SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

ŞEHR-İ İSTANBUL SANAT VE KÜLTÜR DOLU GÜNLERİ ÖZLEDİ

Bu hafta eylül ayının ikinci yarısı için Şehr-i İstanbul’da yapmayı planladıklarımın listesini çıkarırken fark ettim ki, sanat ve eğlence çoktan yeni normale uyum sağlamış durumda... Yaz yavaş yavaş veda etmeye hazırlanırken, sanat merkezleri, tiyatrolar, sergi salonları da yeniden sanat severleri ağırlamaya başlamış.

Aylardır yorulan ruhunuzu dinlendirmenin, yaşamın güzelliklerinin farkına varmanın en güzel yolu olan sanat ve kültür etkinliklerinden seçtiklerim aşağıda...

Eylül ayı başka güzel...

İstanbul Modern, sinemaseverleri  27 Eylül’e dek Modern Çin Sineması’nın en güncel filmlerinden bir seçki sunduğu ‘Hikâye Çin’de Geçiyor’ programıyla ağırlıyor.

Programda Cannes’da Altın Palmiye’ye  aday olan ‘Güney İstasyonu’nda Randevu’, Zu Feng’in polis dramı ‘Changsha,’ Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan ‘Tehlikeli Oyun’, Tibetli yönetmen Pema Tseden’in yeni eseri ‘Balon’ gibi önemli filmler yer alıyor.




Seçim yapmak emek istiyor

Altı ay sonra sanatseverlerle buluşmaya #mesafeliamabirlikte sloganı ile başlayan Zorlu PSM’ye sanatseverler HES kodu sorgulaması sonrası kabul ediliyor. Ek olarak girişte ateş ölçümü var, dezenfektasyon yapılıyor ve yeni maske veriliyor. Dijital bilet ve temassız ödemeye ek olarak salonlarda mesafeli oturma düzeni, tüm mekanlarda yüzde 100 taze hava ile çalışan sistemler, virüs ve bakterilere karşı ultraviyole teknolojisi kullanılıyor.



Ekim programında yer alan Sertab Erener ve ekibinin uzun süredir kapalı gişe oynadığı muhteşem gösterisi ‘Sertab’ın Müzikali’, Cem Yılmaz’ın ‘CMYLMZ-Diamond-Elite-Platinum-Plus’ gösterisi, Haluk Bilginer’in çevirdiği ve başrolünü oynadığı ‘Pencere’, ‘Tolgshow’ ile Tolga Çevik, PSM Caz Festivali ve birbirinden çekici pek çok etkinlik için şimdiden rezervasyonlarınızı yapmayı unutmayın derim.

Müzayede ve sergiye devam!

Kezban Arca Batıbeki’nin 16 Eylül’de Artcrowdistanbul Online Galerisi’nde başlayan ‘Yolda II’ isimli solo sergisi, iki ay süreyle çevrim içi olarak izlenebilecek. Kadın ve popüler kültür üzerine yaptığı işlerle tanınan, sanatçının sergiye özel ürettiği 28 dijital fotoğraf-kolaj eserini www.artcrowdistanbul.com  adresinden ziyaret edebilirsiniz.



Bir diğer çevrim içi etkinlik, Epique Sanat ve Müzayede’nin 187 çağdaş akım eserden oluşan ilk müzayede sergisi ‘Kristal’, 8 Eylül’de Ortaköy Galeri Feriye’de başladı ve bu akşam saat 20.00’deki canlı müzayedeyle kapanacak. Müzayedede Türkiye’den Şadan Bezeyiş, Mustafa Ata, Mehmet Gün, Bubi, Devrim Erbil, Ahmet Oran, Yiğit Yazıcı gibi sanatçıların yurt dışından ise Hunt Slonem, Dominique Barreau ve Julien Dinou’nun  gibi yabancı ressamların eserleri yer alıyor. İlgilenenler www.epiqueart.com adresinden takip edebilirler.

Sanat ve kültür dolu bir hafta olması temennisiyle...

 

Yazının devamı...

