’NUN TURİZM KAPLANLARI

Geçtiğimiz hafta bizim gazetede ‘Anadolu Kaplanları 2020’ isimli yeni bir yazı dizisi başladı. Aynı isimli yazı dizisinin ilk sürümünü bundan tam 24 yıl önce, turizmde kariyer planları yapan genç bir yönetici olarak heyecanla okumuş, sonrasında da o yıl toplam 24 milyar dolar civarı ihracat gelirimiz varken, tek başına bunun dörtte biri kadar, yani 6 milyara yakın, gelir getiren turizmden neden hiç bahsedilmediğini merak etmiştim. 24 yıl sonra Milliyet, Anadolu Kaplanları’nı bir kez daha konuk eylerken, o yıllarda eksik kaldığını düşündüğüm turizmle ilgili yazmamak olmazdı.

Turizmin Kaplanları

1996’da ele aldığımız illere şöyle bir bakarsanız, pek çoğunun aynı zamanda ülkemizin önemli turizm merkezleri de olduğunu, yani Turizmin Kaplanları da olduklarını göreceksiniz. Hepsini bu sınırlı alana konuk etmek mümkün değil. Ama birkaç tanesi var ki gerçekten inanılmaz başarılara imza atmış durumdalar. Bunlardan biri de özel sektör, devlet ve yerel yönetimlerin yaptığı turizm yatırımlarının gerçekten herkesi kıskandıracak kadar başarılı ve güzel olduğu Konya.

Hich Otel mucizesi

Konya’da Mevlana Müzesi’nin karşısında aynı bahçenin içindeki 200-240 yaşlarındaki üç binadan iki tanesinin üç yıl süren restorasyonuyla 10 yıl önce başlayan başarı hikayesinde gelinen nokta, sadece 13 oda ile 130 ülkeden ağırlanan binlerce misafir, TripAdvisor’ın her yıl dünya çapında konaklayan misafirlerin de değerlendirmeleri dikkate alınarak yaptığı derecelendirmelerde ‘En Romantik Oteller’, ‘En İyi Hizmet Sunan Oteller’, ‘Verdiği Hizmet Karşılığında Uygulanan Fiyat Politikası’ gibi kategorilerde; Türkiye birinciliği, Avrupa dördüncülüğü, Dünya dokuzunculuğu dahil ulusal ve uluslararası toplam 49 ödül...

Ve Kelebekler...

Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise sayılı kelebek uçuş alanlarından bir tanesi olan ve 7.5 dönümlük kullanım alanı ile onlarca kelebek ve bitki çeşidine ev olan bu masalımsı mekanda kelebeklerin doğayla dansını izlerken ruhunuz dinlenecek. Eh biraz da şanslıysanız omzunuza konan kelebeklerle gezebilirsiniz bu büyülü dünyayı.

Bilim Merkezi

Yaklaşık 100 bin metrekarelik alana sahip, kendi enerjisini üretebilen, TÜBİTAK tarafından desteklenen ilk bilim merkezimiz Konya’da ve bilimi seven, bilim üretmeye istekli, yenilikçi bireylerin topluma kazandırılmasında önemli bir rol üstlenmekte.

80 Binde Devrialem Parkı

Minyatürler, Masal Kahramanları ve Dianazorlar; üç farklı temaya sahip Meram’daki 80 bin metrekarelik park, modern Konya’nın yeni çekim merkezlerinden.
Bunların dışında, modern Kongre Merkezi, Sille, Zazadın Han, Konya Mutfağı sunan lokantalar ve lale bahçeleri gibi kamu ya da özel sektör tarafından yapılan biribirinden güzel daha onlarca turizm yatırımıyla Konya, kesinlikle Türkiye’nin önemli Turizm Kaplanları’ndan biri.

Yazının devamı...

