SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Efes'te iç mimar var mıydı?

Roma dönemi villalarını anlatıyordum Efes’te geçtiğimiz günlerde... Hani şu meşhur Kuretler Caddesi’nden aşağıya inerken yolun solunda, Hadrian Tapınağı’nın tam karşısındaki Yamaçevler diye bilinen, zamana direnmeyi başarmış yedi villadan bahsediyorum. Roma İmparatorluk Dönemi’nden en eskisi 1.Yüzyıl’dan kalma, orta kısımda peristil mimari tarzında üstü açık bir iç avlu bulunan bu evlerin dış görünümü oldukça sade olsa da içi oldukça gösterişlidir. Tam bu evlerin inanılmaz şaşaalı dekorasyonunu anlatırken, bir hanımefendi o zamanın iç mimarları da çok başarılıymış deyince, sohbetin konusu mimarlığa ve iç mimarlığa döndü.

Dekorasyondan iç mimariye

Mimarlığın alt bileşenlerinden biri olan iç mimarlık, insanı ve yaşamını etkileyen tüm faktörleri dikkate alarak, altyapıdan kullanılacak malzemeye, havalandırmadan, aydınlatmaya, bir yapının iç alanını tasarlanmasıdır diye tarif edilebilir. İç mimar da iç mekanı sanatsal ve teknik altyapısıyla en doğru şekilde çözen kişidir. Yaklaşık 110 yıllık bir geçmiş var mesleğin. İç dekorasyon kavramının ilk ortaya çıktığı yer 1900’leri başı Amerika. Hesap yetenekleri olan, vizyonları geniş, ama akademik bir kimlikleri olmayan kişilerdir o zaman kullandıkları unvanları ile dekoratörler. 1913’te yazarı Elsie de Wolfe olan ilk iç mimarlık kitabı ‘The House in Good Taste’ yayınlanır. Bir başka kadın Dorothy Draper ise 1923’ilk tasarım firmasını kurar. Ancak İç mimar terimini ilk kullanan ise ‘Interior Design and Decoration’ dergisi olacaktır. ABD’de ilk yasa ise 1982’de çıkar. Türkiye’de ise ilk adımın Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde, Dahili Tezyinat dersleri ile 1926’da atıldığı kabul edilir. İç Mimarlar Derneği ise 50 yıl sonra 1975 yılında kurulur ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin 21. Olağan Genel Kurul toplantısında alınan karar ile 1976 yılında da TMMOB’a 18. Oda olarak katılır.

Dünyaca ünlü iç mimarlar

İç mekanı yeniden düzenlemek, mekana özgün mobilyalar geliştirmek, yeni bir işlev kazandırılacak yapıların iç mekanlarında buna uygun çözümler üretmek ve benzeri konularla ilgilenen iç mimarlığın güzel sanatlara daha yakın olduğuna inanıyorum nedense. Eskilerden; 1930’lar Paris’inde yaşayan, en ikonik minimalist mobilya olan The Parsons Table’ın tasarımcısı Jean-Michel Frank, Sister Parish, Parish’in kuzini olan ve İlk tasarım firması ‘Architectural Clearing House’u açan, New York’s Metropolitan Museum of Art’ın kafeteryası, Fairmont ve Mark Hopkins Otel projelerini yapan Dorothy Draper, Rockefeller, Astor, Getty ve Mellon gibi bir portföye sahip Albert Hadley, Prince Charles ve Princess Anne’in yatak odalarını dizayn eden David Hicks dünyaca ünlü iç mimarlardan bazıları. Günümüzden kim var derseniz, lüks iç mekan tasarımcısı Ferris Rafauli, Barbounia Restaurant’ı yapan Karim Rashid ve bu kadar erkeğin arasında The Mandarin Oriental Hotel, Barcelona ile dikkatleri üzerine çeken Patricia Urquiola aklıma gelen günümüz iç mimarları.

Peki ya Türkler?

İç mimarlık yapan tanıdıklarımın biri hariç tamamı esasında mimar. O biri ise Maltepe Üniversitesi mezunu, Sakura Mimarlığın sahibesi, İç Mimar Sema Yazıcı. Sema Hanım ile pandemi öncesi Balat üzerine bir araştırma yaparken tanışmış, sonrasında Vadi Istanbul’daki İnari Omakase, Bodrum’daki Serafine Mare,
Edwards ve Brooks Brothers mağazaları gibi bitirdiği projelerin bir kısmını da görme şansım olmuştu. Bu arada Moskova’daki Chef Amazonia Restaurant’ta onun projesi.
Balat’ta ki sohbetimizde ona da sormuşum; “Ne yapar bu iç mimarlar diye?” O da, “Mimarlar genel olarak çevre faktörlerini göz önünde tutarak bir yapının dış kabuğu ve genel planlaması ile ilgilenirken iç mimarlar ise mimar ve inşaat mühendislerinin sınırlandırdığı yapının, iç mekan tasarımı ve detayları ile ilgilenir” demiş ve “İç mimarlık çok yönlü olmayı gerektiren bir meslek, projeydi, uygulamadaydı tasarımdı derken çok fazla detay var ilgilenmesi gereken” diye eklemiş.
Tam son noktayı koydum yazıya, aklıma takıldı. Acaba kim yapmıştı Efes’teki Dionysos baş rahibi Gaius Flavius Furius Aptus’un malikanesinin iç mekan tasarımını?