BODRUM YOLUNDA KÜLTÜR MOLASI: EUROMOS

Bu hafta konuk edeceğimiz Euromos, önemi fark edilemeyen antik yerleşimlerimizden... Anadolu’daki en güzel tapınaklarından birine ve harika bir agoraya ev sahipliği yapmasına, en yoğun trafiğe sahip şehirlerarası yollardan birinin hemen kenarında olmasına rağmen, yıllardır gözardı edilmekte nedense. Antik Çağ’da ‘Karya’ diye anılan coğrafyada yer alan kentin Yunanca adı Euromos. Karya dilinde Kyromos ya da Hyromos diye anıldığı ve komşusu
Mylasa’dan sonra Karya’nın en önemli ikinci kenti olduğu söyleniyor. Roma İmparatorluğu, Rodos, komşu şehirler Mylasa ve Iasos ile güçlü ilişkileri sayesinde gelişen ve zenginleşen kent, MÖ 5’inci yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nin de önemli bir üyesi.

Nerede?

İzmir’e iki saat, Bodrum’a ise bir saat uzaklıkta bu küçük ama önemi büyük kent. Bodrum’a doğru yoldaysanız eğer Bafa Gölü’nü solunuzda gördükten yaklaşık 20 dakika sonra Selimiye’ye varacaksınız. Euromos, köyden çıkınca yaklaşık 3 km. sonra solunuzda.
Yok eğer İzmir’e doğru yoldaysanız, bu sefer Milas’tan yaklaşık 12 km. sonra sağınızda yolun kenarında Antik Kent’i ve Euromos tabelasını göreceksiniz.

Arkeolojik kazılar

İlk araştırmalar 18’inci yüzyıla uzansa da, ne yazık ki yeteri kadar araştırma ve kazı çalışmaları yapıldığını söylemek mümkün değil.
1967’de Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ile başlayan kazılara bugün Doç. Dr. Abuzer Kızıl ile devam ediyor. Ancak ne yazık ki görecekleriniz hâlâ sınırlı.

Gezi rotası

Euromos, Turizm Bakanlığı’na bağlı bir ören yeri dolayısıyla Müzekart geçerli. Bilet kontrolünden sonra tapınağa yürürken sağ tarafınızda göreceğiniz patika, sizi Güney Nekropol’e götürecek. Buradaki tek anıtsal yapı yan yana dört odadan oluşan mezar.
Aynı yoldan geri dönün, sağınızda Anadolu’nun en iyi korunmuş tapınaklarından biri olan Korint düzenli, MS 2’nci yüzyıla tarihlenen Zeus Lepsynos Tapınağı’nı göreceksiniz.



Düz devam edip, ne hikmetse ören yerinin ortasına yapılmış tuvaletin yanından sola döner ve patikayı yukarı doğru takip ederseniz, kent surlarına ve seyir terasına varacaksınız. Sağda surların arkasında başlayan patika, sizi Tiyatro’ya ulaştıracak.
Tiyatro’ya varınca sola dönüp aşağıya doğru yürür, önünüze çıkacak stabilize yolu sağa doğru takip ederseniz, Kuzey Nekropol ve Kazı Evi’ne, sola doğru takip ederseniz girişteki bilet kontrol noktasına varacaksınız.
Agora’ya yürüyerek ulaşmak mümkün olsa da araçla gitmek daha kolay ve sorunsuz. Otoparktan çıkıp İzmir yönüne dönün, birkaç yüz metre ileride sağınızda Agora’yı göreceksiniz. Önünde park edebileceğiniz bir cep de mevcut. Agora’nın yanındaki kalıntı ise Hamam olduğu düşünülen yapı.

Yorgunluk kahvesi

Agora sonrası İzmir yönüne devam ederseniz, Selimiye girişinde sağ tarafınızda ağaçların altında Sultan Süleyman’ın Yeri’ni göreceksiniz. Euromos sonrası bir kahve içimi soluklanmak için ideal.
Euromos kazıları için de: euromos.mu.edu.tr

Yazının devamı...

