Geri Dön
EbeveynMontessori felsefesi ve çocuk ilişkisi

Montessori felsefesi ve çocuk ilişkisi

Çocuk Gelişimci ve Montessori Eğitmeni Dilek TURAN ERYETLİ, Montessori felsefesi ve çocuk ilişkisi hakkında ebeveynlere önemli bilgiler verdi.

Montessori felsefesi ve çocuk ilişkisi

Çocuklar doğaları gereği özgür ve hareketli bir yapıya sahiptir. Hareketli olmaları kimi zaman yaramazlık, kimi zaman büyümüşte küçülmüşlük olarak algılanarak çocukların üzerine bu anlamda bir yaftalama yapılmaktadır. Dolasıyla çocuğun hareketliliğini, özgürlüğünü kısıtlayan her yetişkin çocuğun kendi kendini eğitme şansını sekteye uğrattığının farkında değildir. Çocuğun hareketsizce oturmasını, aktif olmamasını sağlamak aslında bir disiplin yöntemi de değildir. Montessori felsefesine göre çocuk hareket ve özgürlük alanı içinde disipline olmaktadır.

Peki nedir bu kendi kendine eğitim ilkesi, Montessori felsefesi ile açıklayalım isterim. Çocuğun doğasına göre hareket etmesine izin vermek, aktivitelerine engel olmamak ve çevreyi çocuğa göre uyarlamak ilk basamaklardan biridir. Çocuğun boyuna göre sıra, masa, sandalye, lavabo... gibi uyarlamalar çocuğun kendi başına yapma davranışını kolaylaştıracaktır. Kendi servisini masaya hazırlaması, tabağına yemeğini kendisinin koyabilmesi, giysisinin düğmesini iliklemesine imkan tanınması gibi birçok örnek çocuğun pratikleşerek gerçek hayata hazırlanmasına olanak tanımaktadır.

“Hayatın en önemli dönemi üniversite çalışmaları değil, doğumdan altı yaşa kadar olan süredir. Çünkü bu, bir çocuğun gelecekte olacağı yetişkini inşa ettiği dönemdir. Sadece zeka değil, insanın bütün mümkün becerileri bu dönemde oluşur. Hiçbir yaşta çocuk, zekice bir yardıma, bu dönemde olduğu kadar ihtiyaç duymaz.”

Maria Montessori’nin bu sözlerinden hareketle diyebilirim ki; Bir ebeveynin çocuğuna aşırı sevgi ve merhamet adı altında, çocuğun yapabileceği işleri kendi yapması, kendi kendine eğitim ilkesi ile ters düşmektedir. Çünkü Montessori eğitimi çocuğa bilgiyi direk vermek yerine çocuğa uygun ortam sunarak çocuğun bilgiyi keşfetmesini amaç edinmiştir. Aşırı koruyucu ebeveynler çocuğu hayatın zorlukları karşında zayıf bıraktıklarının farkında değildir. Yetişkinler çocukların gerçek ihtiyaçlarını karşılamalı ve bunun dışında çocukları kendi kendilerini eğitebilmeleri için özgür bırakmalıdırlar. Çok fazla sınırlandırılmaya maruz kalan, örneğin üstü kirlenecek diye kendi yemeğini bile yemesine izin verilmeyerek üzerine aşırı titizlenilen çocuklar hayatın zorlukları karşısında zayıf kalabileceklerdir. Bu nedenle çocuk, Maria Montessori ve Rousseau’ya göre her türlü yaşam koşulunda nasıl hayatta kalacağını ve bu durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenmelidir. Benim yerime yap değil, yapabilmem için yardım et cümlesi kendi kendine eğitim  ilkesinin temelini oluşturur diyebiliriz.