Yazının devamı...

Atça'nın efeleri

Ege, ama özellikle de Aydın dendi mi, akla efeler gelir hemen. Efe; haksızlığa başkaldıran, zulme, işkenceye karşı silahlanıp dağa çıkan zeybeklerin, genç kızanların lideri idi. Fakir fukarayı koruyup gözeten, zalimlerin korkulu rüyası, vatanına aşık Efeler, Yunan işgalinde dağdan inip, Milli Mücadele’ye katıldılar. Cumhuriyet sonrası ise, rütbe ve İstiklal Madalyası verilen efeler, halka karıştılar.

Giyimi kuşamı da heybetliydi Efelerin... Başlarında çuhadan yapılma narçiçeği renginde ‘kuzunlu başlık’ üzerine sarılı iğne oyası bezemeli ‘kefiye’, boyun ve kol ağızları iğne oyası işlemeli, krem renginde, saf ipekten ‘bürümcük’, ‘mintan’ denilen, kırmızı ya da mor üzerine beyaz çizgili, ipekten dokunmuş yaka düğmesi açık bir üstlük, onun üzerinde çapraz düğmeli cepken ve en üstte ise kartal kanadı gibi iki sallantısı olan, genellikle koyu renk çuha üzerine, siyah ipek kaytan işlemeli , ‘camadan’, ayaklarda yine koyu renk çuhadan ‘çakşırmenevrek’, diz kapağından aşağıda siyah ipek kaytan işlemeli ‘kepmen’ denilen siyah deri tozluklar ya da ‘kayalık’ adı verilen, özel işlemeli çizmeler, kasıkla göğüs arasına önce kuşak, kuşağın üzerinde, ‘silahlık’ ve ‘kütüklük’ler, silahlığın katları arasına ‘yatağan’ ve ‘kubur’, sağ kollarının üst tarafında ölünceye kadar çıkarılmayan ‘pazubentler’ ve de en üstte soğuktan koruyan ‘aba’ ve yağmurdan koruyan ‘kepenek’. Gümüş saat kösteği, gümüş sigara tabakası, koltuk altı bıçağı, kehribar tespih ve ağızlık, çakmaktaşı ve kav, ayrıca yaralanmalar için bir miktar yapağı olmazsa olmazlar arasındaydı.

 

Tekeli İbrahim Efe

İbrahim, sinirli ve aniden parlayan, dik başlı, az konuşan, söz dinlemez, 20’li yaşlarının başında bir delikanlıydı. Çok iyi nişancıydı. Hocaoğlu’nun
Süleyman ise belki de tek arkadaşıydı.
İzmir’de acemi birliğinde beraber oldukları Yörük Ali Efe çağırınca hiç düşünmeden ona katılmıştı. 1921 yılının 25 Nisan’ı 26 Nisan’a bağlayan gecenin sabahıydı, Yörük Ali Efe, Tekeli İbrahim Efe’ye o zor haberi verdiğinde. Babası Tekeli Hüseyin Efendi 11 kişiyle birlikte, Yunan Yüzbaşı Foti tarafından şehit edilmişti.
Hava iyice kararıp zifiri karanlık çöktüğünde, İbrahim Atça’daki evine vardı, anasını gördü. Ertesi gün Süleyman’la Çomaklı’daki bahçede buluştular konuştular. Atça’ya gidip dönen Süleyman, Foti’nin ertesi gün Nazilli’ye gideceği haberini verdi İbrahim’e.
Kuşluk vaktinde yolun biraz dolambaçlı olduğu Yanıkkavak’ta pusuya yattılar. Nal sesleri iyice yaklaştı, Foti köşeyi dönmüştü ki; İbrahim yola fırladı. Foti ne olduğunu anlayamadı, dizginleri çekti. At durmuştu ama, ürkmüştü de. Kendi etrafında dönerken arkasındaki Süleyman’ı da gördü.
Dizginlerini yakalayan İbrahim, “Nasıl kıydın onca insana? Cevap ver nasıl kıydın?” diye bağırıyordu.