İSTANBUL-KUŞADASI HATTI

Aylar sonra zorunlu birkaç işi halletmek için yine Şehr-i İstanbul’daydım ve muhtemelen sizler bu satırları okurken, ben kasabama dönüş yolunda olacağım. Yıllardır haftanın yarısını İstanbul, yarısını Kuşadası’nda geçirirken, mart ayında pandemi nedeniyle önce şehirlerarası seyahat yasağı, sonrasında üniversitedeki derslerimin çevrim içi olmasıyla, bu gidiş-gelişler yerini ‘Kuşadası’nda yaşam’a bırakmıştı.
Marttan beri bu İstanbul’a ikinci gelişim ama gelmemi zorunlu kılacak bir şey çıkmazsa, bu yıl üçüncüsü olmayacak kesinlikle. İstanbul’da kurumsal yapıya sahip şirketler ve işletmeler dışında kimsenin pandemi önemlerine uyduğu yok, trafik her zaman olduğu gibi çıldırtıcı ve hayat çok pahalı.

Güzel ama bahtsız

Şimdi dostlar soracak, ‘Kuşadası daha mı iyi?’ diye... Seyahat yasağı kalkmadan önce pek bir rahattık. Hastalık burayı teğet geçti derken, bayramla birlikte yurdumun her köşesinden kopup gelen yüz binlerle nüfusu bir anda 7-8 katına çıkınca, doğal olarak hasta sayısı da artmaya başladı.
Ek olarak bir de Aydın Büyükşehir ve Kuşadası Belediyeleri’nin el ele verip, yaptıkları mantık dışı uygulamalarla bizim kasabanın şehir içi trafiğini İstanbul’a benzetmeye çalışmaları var. Esasında bu saç baş yolduran yanlış uygulamaları benim işime yaradı, yıllardır dersler için örnek vaka arıyordum, sayelerinde buldum. Yerel yönetimler açısından bahtsız bir şehir Kuşadası...
Ama tüm bunlara rağmen İstanbul ile karşılaştırıldığında, yaşam hâlâ rahat, sebze-meyve taze, fiyatlar makul, hava temiz. Her ne kadar şehir içinde denize girmek sorunluysa da yakın çevrede seçenek çok.

Euromos

Kadim dostlarım, gezi arkadaşlarım Petek ve Dilek de İstanbul’u terk edenlerden... Onların tercihi Bodrum Ortakent oldu. Geçtiğimiz yıldan birçok kez Bodrum programı yapıp, iptal ettikten sonra baktım kırmızı kart göstermeye hazırlanıyorlar, bu kez plan yapmadan atlayıp gittik Bodrum’a. İlk gün kum, deniz, güneş ve sohbete ayrıldı. İkinci günse “Biraz da gezelim” dedik. Uzun zamandır gitmediğim ve listemde yapılacaklar arasında yer alan Euromos’a doğru düştük yollara.

Roma İmparatorluğu, Rodos, komşu şehirler Mylasa ve Iasos ile güçlü ilişkileri sayesinde gelişen ve zenginleşen Euromos, Anadolu’nun batısında Antik Çağda Karya diye anılan coğrafyada yer alan bir kent. MÖ 5’inci yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nin de önemli bir üyesi... 1970’lerde Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ile başlayan kazılar, bugün Doç. Dr. Abuzer Kızıl ile devam ediyor.Roma İmparatorluğu, Rodos, komşu şehirler Mylasa ve Iasos ile güçlü ilişkileri sayesinde gelişen ve zenginleşen Euromos, Anadolu’nun batısında Antik Çağda Karya diye anılan coğrafyada yer alan bir kent. MÖ 5’inci yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nin de önemli bir üyesi... 1970’lerde Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ile başlayan kazılar, bugün Doç. Dr. Abuzer Kızıl ile devam ediyor.Ancak ne yazık ki görecekleriniz hâlâ sınırlı. En ihtişamlı yapı Zeus Lepsynos Tapınağı. Tiyatro henüz tam olarak kazılmamış. Bugün ören yerinden kopuk olan agora da görülmeye değer.Detaylı Euromos yazısı haftaya...