Montessori metodu kişilik gelişimine önem verir, çocuğun potansiyelini üst seviyelere taşımak için çabalar. Kendi kendine öğrenen çocuklar öğrenmekten zevk alarak keşfetmenin hazzını yaşarlar, ve bu öğrenme aşkı yaşam boyu devam edecek şekilde çocukta öğrenme motivasyonu oluşturur. Çocuk hareket halindeyken öğrenmeye devam eder, bu ne nedenle çocuğun hareket özgürlüğü kısıtlanmamalı tam tersi hareket etme alanı oluşturulmalıdır. Çocuk aktivite hallideyken disipline olur. Aktivitenin belli kurallarına uyması, aktivite için materyal gerekiyorsa sırasını beklemesi, aldığı materyali tekrar aldığı yere koyması, etrafındaki insanlara saygılı olması gibi bir çok özellik çocuğa sorumluluk duygusu da katarak hem duyusal gelişimine destek olacak hem de çocuğu disipline etmiş olacaktır.

Kendi kendine eğitim ilkesi dahilinde çocuk içsel olarak öğrenmeye güdülenmelidir. Yaptığı iş karşılığında çikolata, puan... gibi ödüller çocuğu kısa süreli motive ederken, kendisine uygun öğrenme ortamı ve çevre hazırlanmış çocuk yaptığı etkinlikten mutluluk duyacağı için içsel olarak motive olacaktır. Bu durum çocuğa yaşam boyu öğrenme arzusunun kapısını açacaktır. Çocuk bir aktivite ile uğraşırken ve etkinliğe motive olmuş durumdayken “ay maşallah benim yavruma, aferin sana” gibi cümleler yada farklı davranışlarla çocuğun o anki odaklanması bozmamak gerekir. Çünkü çocuk akabinde yaptığı etkinlik ya da çalışmayı yarım bırakabilecektir . Çocuklar çalışma sırasında kendisi bir şey sormak isterse o şekilde cevap verilmeli ve konsantrasyonu dağıtılmamalıdır. Değineceğimiz bir diğer nokta ise yetişkinlerin, “ona dokunma, bu tehlikeli, yapma” gibi söylemlerin yanlışlığıdır. Çocuk gerçek materyalleri kullanarak hareket edebilmeli, deneyim sahibi olmalıdır. Öğretmen Montessori metodunda çocuk için bir yöneltici ve rehberdir. Rehber materyal kullanımını iyi bilmeli çocuğa örnek olarak göstermeli ve çocuğun özgürce materyal seçimi yapmasına izin vermelidir. Materyalle işi biten çocuk sorumluluk bilinci adına aldığı yere materyali koymalıdır. Çevre ve doğa içinde öğrenme ortamlarından faydalanması sağlanmalıdır. Mutlaka küçük çocuklarla büyük çocuklar  bir arada aktivite yapmalı zaman geçirmelidir. Somut öğrenme üzerinde durularak ve hareket edilerek soyut algı oluşması sağlanmalıdır. Duyu eğitimine önem verilmelidir.

Unutulmamalı ki Montessori oyun materyallerinin ötesinde birçok araştırmaya dayanan bir metottur. Çocuğu bir birey olarak kabul eder, saygı duyar, özgürlük ve seçme hakkı tanır, sorumluluk bilinci oluşturur. Öğrenmeyi zevkli hale getirerek ömür  boyu öğrenme arzusu kazandırır. Doğa ve çevre çocuk için gerçek bir öğretmen, öğretmen ise bir rehberdir.

“Tek başıma yapabilmem için bana yardım et.

Ve nasıl yapıldığını bana göster.

Bunu benim için yapma.

Kendim yapabilirim ve yapmak isterim.

Bana nasıl yapacağımı öğretirken sabret.

Bu belki uzun sürebilir.

Ve belki daha uzun zamana ihtiyacım var.

Fakat bilmelisin ki birkaç deneme ile yapacağım şeyi başarmak isterim.

Hata yapabilme ihtimalim olduğunu da düşünmelisin.

Ama unutma ki ben sadece bu hatalarla gerçek manada bir şeyler öğrenebilirim.”

Maria Montessori