Foti her şeyi inkâr ediyor ama İbrahim’i ikna edemiyordu. Yapabileceği bir şey kalmamıştı. O da atını İbrahim’in üzerine sürerek, onu yere düşürmek ve kaçmak. Köşeyi döndüğünde her şey bitecekti zaten. İbrahim toparlanana kadar çoktan bir hayli yol almış ve oradan uzaklaşmış olurdu.
Düşündüğünü de yaptı. İbrahim düşerken Foti’de ileriye doğru ilk hamlesini çoktan yapmıştı. İbrahim’in yere düşmesi, elindeki tabancanın patlaması ve Foti’nin de atının üzerinde köşeyi dönmesi hepsi aynı anda gerçekleşti.
Süleyman koşarak İbrahim’in yanına gelirken “Vuramadın, avucunun içindekini kaçırdın İbrahim!” diye bağırıyordu.
“Vurdum!” dedi İbrahim “Hem de iki küreğinin arasından...”
Dönemece koştular. Foti’nin cansız bedeni az ilerideydi.
Bir Yunan müfrezesi Foti’nin cesedine vardığında onlar at üzerinde Menderes’i geçiyorlardı bile. Donduran üzerinden Yenipazar’a doğru yol alırlarken İbrahim Süleyman’a dönerek “Tüh!.. dedi. Unuttuk, Yörük Ali Foti’ye benden selam söyle dediydi. O kargaşada yörüğün selamını unuttuk. Gördün mü yediğimiz haltı?”
(Yukarıda özetlediğim Tekeli İbrahim Efe’nin hikayesini derleyen kişi değerli yazar İsmet Nadir Atasoy. Tekeli İbrahim Efe ise, Atça’lı genç iş insanı Muharrem Ertan’ın 1986’da vefat eden dedesi. Foti’nin şehit ettiği büyük dedesi ise Çomaklı Ovası Şehitliği’nde yatmakta.)

Yazının devamı...

Saklı kalmış lezzet noktaları

Geçtiğimiz hafta değerli dostum Adnan Sarıdedeoğlu arayıp, “Yarın sabah hazır ol, Bahadır ve Scott ile programı yaptık, geçerken seni de alacağız” dedi. Keşfedilmemiş bir gurme Adnan. Programı o yaptıysa, işin işinde mutlaka yemek, hem de güzel yemek var demektir.
Bu arada artık meslektaş da sayılıyoruz kendisiyle. Pandemi dolayısı ile açılışını sürekli ertelediği, projesini Mimar Benal Kabaklı’nın yaptığı Selçuk’taki, No:10 isimli mini minnacık otelinin kapılarını sonunda bayramdan hemen önce açtı. Ben de yaz bitene kadar otelin bahçesini kendime ofis olarak seçtim.

Kahvaltıda çorba

Ertesi sabah Kuşadası’ndan yola çıktıktan yarım saat sonra İncirliova girişindeki Çorbacı Nalbant’taydık. Her ne kadar plaza cemaati burun kıvırsa da, kahvaltıda çorba besleyici ve doyurucu bir çözüm. Yurdum insanı boşuna yazmıyor lokantanın camına “Sabahları sıcak çorba bulunur” diye.
“Sabah kahvaltısında bir kâse sıcak çorba içen büyüklerimiz bu sayede güne hem sıcak hem de besleyici ve sindirimi kolay bir başlangıç yapıyorlardı” diye yazmıştı bir yazısında Sayın Osman Müftüoğlu. Kesinlikle katılıyorum.

Atça, küçük Paris

Çorbaları içince çenemiz de düştü Atça’ya nasıl vardığımızı anlayamadık. Atça ilginç bir yerleşim. Birbiri ile 45 derece açı yapacak şekilde düzenlenmiş sekiz ana caddesi ve bunları dik kesen sokaklarıyla planı Paris ile nerdeyse aynı.
Atça’ya varmadan hemen önce ise 2019 Ağustos’unda yazdığım, Dionysos’un şehri, dünyaca ünlü Nysa bulunmakta. Gelmişken gezmeyi unutmayın.
Bu arada bugüne kadar gördüğüm en lezzetli çileklerin de memleketi burası. Geçtiğimiz sene Atça çilekleri beni tanıştıran Muharrem Ertan’a da uğradık gelmişken. Muharrem yurdumun genç nüfusuna boşuna güvenmediğimin canlı kanıtı.
Atça merkezli şirketi MerTar taze sebze ve meyveyi üretiyor, işliyor, paketliyor ve dünyanın dört bir yanına ihraç ediyor. Bu yıl sonunda devreye girecek olan kaynak suyu şişeleme fabrikası ile de Atça’ya yatırım yapmaya devam ediyor.

Rahvan atları

Tüm bunlarla uğraşırken ata yadigârı rahvan atlarına da zaman ayırıyor Muharrem kardeşim. Kurduğu tesiste kendine ait 10 atın yanı sıra, konuk ettiği atlarda mevcut.
Ata sporumuz rahvan binicilik. Osmanlı’da da çok önem verilmiş. Bugün de Anadolu’da hâlâ devam etmekte ve Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu bünyesinde yarışlar da düzenlenmekte.

Tandırın peşinde

Atça’dan çıkmadan Selahattin Ağabeyin kahvesinde verdiğimiz mola sonrası bu kez kokoreç ve tandır için düştük yollara ve cennet gibi bir coğrafyadan geçerek, yavaş yavaş bin 300 metre yükseklikteki Ovacık Yaylası’na tırmanmaya başladık.
Kokorecin Homeros destanlarına varan bir geçmişi var ama biz de popüler olması cumhuriyet sonrasına rastlıyor. Yunanistan’da pek bir sevilen kokoreç, bizde de İzmir’den başlayıp, sonra tüm yurda yayılmış.
45 dakikalık bir yolculuk sonrası Adnan’ın yer ayırttığı Kılıç Kasaplar Restoran’daydık. O kadar yola değdi mi derseniz, değdi. Kokoreç de tandır da lezzetliydi.