Yazının devamı...

BUGÜN 30 AĞUSTOS!

Bu topraklarda nefes alabiliyor, özgürce yaşayabiliyor, ibadet edebiliyor, doğudan batıya, kuzeyden güneye gezebiliyor, iç ve dış düşmanlara rağmen her daim adım adım hedeflerimize ilerleyebiliyorsak, bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onunla aynı idealleri paylaşan onbaşısından paşasına kadar tüm silah arkadaşlarına borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.




7 Ocak 1921/26 Rebiyülahir 1339

Karahisarlı Seyfi Çavuş, yoğun ateş sonrası sessizliğinde kutudaki boş kovanlardan birini yavaşça aldı, sarı metalinin üzerine özenle üzerinde, “Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. alay. 2. tabur.
8. batarya. 26 Rebiyülahir 1339. İnönü” yazdı ve tekrar kutuya bıraktı.

30 Mart 1921/20 Recep 1339

Aksekili Ethem Çavuş, topu doldurmak için sandığa uzandığında çaputla sarılmış mermiyi gördü. Çaputu çıkarırken kovana kazınmış yazıyı fark etti. Mermiyi topa sürüp ateşledi, kovanı ise yazıyı okumak için kenara koydu. Çatışmalar durduğunda ilk işi kovanın üzerindeki yazıyı okumak oldu. Sonrasında mermiyle gelen demir çubuğu eline aldı, kovana “Aksekili Ethem Çavuş. 8. alay. 3. tabur. 1. batarya. 20 Recep 1339. İnönü” yazdı, gülümsedi ve İmalat-ı Harbiye atölyelerine gidecek kutuya bıraktı.

9 Eylül 1922/17 Muharrem 1341




Türk ordusunun İzmir’e girdiği gün, kovan atölyeye dokuzuncu geldi. Yanında ilk notu düşen Seyfi Çavuş’un künyesi ve Yüzbaşı Muhsin’in yazdığı mektup vardı.

6 Eylül 1922).

Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu ve son notta; “Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. alay 2. tabur. 8. batarya. 12 Muharrem 1341. Banaz” yazılıydı.

Kovan yenilendi, Seyfi Çavuş’un künyesini kovanın dibine çakıldı, özenle kundaklanıp sandığa yatırıldı. Ama o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

29 Ekim 1923 Ankara

Savaş sonrası mermiyi bulup, kaybolup gitmesine gönlü elvermeyen ve her şeyi göze alıp saklayan Teğmen Hamdi Vasıf, Cumhuriyet’in
ilanının 101 pare top atışıyla kutlanacağını duymuş, Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Son anda yüzbaşıyı buldu, tekmil verdi ve mermiyi uzattı.

Teğmeni gözyaşları içinde dinleyen yüzbaşı 101’inci atışa sıra geldiğinde kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürdü ve ateş emrini verdi.
O yüzbaşı yukarıdaki mektubu yazan Muhsin Talat’tı. O kovan ise bugün ‘Gazi Kovan’ adıyla Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) Sanayi ve Teknoloji Müzesi olan Ankara’daki İmalat-ı Harbiye atölyelerinde...

Yazının devamı...

AİOLİS DAĞLARI’NDA SAKLANAN GÜZEL: AİGAİ

Geçtiğimiz hafta yazdığım gibi, bayramda Yenişakran’da Afacan Gençlik Evi’nde eski dostlarla beraberdim. İlk günü akşam yemeği sonrası, GHD’nin çalışma kamplarını, ilk rehberlik tecrübelerimi kazandığım kültür gezilerini yâd ederken, Ali Ağabey “Aigai’ye gittin mi sen?” diye soruverdi. “Henüz kısmet olmadı kendisiyle müşerref olmak” diye başlamıştım ki, “O zaman yarın sabah gideriz, müşerref olursunuz” deyince, ertesi günün programı da kendiliğinden ortaya çıkıverdi.