ARABA KULLANMANIN EN KEYİFLİ OLDUĞU MEVSİM

Sonbahar özellikle araba kullanmayı seven ve aynı zamanda tarihe meraklı olanlar için yılın en güzel zamanı. Hafta sonları hem şehir içinde keyfini çıkaramadığınız otomobilinizle zaman geçirebilir hem de tarih kokan antik kentleri keşfedebilirsiniz. Yurdum toprakları tarih konusunda o kadar zengin ki neredeyse adım başı ya bir antik kent ya da muhteşem bir müze var.
Hafta sonu programınızı yapmaya rotanızı belirleyerek başlayın. Bir gün için toplam sürüş 300 km.’yi/ 4-5 saati geçmesin ve teker en geç sabah 07.00 gibi dönsün. Hiçbir yere yetişmeye çalışmıyoruz, dolayısıyla mutlaka 1.5-2 saatte bir kısa bir mola verin. Bir antik kent için ortalama iki saat, müzeler için ise iki saat ayırın derim.

Gezmeyi bitirir bitirmez araca atmayın kendinizi. Eğer varsa çıkışta bir mekan, çekin bir iskemle altınıza bir de kahve söyleyin, yoksa kendiniz yapın bir kahve, bulun bir taş çökün üzerine, ödüllendirin kendinizi.

Unutmamanız gerekenler

Unutmadan bir ufak araç içi buzdolabı, bir araç içi su ısıtıcı, bir termos ve battaniye olmaz ise olmazları arasında bu gezilerin. Bu listeye en az 2-3 tane litrelik su, telefon için yedek batarya, araç içi şarj kablosu, çok fonksiyonlu bir çakı, ufak bir el feneri, hava durumuna göre şapka ya da yağmurluk ve bir de ufak bir sırt çantası ekleyin. Kablo, pil düşmanı navigasyon için; yedek batarya, fotoğraf çekerken yarı yolda kalmamak için, el feneri ise karanlık mekanlar, mağaralar için... Malum nedenden dolayı liste de maske, kolonyayla temizlik için ıslak mendil ve kağıt havlu da olmalı. Aracınız için ise yedek far ve stop ampulleriyle sigortaları unutmayın.

Rotayı belirleyerek başlayın

Planlamaya hedef ve rotayı belirleyerek başlayın, gezilecek yerleri araştırın, mutlaka görülmesi gerekenleri not alın. İki günlük programlarda biraz daha uzaklara gitmek, dolayısıyla da arabanızın, tarihin ve doğanın keyfini doya doya çıkarmak mümkün.
Böyle bir program yapıyorsanız cumartesi akşamı nerede kalacağınızı belirleyin ve yer ayırtın. Her yerde internet erişimi yok, dolayısı ile GPS’i çevrim dışı da kullanabilmek için gerekli haritaları telefona indirmeyi de unutmayın.
Eğer bir arazi aracınız varsa sadece ören yerleri ve müzelerle sınırlamayın kendinizi. Sararmaya başlayan yaprakların, orman içi patika yolların ve onların sizi ulaştırdığı küçük köylerin keyfini çıkarın, aracınızın sınırlarını hissedin. Haftanın yarısını İstanbul, yarısını Kuşadası’nda yaşamaya başladığımdan beri aklımda, “Madem sürekli bir yerlere gidip, gelmek durumundayım, o zaman neden her gidiş ve gelişi bir kültür ve doğa turuna çevirmeyeyim, harika fotoğraf kareleri sunan köy yolları ve doğanın içine saklanarak kendini unutturmuş antik kentler dururken neden tekdüze asfalt yollarda ya da havaalanlarında boşa zaman harcıyorum?” düşüncesi var. Dolayısıyla uygun bir 4x4 araç konusunu halleder halletmez projeyi hayata geçirip, sürüş ve gezi deneyimlerimi sizlerle paylaşmak yapılacaklar listemde ilk sıralarda yerini aldı bile...

Yazının devamı...