Candan biri: Kemal Amca

Dönüş yolunda Dershane mevkiine yaklaşmıştık ki, sağda bir çeşme görünce hem serinleyelim hem de şişeleri dolduralım diye durduk ve Kemal Amca ile de böylece tanışmış olduk.
Kemal Amca yazları hemen çeşmenin arkasında, yol ile ağaçlar arasına yaptığı ve püfür püfür esen ufak terasta geçiriyormuş. “Gelin bir soluklanın” dedi, biz de ikiletmeden attık kendimizi terastaki minderlerin üzerine, Kemal Amca ve eşiyle, demledikleri tavşankanı çayın eşliğinde tatlı bir sohbete daldık ağaçların altında.

Bu pide başka pide! 

Dönüş yolunda 24 Nisan 1921’de Yunanlar tarafından katledilen 12 Atçalı için yapılmış olan Şehitler Abidesi’ne uğramamak olmazdı. Biz de uğrayıp dualarımızı ettikten sonra, Donduran üzerinden Yenipazar’a doğru devam ettik yola. Gün batımına yakın meşhur Yenipazar pidelerinin tadına bakmak için Murat Ağırtaş’ın Çarşı mahallesindeki pide salonundaydık. Ufacık Yenipazar’da tam 17 tane pideci varmış. Unutmadan; perşembeleri üç nöbetçi pideci hariç diğerleri kapalıymış, aklınızda olsun. Bir de Tekeli İbrahim Efe’nin hikayesi vardı anlatacağım, ama yer kalmadı. Dolayısı ile haftaya Atça ve Tekeli İbrahim Efe var Seyyah-ı Alem’de...

Yazının devamı...

Yurt içinde balayı

Geçtiğimiz hafta yazdığım gibi pandemi nedeniyle ertelenen düğünler özellikle bayram sonrası hız kazandı ve çiftler balayı programları için seyahat acentalarının kapısını çalmaya başladı bile. Yurdum insanının bu yılki balayı tercihlerini öğrenmek ve sizlerle paylaşmak adına birbirinden değerli beş turizmciye bu yılın balayı destinasyonlarını ve ayrılması gereken bütçeyi sordum.

Pınar Kartal Timer (Next Phase Danışmanlık): Çiftlerin baş başa kalabileceği Ayvalık, Kaz Dağları ve Kapadokya tüm sezonların gözdesi olurken, Bodrum, Göcek, Bozburun, Selimiye ve Fethiye bahar aylarında çok tercih ediliyor. Temmuz ve ağustos aylarında Güney’de olmayı seçenler için tekne seyahatleri güzel bir olanak sağlıyor. Balayı programı bütçeleri değişiklik gösteriyor ancak dört günlük bir balayı için bütçelerin 5 bin TL’den başladığını söyleyebiliriz.

Murat Özgüç (Proper Travel): Yurt içinde öne çıkan destinasyonlar Kapadokya, Kalkan ve Çeşme. Denizden faydalanmak, muhteşem manzaraya karşı düğün sonrası dinlenmek, gün batımında romantik anlar yaşamak isteyenlerin tercihi Kalkan ya da Çeşme. Kapadokya ise 12 ay balayı yapılabilir bir bölge olmasından dolayı son yıllarda öne çıkıyor. Üç günlük kısa balayının maliyeti Kapadokya’da 6 bin TL’den başlarken, Kalkan ve Çeşme’de 8 bin TL ve 10 bin TL arasında.

Deniz Üstertuna (Regnum Carya Golf& SPA Resort): Belek, Bodrum ve Fethiye, bu yıl öne çıkan balayı destinasyonları. Genellikle ‘Wellness’ konsepti seçiliyor. Özellikle doğal ve dengeli beslenme, balayı paketlerinde talep edilen bir konu. Bütçe konusu gidilecek yerin kalitesine göre değişiklik gösteriyor. Ancak 6 gece/7 günlük iyi bir balayı paketi için 50 bin TL ayırmak gerekir diye düşünüyorum.

Müberra Eresin (TÜROB Başkanı): Türkiye pandemi öncesi düğün ve balayı turizmi için önemli destinasyonlardan biriydi. Özellikle Hindistan ve Orta Doğu’dan çoğun talep vardı. Bu yazdan itibaren düğünler yeniden hız kazanırken, özellikle yerli turist için Türkiye en önemli balayı destinasyonu doğal olarak. Antalya, istanbul, Çeşme, Alaçatı, Bodrum, Kapadokya ve Fethiye de en fazla ilgi gören tatil beldeleri.