Toprağın altından tarih fışkıran bir coğrafya güzel yurdum. Sadece İzmir çevresinde onlarca antik kent, yerleşim, kutsal alan ve kale var. Aigai bunlardan sadece biri ve ne yazık ki bu muhteşem kent, Efes ve Bergama gibi iki ünlü kentle aynı coğrafya da olma talihsizliğine uğramış durumda.

Lidya bölgesinden Aiolis kıyılarına uzanan en önemli vadilerden birini kontrol eden Aigai, bugün Yuntdağı olarak bilinen Antik Dönem’deki adıyla Aspordene üzerinde kurulmuş bir dağ kenti. Bugüne kadar kazılarda MÖ 8’inci yüzyıldan önceye dair bir şey bulunamamış olsa da, yazılı kaynaklar bize, bu güzel kentin MÖ 11’inci yüzyıldaki göç dalgaları sırasında kurulduğunu söylemekte.

12 şehirden oluşan İon Birliği gibi yine 12 şehirden oluşmuş bir Aiolis Birliği de var tarihte. İzmir yani Smyrna her ikisine de üyeydi. Aiolis Birliği’ne üye diğer şehirlerse, Killa, Neontheikhos, Larissa, Notion, Pitane, Aigiroessa, Temnos, Gryneion, Kyme, Myrina ve de Aigai’ydi.

Gezi rotası

Antik Kent’i en rahat gezeceğiniz rota aşağıda. Her bölümün önünde kısaca bilgi veren tabelalar da mevcut.

Nekropolis

Antik Yol

Kuzey Hamamı

Yeni Kapı

Demirkapı

Bouleuterion

Stoa

Agora

Macellum

Sarnıç

Gymnasion Hamamı

Gymnasion

Tiyatro

Athena Tapınağı

Gitmeden önce okumak için

www.aigai.info Aigai Kazısı’nın resmi web sitesi 

Aliağa Belediyesi’nin yayınladığı Sebahattin Karaca’nın ‘Aliağa’nın Antik Kentleri’ adlı kitabı sadece Aigai’yi değil; Elaia, Gryneion, Kyme ve Myrina’yı da detaylıca anlatmakta.

Nasıl gidilir?

İzmir’den geliyorsanız, Aliağa’yı geçip Yeni Şakran’a geldiğinizde Aigai tabelasından sağa dönün, cezaevini geçin ve sonra yolu takip edin. Yaklaşık
20 dakika sonra Köseler köyüne varacaksınız. Yok eğer Manisa yönünden geliyorsanız, Menemen istikametinde 10 km. kadar gittikten sonra, sağda Celal Bayar Üniversitesi Muradiye Yerleşkesi tabelasını ve hemen altında da Aigai tabelasını göreceksiniz. Sağa döndükten yaklaşık 40 dakika sonra yine Köseler köyüne varacaksınız. Aigai Antik Kenti köyün 2 km. ilerisinde.




Oraya varıp, arabanızı otoparktaki ağaçlardan birinin altına bırakın. Girişte maske ve ateş kontrolü var. Kenti hakkını vererek gezmek yaklaşık iki saat sürüyor. Dolayısıyla yanınıza şapkanızı ve suyunuzu almayı unutmayın. Unutmadan, giriş ücretsiz.

 

Yazının devamı...

Ege sahillerinde bir sosyal proje

Daha bayram başlamadan bizim kasabadaki araç sayısı hızla artmaya başlayınca, Kuşadası’ndan kaçmaya karar vermiştim ki, lise yıllarındayken turizmle tanışmama vesile olan Gençtur’un patronu sevgili Ali Ağabey’in “Gençtur ekibi olarak Afacan’da buluşuyoruz” mesajı geldi. Herkes yurdumun güneyine varmak için trafikte debelenirken, emektar dört tekerim ve ben, onlara inat kuzeye Yenişakran’a doğru düştük yollara... Hildegard Knef’in o muhteşem buğulu sesiyle eşlik ettiği 1.5 saatin sonunda Afacan’a varmış ve kendimi Ege’nin serin sularına bırakmıştım bile.