Güzel şeyler de oluyor hayatta

Aylardır Covid-19 ve hayatımıza etkilerini konuşuyor, pek çok yeni kavramla uygulamaya alışmaya, her şeye rağmen normal bir yaşam sürmeye çalışıyoruz. Her ne kadar tüm sektörler bir şekilde etkilendiyse de, en büyük kayıp turizmde... Mesela İstanbul otellerinin yüzde 80’i kapalı. Dünyanın önde gelen veri ve analiz şirketlerinden STR’ın hazırladığı raporlara bakıldığında ise ülkemiz otellerinin doluluk oranı yüzde 34.7’de kalırken, İstanbul’da bu oran yüzde 29.5.
Sektör temsilcilerine göre kaybın yüzde 99’u bulduğu seyahat acentelerinin durumu ise çok daha vahim. En köklü ve kurumsal olanları dahil yaklaşık 10 bin acente hiçbir destek alamadan ayakta kalma savaşında. Merak edenlerin, sevgili Abbas Güçlü’nün 12 Temmuz’da ‘Acentalar zora girerse turizm de zora girer’ başlıklı yazısını okumasını tavsiye ederim.
Tam içimi karartan verileri inceliyordum ki, üyesi olduğum turizm STK’larından SITE Türkiye grubuna birbiri ardına düşen iki mesaj her şeye rağmen geleceğe umutla bakmak ve güzel ülkemin sahip olduklarıyla bu krizi de atlatacağına inanmak gerektiğini gösterdi.

Antakya’da bir yıldız...

İlk haber Antakya’dandı ve yapımı geçtiğimiz yıl tamamlanan, The Museum Hotel Antakya’nın AHEAD (Konuk Ağırlama, Deneyim ve Tasarım) Ödülleri’nde hem ‘Yeni Oteller’ hem de ‘SPA&Wellness’ dallarında finale kaldığını bildirmekteydi. AHEAD Ödülü konaklama sektörünün önemli dergilerinden Sleepers tarafından her yıl dört bölgede, Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Amerika’da ve her iki yılda bir küresel olarak verilen prestijli bir ödül. Dünyanın farklı ülkelerinden seçilmiş otel sahipleri, operatörler, mimarlar ve tasarımcılardan oluşan bir jüri, 15 kategoride aday gösterilen otelleri farklı kriterlerde değerlendirdikten sonra en iyilerini seçiyor.MÖ 300’den bugüne kalan bir duvara, 30 bin tarihi esere; dünyanın en büyük tek parça zemin mozaiğine, Roma hamamlarına ve 2’nci yüzyıldan kalan nefes kesici Pegasus tasvirine; şehrin en büyük sağlık merkezine, ilk balo salonuna ve dünya ölçeğinde beş seçkin restorana ev sahipliği yapan The Museum Hotel Antakya, işte bu yarışmada iki daldabirden finalde...


Gurur kaynağı Eskişehir!

Dünyaca ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates’in imzasını taşıyan ve kısa sürede Eskişehir’de çağdaş sanatın buluşma noktası haline gelen Odunpazarı Modern Müze (OMM) birinci yaşını ödülle kutladı. OMM, müze ve kültürel miras alanlarında dünya çapında önemli girişimleri öne çıkarmak ve onurlandırmak amacıyla İngiltere’de 15 kategoride düzenlenen 18’inci Müze ve Kültürel Miras Ödülleri yarışmasında 1 milyon pound’un üzerinde yatırım yapılan ‘Uluslararası Proje Ödülü’ne layık görüldü. OMM yeni sanat sezonuna da kısa bir süre önce ‘Günün Sonunda’ sergisiyle “Merhaba” dedi.
Her ikisine de bu zor günlerde geleceğe umutla bakmamızı sağladıkları ve uluslararası arenada göğsümüzü kabarttıkları için kalpten teşekkürler. İkisini de önümüzdeki günlerde Seyyah-ı Alem’de konuk edeceğiz...