Özge Ersu (Profesyonel turist rehberi): Bu yıl; lavanta döneminde Denizli, Kuşadası’ndaki şarap bağları içindeki oteller, Bozcaada, klasik olsa da Mardin, Hatay ve Göcek koylarında yat gezisi balayı için tercih edilen destinasyonlar. Balayı programlarında yükselen yerler ise; Malatya, Elazığ, Tunceli, Tatvan, Van, Assos Behramkale, Göcek ve özellikle kış döneminde Kars. Kapadokya’dan da vazgeçilemiyor elbette.

Yazının devamı...

Romantik balayı seçenekleri...

Malum nedenden dolayı ertelenen düğünler ve balayı programları sonunda birer birer gerçek oluyor. “İki bayram arası düğün olmaz” deyip erteleyenler de tatlı bir telaş içinde bayramın bitmesini bekliyorlar bugünlerde. Ve herkesin aklında bu yorucu sürecin bir an önce bitmesi ve düğünün hemen ardından, tüm yorgunluk ve birikmiş stresi atacakları balayı programı var. Nereden biliyorum derseniz, pek yakında dünyaevine girecek çok sevdiğim editörümün bayram mesajının altına eklediği “Yok mu bir balayı yazısı evlenecek çiftlere?” notundan...

Yurt dışı seçenekleri

Pandemi nedeniyle yurt dışı alternatifleri bu yıl da kısıtlı ne yazık ki. Mauritius, Filipinler, Barbados, Fiji, Bali, Seyşeller İtalya ya da Yunan Adaları gibi pek çok destinasyona gitmek henüz mümkün değil.
Ancak en az iki doz aşı olduysanız ve uçuştan önce son 72 saat içerisinde yapılmış PCR test sonucunuz negatif ise aralarında Maldivler, Jamaika, Hawaii, Bora Bora, Fransa, Güney Afrika’nın da bulunduğu 90’dan fazla ülkeden biri unutulmayacak balayı programınızın ev sahibi olabilir.
Unutmadan her ülkenin ek şartları olabileceğini ve gidilebilecek ülkeler listesinin de sürekli değişebileceğini ekleyelim. Güncel durumu Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün web.shgm.gov.tr adresinden ya da Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği, IATA’nın www.iatatravelcentre.com sayfasından takip etmek mümkün.

- Maldivler: Kum, deniz, güneş diyorsanız, burası cennetten bir köşe. Yıl boyunca güzel bir hava, lüks tesisler, lezzetli yemekler, kristal berraklığında bir deniz ve harika plajlar. Liste uzun. Hint Okyanusu’nda sadece 400’ünde yerleşim olan bin 200 ada ve adacıktan oluşan Maldivler’de, her turistik ada üzerinde tek bir otel bulunmakta. Akşam dışarı çıkıp bir yer de yeme şansı olmayacağı için mutlaka tam pansiyon rezervasyon yapın. Bir de sıkıntıdan kavga edip, balayı sonrası hemen boşanmak istemiyorsanız, 3-4 günden fazla kalmayın derim. Benden söylemesi.

- Fransa: Paris, en popüler balayı destinasyonlarından biri. Paris denince akla genelde hemen aşk ve romantizm gelmekte. Gün içinde şehrin sunduğu kültürel ve tarihi hazineleri elele keşfe çıkın. Akşamüstlerini ise ara sokaklara saklanmış gizli kafelerde ve lokantalarda diz dize Paris’in gerçek romantizmini yaşayın. Unutmadan otel seçerken beş yıldızın dıºındaki otellerde, beklentiniz söylenenin bir yıldızın altında olsun beklentiniz.

- Jamaika: Karayip Denizi’ndeki Büyük Antil Adaları’ndan biri olan Jamaika, plajları, muhteşem şelaleleri, mistik nehirleri, yıl boyunca süren reggae ve caz başta olmak üzere müzik, spor, kültür ve sanat ekinlikleri ile balayı için ideal destinasyonlardan biri. 10 km. uzunluğundaki bembeyaz kumlu plajı ve muhteºem gün batımıyla Negril Jamaika’nın en güzel bölgesi. En iyi zaman ise ocak-mart arası. Vize istemeyen Jamaika’ya iki aktarma ile yaklaşık 30 saatte ulaşıldığını da not olarak ekleyeyim.

- Güney Afrika: Alışılmışın dışında bir balayı programı yapmak istiyorsanız, Güney Afrika tam size göre. Johannesburg’dan başlayıp, üç günlük safari ile sonrası Cape Town’a geçin. Dünyanın en uç noktası Ümit Burnu, Hint ve Atlas Okyanusları’nın birleştiği Cape Point, şehrin sembolü Masa Dağı, Mandela’nın hapis yattığı Robben Adası, penguenleri ile Bolders Beach, renkli gece hayatı, hepsi Cape Town’da. Vize yok ve THY ile Johannesburg’a gidip, Cape Town’dan dönmek mümkün.

Yurt içi seçenekler haftaya...