Afacan Gençlik Evi

Berlinli ve İstanbullu gönüllülerin yaşama geçirdiği ‘Umverteilen! Stiftung für eine, solidarische Welt’ adında vakfa ait, kâr amacı gütmeyen bir projenin ürünü Afacan. İzmir’in yaklaşık bir saat kuzeyinde, Bergama’yla Aliağa arasında yer alan Yenişakran koyundaki tesis, Gönüllü Hizmetler Derneği yani GHD’nin de pek çok programına evsahipliği yapmakta.

Gönüllü Hizmetler Derneği

Gönüllü Hizmetler Derneği (GHD), 60 yıllık bir STK. II. Dünya Savaşı sonrası dünyada ‘Gönüllü Hizmet’ fikri yaygınlaşmaya başlayınca, aynı amaçla güzel yurdumda 1959’da ‘Türkiye Gönüllü Çalışma Kamplarını Teşvik Derneği’ kurulur. Sunduğu gönüllü hizmetler farklılaşınca adı da sadeleşir Gönüllü Hizmetler Derneği olur. GHD’nin ihtiyaç duyduğu maddi desteği sağlamak ve turizm çalışmalarını yasal bir çatı altında sürdürmek için 1979’da kurulan GENÇTUR, 1980’de tüm STK’lar kapatılınca, GHD’nin gönüllü hizmetlerini de üstlenir. 2002’de kurulan Gençlik Turizmi Derneği 2019 yılında Gönüllü Hizmetler Derneği adını alır ve 1959’da atılan ilk adımdan 60 yıl sonra yine GHD adı ile hizmet vermeye başlar.



Ne yapar GHD?

Yerel yönetimler, yerli ve yabancı sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle sosyal içerikli, toplumsal yarar amaçlı, yurt içi ve dışında gönüllü çalışma programlarını düzenleyen ya da katılım sağlayan GHD ayrıca 10-14 yaş grubunda yer alan sosyal dezavantajlı çocukların kişisel gelişimine katkıda bulunmak için yaz kampları da düzenlemekte.

Düşlerim Gerçekleşiyor, İMECE, Doğu Batı Kampı, YAŞÖM, Askıda Proje  GHD’nin gönüllü programlarından bazıları... Bilgi edinmek, programlarına katılmak ya da çalışmalarına destek vermek isterseniz, www.gonulluhizmetlerdernegi.org adresine bir gözatın.

Sanal kamplar

Malum nedenden dolayı bu yıl Afacan’da düzenlenemeyen GHD kamplarının bir kısmı sanal ortamda. Bunlardan biri de ‘Düşlerim Gerçekleşiyor’ programına ait. Düşlerim Gerçekleşiyor gönüllü ekibi, 17-21 Ağustos arasındaki 3’üncü Dönem Sanal Yaz Kampı’nda, her gün iki saat 10-14 yaş aralığındaki 14 kampçıyla bir arada olacak. Kamp programı yazı atölyesi, çocuklarla felsefe, sağlık, hijyen, çevre bilinci, el becerisi ve daha pek çok farklı etkinliği içermekte. Detaylı bilgi www.duslerimgerceklesiyor.org adresinde...

Oralara kadar gitmişken, kum deniz güneşle yetinmeyip, sevgili Ali ve Nevin Alkan ile beraber çevreyi de gezdik tabii ki... Beraberce altını üstüne getirdiğimiz, Aioller’in kurduğu Aigai Antik Kenti haftaya Seyyah-ı Alem’de...

 

 

 

 

Yazının devamı...

ANADOLU’NUN ALTI BİR BAŞKA DÜNYA

Bayramdan önce dünyanın farklı yerlerindeki yer altı şehirlerini konuk eylemiştik Seyyah-ı Alem’de... Bu hafta ise yurt içinden yerleri ağırlayacağız. İlerleyen haftalarda ise İstanbul’un yer altını keşfedeceğiz... İnsanlar var olduklarından bu yana güven içinde yaşamak ilk öncelikleri olur. Dini, politik, ekonomik ya da doğal afetler nedeniyle, sahip olduklarını ama daha çok hayatlarını korumak adına yer altına çekilip, burada yarattıkları mekanlarda sürdürürler yaşamlarını zaman zaman.