Yazının devamı...

SONBAHARDA İSTANBUL’DA SANAT

Bu hafta yurdun her köşesinde birbirinden çekici programlar ve aktiviteler sanatseverleri beklemekte. Gerekli önlemler alındığında ve kurallara uyulduğunda, küresel salgına rağmen, güven içinde yapılacak birbirinden farklı pek çok güzel program sizleri çağırmakta. Tüm bunlara bir de çevrim içi program ve gezileri eklersek, esasında seçenekler eskiye göre çok daha fazla. Sadece yeni şekil ve şartlara uyum sağlamak gerekiyor. Geçtiğimiz hafta başladığımız İstanbul ve sanat konusuna bu hafta İstanbul Modern’den iki yeni proje ve muhteşem bir filmle devam ediyoruz.

Perşembeleri ücretsiz

Bildiğiniz gibi Galataport inşaatı nedeniyle İstanbul Modern, Beyoğlu’ndaki geçici mekanında. Ve bu muhteşem müze 22 Eylül’den bu yana perşembeleri
11.00-17.00 saatleri arasında tüm sanatseverlere, salıları ise 14.00-17.00 saatleri arasında 18-25 yaş arası gençlere ücretsiz. Bu projenin arkasında ise Borsa İstanbul var.
Sanatseverler İstanbul Modern’deki tüm sergileri ücretsiz gezip ayda bir kez gerçekleştirilecek etkinlik, sanatçı atölyeleri ve film gösterimlerine katılabilecekler. Salı günleri ise gençleri sanat ve sanatçıyla buluşturan özel programlar beklemekte.

Çocuklar ve sanat

Çocukları da unutmayan İstanbul Modern’in 4-12 yaş arası için hazırladığı çevrim içi Modern ve Çağdaş Sanat Programı, dün başladı. Mesafeleri ortadan kaldıran program, yurdumun her köşesinden çocukların müze uzmanlarıyla çevrim içi bir araya gelerek modern ve çağdaş sanatı tanımasına, İstanbul Modern’in koleksiyonunda yer alan yapıtlar üzerinden, sanat tarihinden örneklere değinerek sanat akımlarını, teknikleri, üretim biçimlerini ve günümüz sanat çalışmalarını öğrenmesini sağlıyor. Sekiz farklı atölyeden birini ya da dilediklerini seçmek mümkün.

Ve muhteşem bir film

Ön hazırlıkları ve çekimleri tam 10 yıl süren, 80 milyon dolar’lık bütçeye ve 5 bin kişilik oyuncu kadrosuna sahip, eleştirmenler tarafından ‘Dunkirk’ ve ‘1917’ye rakip olarak gösterilen, dünyanın en çok beklenilen filmi ‘Sekiz Yüz’, 25 Eylül’de gösterime girdi. Hollywood çevrelerinde ezber bozan film olarak tanımlanan ‘Sekiz Yüz’, konusunu işgalci Japonya’ya karşı Çin’in en önemli direnişlerinden birinden, 1937 yılında 800 asker ve sivilin Şangay’daki Si Hang deposunu savunmasından alan muhteşem bir film. Covid-19’a rağmen 2020 yılının en yüksek hasılat yapan film 

Çin sinema tarihinin en değerli 10 filmi arasındaki yerini çoktan aldı bile.
“Sinemaya gidilir mi?” diyenlere, salonlarda hijyen ve fiziksel mesafe kurallarına uyma amacıyla tüm önlemlerin alındığı da ekleyelim. Örneğin Cinemaximum salonlarında bilet alma, ödeme ve kontrol temassız yapılırken, koltuğunuzun etrafında ikişer koltuk boş bırakılıyor ve seans aralarında salonlar yeniden temizleniyor.
Filmin fragmanını izlemek isterseniz:
https://youtu.be/DNCFxmGLx2A
Sanat ve kültür dolu hafta sonu dileklerimle...

 

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.