Yurt içi ve balayı kelimeleri yaz aylarında yan yana gelince akla gelen ilk iki yer de Antalya ve Bodrum oluyor genelde. Ama lüks kaya otelleri, masalımsı vadileri ve balayına özel programları ile bence Kapadokya çok daha romantik bir destinasyon. Mesela bir sabah size özel balon gezisini takiben, kimsenin yolunun geçmediği saklı bir vadide yine sadece ikinize özel hazırlanmış kahvaltı sonrası, keşfe çıkın derin tarihini Kapadokya’nın. Mavi yolculuk, Bozburun, Gökçeada, Selimiye, Hisarönü, Datça, Kalemadası ya da doğayı ve yürüyüşü seviyorsanız, yaylaları, temiz havası ve eşsiz doğası ile Rize’yi de not alın bir kenara...

Yazının devamı...

Tatil önerileri ve uyarılar!

Bayram öncesi bu son yazıyı hazırlarken, Türk turizmine yön veren, üç önemli meslek birliğinin, TÜROB, TUREB ve TÜRSAB’ın başkanı üç meslektaşımı arayıp, Milliyet okuyucuları için son dakika tatil önerilerini ve uyarılarını sordum. Onlar da bu yoğunlukta zaman ayırıp, düşüncelerini paylaştı. Ortaya kısa ama faydalı bilgiler içeren bu yazı çıktı. Her birine ayrı ayrı teşekkürler.

Müberra Eresin (TÜROB Başkanı): Güvenli turizm sertifikalı, pandemi kurallarına uyan, hijyen tedbirlerini tümüyle alan tüm tesislerimiz misafirlerini ağırlamaya hazır. Bayram tatili dönemi özellikle kıyı bölgelerde bir turizm hareketi sağlayacaktır. Antalya, Bodrum, Çeşme gibi tatil beldelerinin bayram döneminde dolu olması diğer yerlerin de dolu olduğu anlamına gelmiyor. Şehir otelleri, özellikle İstanbul otelleri bayram döneminde büyük ölçüde boş olacak.
Tatil planı yapmakta geç kalan veya yapamayan vatandaşlarımız da bayram tatili boyunca bulundukları şehrin tadını çıkarabilirler. Böylece şehir ekonomilerine turizm yoluyla katkı ve kültür turizmine de olumlu etki sağlayabilirler.
Bu arada bayram tatiline gidecek vatandaşların rezervasyonlarını güvenilir kuruluşlar üzerinden yapmalarını özellikle tavsiye ediyoruz. Özellikle bilinen büyük otellerin veya seyahat şirketlerinin kopyası siteler açan internet dolandırıcılarına dikkat etmeleri gerek. Tüketicilerin yaptırdıkları rezervasyonları mutlaka otelden teyit etmesini öneriyoruz.



Suat Tural (TUREB Başkanı): Dokuz günlük uzun bir tatil söz konusu ve acentalar bayramın ikinci hatta üçüncü gününde başlayan gezi programları düzenledi. Okuyuculara bu bayram tatili için önerim ülkemizin eşsiz güzelliklerini ve tarihini, profesyonel bir rehber eşliğinde keşfedecekleri bu gezi programlarından birine katılmaları olacak. Hangi turu seçerdin sorusunu ise, tercihim ya bir Karadeniz ya da bir Likya turu olurdu diye cevaplayabilirim. Turlara katılacak vatandaşlarımıza en önemli tavsiyem ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ruhsatname ve TUREB’den çalışma kartı sahibi gerçek bir rehberle tura çıkmaları.
Boynunda bir kart asılı olan herkesin rehberi olmadığını, gerçek bir rehber eşliğinde yapılmayan her turun kusurlu hizmet olduğunu ve böyle bir tura katılan vatandaşlarımızın tüketici hakem heyetine başvurarak ödedikleri paranın bir kısmını geri alabileceklerini de hatırlatmak isterim.

Firuz Bağlıkaya (TÜRSAB Başkanı): Ege ve Akdeniz bölgesinde tesislerin doluluk oranı yüzde 100’e yaklaştı ve rezervasyon yaptırmadan tatile çıkılmamalı. Mutlaka bir seyahat acentasına danışmalarını ve rezervasyonlarını seyahat acentası üzerinden yaptırmalarını, endişelendikleri bir durum varsa seyahat acentasının TÜRSAB üyesi olup olmadığının sitemizden ‘Acenta Sorgula’ bölümünden kontrol etmelerini önemle tavsiye ederim.
Diğer önemli bir konu ise her ne kadar Kovid-19 vaka sayılarında bir azalma yaşansa da hala pandemi sürecinin içinde olduğumuzu unutmamaları ve bu nedenle maske, hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uymalarını, uymayanları uyarmalarını, vatandaşımızın sağlığı ve pandemiyle mücadele açısından çok önemli görüyoruz.

“Kurban Bayramı vesilesiyle tüm okuyucularıma sağlıklı, huzurlu, esenlik dolu günler dilerim.”

Yazının devamı...