Her bir köşesi yüzyıllar boyu farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Anadolu’nun altı da farklı değil. Doğusundan batısına kadar her köşesinde bir kısmı dünyaca meşhur, bir kısmı sadece bölge insanınca bilinen, kimi elimizden alınır korkusuyla kimseyle paylaşılmamış, kimi ufak kimi devasa yüzlerce yer altı yerleşimi var.

Kapadokya lider


Nasıl ve neden yapıldıklarının gizemini bugün dahi koruyan 200’e yakın yer altı yerleşimi mevcut Kapadokya’da. Bölgenin özel jeolojik yapısı nedeniyle neredeyse tüm köylerin altında yerleşimler mevcut. Bir kısmı bağlantılı bu yerleşimlerin sadece 30 küsur tanesi bilinmekte. Bunlar arasında en meşhurları Derinkuyu ve Kaymaklı. Erzak depoları, su kuyuları, mutfaklar, tuvaletler, ibadethaneler ve kuşça binlerce insanının yaşamlarını sürdürdüğü bu yerleşimlerde, bir köyde olması gereken her şey var.

Derinkuyu-Kapadokya

Vakti zamanında 20 bin kişinin yaşamını sürdürmeye çalıştığı, yaklaşık 85 metre derinliğe ulaşan ve ahırdan yemekhaneye, ibadethaneden yaşam alanlarına bir şehrin tüm mekanlarını barındıran Derinkuyu, 1963’te keşfedilir. Bugün dünyanın en ünlüleri arasında.

Mucur-Kırşehir

Tüf oyularak yapılan yerleşim 7-8 metre derinlikte olup, bazı kısımları 2-3 katlıdır. Erken Hıristiyanlık Dönemi’ne tarihlenen şehir, galeri ve tünellerle birbirine bağlanmakta ve Aşık Paşa Türbesi’ne kadar yayıldığı düşünülmektedir.

Ağırnas-Kayseri


Ağırnas Kasabası’nın girişinde Aşağı Pınar’da yer alan ve tarihi en az 3 bin yıl öncesine dayanan dehlizleri, mağaralarıyla Ağırnas, önemli bir yer altı yerleşim merkezidir. Unutmadan Ağırnas aynı zamanda Mimar Sinan’ın da doğduğu kasaba.

Saratlı Kırkgöz-Aksaray


Saratlı Kasabası’ndaki yerleşim katlı olup, mutfak, su kuyuları, tandır, ambar damları, ahır gibi bölümlere ve bağlantı dehlizlerine sahiptir.
Aydıntepe-Bayburt 2-2,5 metre derinlikte tüfe oyulmuş galeriler ve odalardan oluşmuştur. Kazı çalışmalarına devam edilen kenti ilk Hıristiyanlar’ın saklanmak için inşa ettiğine inanılmakta.

Gaziemir-Aksaray

History Channel’a da konuk olan ve muhtemelen dünyanın tek yer altı Kervansarayı 2006 yılında tesadüfen bulundu.

Diğerleri:

Kaymaklı-Nevşehir,
Aziz Mercurius-Aksaray
Hüyük-Çankırı
Artova-Tokat
Acıgöl-Nevşehir
Mazı-Nevşehir
Özkonak-Nevşehir
Çeşka Kalesi-Yozgat
Dulkadirli -Kırşehir
Dara-Mardin

Yazının devamı...

KURBAN BAYRAMI

‘Bugün ne yazayım?’ diye düşünürken, aklıma masanın üstünde dersler için biriktirdiğim yazılar geldi. Ne var ne yok diye karıştırırken, Şeyh-ül Muharririn Burhan Felek’in 1972 yılı Kurban Bayramı yazısının küpürüne denk gelince, “Fazla düşünmeye gerek yok” deyip, yazıdan seçtiğim kısımları aşağıda sizler için topladım. Tamamını okumak isterseniz, Milliyet arşivinde mevcut...