Bayrama üç kala

Pandemi hayatımızı altüst etti, etmeye de devam ediyor. Normalin tanımı iki sene öncesinden çok farklı artık. Tatiller de bundan nasibini aldı. Otel ve destinasyon tercihleri değişti. Hijyen öne çıktı. Çılgın eğlenceler ve tatilde sosyalleşme çabaları, yerini sakin ve dingin programlara bıraktı. Normalleşme sonrası bu ilk bayram tatilinde, açık havada daha çok zaman vadeden kültür turları, yerinde duramayanların; sakin koylardaki küçük oteller ya da mavi yolculuk ise kum-deniz-güneş diyenlerin tercihi oldu. Bu yıl da eğilim, diğer insanlarla mümkün olduğunca az iletişim kurmak.

11 günlük Kurban Bayramı tatil fırsatı

Eğer 1.5 gün izin alabiliyorsanız, 15 Temmuz Perşembe günü yola çıkıp 25 Temmuz’da geri dönebilirsiniz. Bu da 11 günlük uzun bir tatil demek.
Peki nereleri tercih ediyor yurdum insani diyordum ki Medya Takip Merkezi’nin yaptığı, yerli ve yabancı medyada en çok konuşulan tatil beldelerimiz, araştırmasının sonuçları düştü posta kutuma.

Türk basınının gözdesi Bodrum

Medya Takip Merkezi, haziran ayında 10 bini aşkın gazete, dergi, TV, internet ve sosyal medya’da yaptığı taramada, 29 bin 4 haber ile Bodrum gündeme en çok gelen tatil beldesi, olurken onu 10 bin 583 haber ve sosyal medya paylaşımı ile Çeşme izlemiş. Üçüncü 9 bin 354 haber ve sosyal medya paylaşımı ile Alanya, dördüncü 7 bin 325 haber ile Pamukkale ve beşinci ise hakkındaki 6 bin 977 habere ve sosyal medya paylaşımı ile Marmaris olmuş.

Yabancıların tercihi Fethiye oldu

Normalleşme adımları ile birlikte uluslararası turizmde yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Medya Takip Merkezi’nin sosyal medya takip servisi DigiLup verilerine göre; Türk turizm beldeleri, global çaptaki sosyal medya mecrasında, Türkiye’ye göre yüzde 83 daha az konuşulsa da 14 bini aşkın yorum ve paylaşıma konu olmuş. Listenin başında, 3 binden fazla paylaşıma konu olan Fethiye yer alırken, Türkiye’nin en popüler tatil beldesi Bodrum,
2 bin 500’den fazla paylaşımla ikinci sırada, yine 2 bin 500’i aşkın paylaşımla Pamukkale üçüncü sırada ve 2 bin 400 paylaşımla Alanya dördüncü sırada yer almakta.

Üç bölge üç koy

Bayramda mutlaka kum, deniz ve güneş diyenler için yukarıdaki tercihleri de dikkate alarak üç koy tavsiye edeyim bu hafta dedim ben de:

- Bodrum: Siz de Bodrum diyenlerdenseniz, ‘Çökertme’ türküsü meşhur olmuş Aspat’ı yazın bir kenara. Diğer koylara göre her daim biraz daha sakin olan Aspat’ın adının dikime elverişsiz anlamına gelen Aspartos kelimesinden geldiği ve dünyanın sonunu getirecek bir kıyametten kurtulacak kentler arasında yer aldığı söylenmekte. Önde masmavi bir deniz, arkada yeşilin tonları, kum+çakıl bir plaj, bir ufak akarsu ve hemen yanıbaşında bölgenin önemli bir antik yerleşimi olan Termera’nın kalıntıları. Kısaca ne ararsanız mevcut Aspat’ta.
Aracınız ile gidecekseniz Turgutreis’e giderken Karaincir’e varmadan önce tabelaları takip edin. Toplu taşıma ile gelecekler Bodrum’dan Akyarlar minibüslerine binebilirler.

- Fethiye: 2017’de tabiat parkı ilan edilen, Ölüdeniz ile Kelebekler Vadisi arasındaki Kıdrak Koyu, masmavi denizi, yemyeşil ağaçları ve yaban hayatıyla iyi bir alternatif sunmakta. Aracınızla gidecekseniz, Ölüdeniz’den Kelebekler Vadisi’ne doğru devam edin, tabelaları göreceksiniz. Toplu taşıma ile gidecekler, Fethiye’den kalkan Kelebekler Vadisi minibüslerine binebilirler. Girişi ücretli olan parkta ister denize girin, ister doğa yürüyüşü yapın, ister piknik ya da foto safari... Güzel bir gün geçireceğiniz kesin.

- Adrasan: Yıllar önce keşfedip, havası, denizi ve doğasıyla çocuklar büyüyen kadar yaz tatilimizin tek adresi olan Meltem Otel’in de bulunduğu koy Adrasan. Geniş kumsalı, yavaşça derinleşen berrak denizi bizim Ege ile Deniz’in yüzmeyi geliştirdikleri yer oldu. Yurdumun dünyaca ünlü yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu da buradan geçmekte.
Aracınız ile gidecekseniz, Antalya’dan Olympos yönüne devam edip, Çavuşköy sapağından sola dönün. Toplu taşıma kullanacaklar Antalya’dan sabah kalkan minibüsler ile doğrudan Adrasan’a ulaşabilirler.