Dini tarafı

Kurban Bayramı’nın önce dini tarafına bir bakalım. Zilhicce ayının 10’uncu günü Kurban Bayramı’dır. Dört gündür. Zilhicce ayı Arabi senenin son ayıdır. Tarihimize, âdetlerimize girmiş bir takvim olan ve adına Türkler’in Arabi, takvimcilerin Hicri dedikleri ayları Arapça ve Türkçe isimleriyle aşağıya yazalım da bilmeyenler öğrensin…

Muharrem: Aşure ayı

Safer: Sefer

Rabiül-evvel: Büyük Mevlid

Rabiül-âhir: Küçük Mevlid

Cemâziyel-evvel: Büyük tövbe

Cemâziyel-ahir: Küçük Tövbe

Receb: Recep

Şa’bân: Şâban

Ramadan: Ramazan

Şevval: Bayram

Zilka’de: Aralık

Zilhicce: Kurban

Türkçe’de Kurban ayı dediğimiz bu ayın ayrı bir önemi de, hac dediğimiz zengin ibadetin bu ayın ilk 10 gününe tesadüf etmesidir.

Farz değil, vacip

İslam’ın şimdiye kadar okuduklarımıza göre en büyük bayramı budur. Araplar buna İydi-Ekber demişlerdir. ‘En büyük bayram’ demektir. Halk katında ise Şeker Bayramı daha neşeli ve sevinçlidir ve daha ziyade çocukların bayramıdır. Çünkü ne kadar ibadet olursa olsun, hayvan kurban etmenin bir hain tarafı vardır ki; o bayramın neşesini kırar. Bunu söylemek de hiçbir günah yoktur; ama vaciptir diye kurban kesilir.

Burada İslam’daki bir sosyal adalet noktasına işaret etmeden geçemeyeceğim. İslam’da ibadet beştir: Oruç, namaz, hac, zekât ve kelime-i şehadet. Hac ve zekât yalnız zenginlere farzdır. Ve ne acınacak şeydir ki; bizde birçok fakir para biriktirip, hacca gider.

Kurban Bayramı’nda her zenginin kurban kesmesi vaciptir. Bu, farzdan biraz daha hafif, fakat terki büyük günah olan tutumdur.

Zengin kimdir?

Bunu bana sorar dururlar. Tabii zamanına göre bir ölçü koymuşlar. Borcu harcı çıktıktan, geçimini hesaplandıktan sonra elinde 200 dirhem gümüşü olan kimsedir ki, 600 gram kadar eder. Çok para değil. Hacda da, zekâtta da böyle hesaplarlar. Hal bu ise gümüş zamanla iştira (satın alma) gücünü kaybetmiş, ucuzlamıştır. Bunu fakılarımız (okumuş kimseler) hesaplayıp, bugünkü miktarı bulmazlarsa İslam’ın zengini, gelir vergisinin asgari geçim indirimini tutamaz.

Kelimenin kökeni...

Kurban kelimesinin yakınlık manasındaki ‘kurb’ aslından geldiğini iddia eden tefsirciler çıkmıştır. Yani bu hayvan kesimiyle, Allah’a yaklaşmak niyeti ve isteği sağlanmak istenmiştir, derler. Bazıları da kurban kelimesinin Arapça olmadığını iddia ederler. İddia kelimede değil; harekettedir. Bu cahiliyet devrinde mesela Mısırlılar’da olduğu gibi putlara ve mevhûm tanrılara insan kurban etmenin önüne geçilmesi için tek Allah’lıların bulduğu vahşetten medeniyete geçiş çarelerinden biri, belki de yeganesidir.

Burhan Felek, 27 Ocak 1972, Milliyet

Kurban Bayramı vesilesiyle tüm okuyucularımıza sağlıklı, huzurlu, esenlik dolu günler dilerim.

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.