Meltem Otel hâlâ açık ise Şinasi Bey ve eşi Nermin Hanım’a selamlarımı iletin lütfen.

Yazının devamı...

İstanbul yine yeni yeniden

Klavyenin başına geçtim ve hiç düşünmeden başlığı yazıverdim. Nereden geldi aklıma şimdi bu başlık diyordum ki, beynim normal işleyişine döndü, gülmeye başladım. Yolda dinlediğim Nilüfer’in albümünden etkilenen bilinçaltımın kısa bir süreliğine de olsa parmaklarımın kontrolünü ele geçirmeyi başarmasının sonucuydu bu haftaki başlık.

Hadi beni yine sev
Beni deli deli sev
Beni yine yeni yeni
Yine yeni yeniden sev

‘Yeniden Sev’ şarkısının nakaratındaki ‘Yine Yeni Yeniden’ cümlesi aynı zamanda sevgili Nilüfer’in 1992 yılında çıkardığı albümünün de adı. Nilüfer, yıllardır severek dinlediğim ve saygı duyduğum sanatçılar arasında. Umarım bir gün beraberce Şehr-i Konstantiniye’yi adımlar, dar ve loş sokak aralarında saklanan eski İstanbul’u ve onun ruhumu kâh şenlendiren kâh hüzünlendiren müziğini konuşuruz.

Yeni bir albüm, duru ve dinlendirici

Albümü hatırlamamın bir diğer nedeni de İstanbul Erkek Lisesi’nden arkadaşım, bir başka değerli müzisyen Hakan Kurşun. Sevgili Hakan da Nilüfer’in bu albümünde, yanılmıyorsam ‘Aman’ şarkısında, basgitar ve elektrogitar çalıyordu. Başarılı bir müzisyen bizim Hakan. EMI Türkiye Genel Müdürlüğü de yaptı, İTÜ ve Bilgi Üniversitelerinde hocalık da... TRT 3’de ‘Havada Müzik Var’ programını tavsiye ederim. Bir yandan da üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, ‘Worte in in meiner Hand’ yani ‘Elimdeki Kelimeler’ isimli sekiz parçalık yeni bir albümü çıktı Hakan’ın. İlk üç şarkının sözleri, ‘Holzkoffer’ ve ‘Die Reise zur Totenmesse’ adlarında iki Almanca şiir kitabı olan babası Kubilay Kurşun’a ait. Dinlemesi kolay, dinlendirici albüme YouTube, Apple ya da Spotify üzerinden ücretsiz ulaşmak mümkün. Bu arada unutmadan Kubilay Amca’nın ‘Holzkoffer’ adlı şiir kitabı, ‘Tahta Bavul’ adı ile Türkiye’de de yayınlanmıştı yıllar önce...

Yeniden İstanbul

İstanbul yürüyüş turları, yeni rotalar ve yeni konularla başlıyor gibi. Yeni etkinlikler, sergiler ve programlar birer birer arzı endam etmeye başladılar. İstanbul turlarında uzmanlaşmış dostlar, yavaş yavaş sanal turlardan gerçek turlara geçmeye başladılar. Yepyeni tur programları hazırlıyorlar İstanbul’u adımlamayı sevenler için. Bu arada henüz olgunlaştıramadığım, birkaç yeni rota çalışması bende de var. Eğer istediğim gibi olurlarsa, sizlerle de paylaşıp fikrinizi soracağım.
Ama bugün paylaşmak istediğim Beykoz’daki eski Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası’ndaki bir sergi. Esasında bir sergiden de fazlası olan ‘Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya’
Tarihi 1800’lerin başına uzanan, 2018’den beri de İstanbul’un önemli kültür ve sanat merkezlerinden birine dönüşen Beykoz Kundura, Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet’i kapsayan zengin bir geçmişe sahip. Osmanlı döneminde deri ve kağıt imalathanelerinin bulunduğu bu alan Cumhuriyet’ten sonra Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası olarak faaliyetine devam etti. 1999 yılında üretime son verilen, ama kısa zaman içinde yaratılan film ve dizi platolarıyla yeni bir kimliğe kavuşan Beykoz’daki Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası kısaca sanayileşme tarihimizin en önemli yapılarından biri.

İşte bu mekanda 18 Haziran’da kapılarını önce Sümerbank emektarları ve ailelerine açan sergi, 1 Temmuz itibarı ile ise artık tüm İstanbullulara açık. Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği’nin bu ilk sergisinde fabrikadan kalan makineler, belgeler, eski çalışanlar ve ailelerinin bağışladığı nesnelerin yanı sıra, 2015’ten beri sürdürülen sözlü tarih görüşmeleri var. Kaçırılmaması gereken bu sergiyi www.beykozkundura.com adresinden randevu alarak gezmek mümkün. Unutmadan, aynı mekanda bu yaz ‘Bir Yaz Gecesi Festivali’ kapsamında açık hava film gösterimleri, konserler ile temmuz sonunda başlayacak çocuklara özel atölyeler de var. Yapılacaklar listenize eklemeyi unutmayın.

Yazının devamı...