Geri Dön

ABD-Çin geriliminde Avrupa ‘arada kaldı’

ABD-Çin geriliminde Avrupa ‘arada kaldı’

ABD ile Çin arasında yaşanan gerilim, ilginç bir coğrafi yönde şekilleniyor. 1999’dan bu yana diplomatik, ekonomik ve askeri eksenini Doğu Asya’ya kaydırmaya çalışan ABD, uzun süredir “gözüne kestirdiği” Çin’e yönelik daha belirgin hamlelerde bulunuyor. Washington ile Pekin arasında yaşanan gerilime açıklık getirecek olursak; diplomatik, ekonomik ve askeri gerilim Çin’in Batı yakasıyla ABD’nin Doğu yakası arasında yaşanıyor. Dolayısıyla da büyük resimde Avrupa Birliği (AB), bölgesel resimde de Türkiye gibi ülkeler, bu gerilimde tampon bölge görevi üstleniyor.

Çekişme, ağırlıklı olarak ABD’nin Batı yakasıyla Çin’in doğu yakası arasında yaşanmış olsaydı, kuşkusuz Japonya, Yeni Zelanda veya Avustralya gibi ülkeler bu süreçte daha ön planda olurdu.

Washington, AB’ye diplomatik ve ekonomik baskıda bulunarak, Çin’le arasındaki gerilimde açıkça kendisinden yana bir tavır sergilemesini isterken, AB ise, Pekin’e yönelik eleştirilerini bu ülkeyle olan ticari ilişkilerini zedelemeden gerçekleştirmeye çabalıyor. Ancak Çin de AB’ye “tavrını belli etmesi gerektiğini” hatırlatarak, taraf olmazsa, ikili ticari ilişkilerinin bertaraf olabileceğini “diplomatik sınırları zorlayan bir şekilde” dile getirdi.

AB, Çin’deki stratejik sanayilerini Avrupa kıtasına kaydırana kadar Pekin yönetimiyle iyi geçinmeye çalışıyor. Nitekim AB’nin Dış İlişkiler Servisi’nin kaleme aldığı AB-Çin ilişkileri konulu taslak raporda, Pekin yönetimine karşı sert eleştiriler silindi veya ifadeler yumuşatıldı. AB, ABD gibi Çin’e karşı askeri hatta diplomatik yolla sert tutum sergileyecek durumda değil. Buna karşılık dünyanın en büyük pazarları arasında yer alan, en büyük üç ekonomiden biri olan AB, Pekin’e ticari gözdağı vererek en büyük silahını kullanıyor.

Yeni nesil koronavirüs salgınında Çin’in tutumu, haklı olarak dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri tarafından eleştirildi. Salgın, Washington yönetimi için de Doğu Asya’ya eksen kaydırmak amacıyla atılacak adımları meşrulaştırmak adına “altın bir fırsat” oldu.

16 Nisan tarihli Milliyet gazetesinde Brüksel’in, Çin’e karşı tavır sergilemeye hazırlanırken, başta tıbbi malzeme olmak üzere bu ülkedeki sratejik üretimini Avrupa kıtası veya AB’ye komşu ülkelere taşıma kararı alacağını yazmıştım. Ayrıca Çin’e yönelik ticari yaptırımların da artacağını haber vermiştim.

Bu çerçevede AB, küresel ekonomik krizden dolayı piyasa değeri düşen AB şirketlerinin Çin tarafından satın alınmasını yasaklayan düzenlemeleri hayata geçirirken, bu ülkeye uygulanan anti-damping vergilerine karşı Pekin yönetimin geliştirdiği ticari taktiklere de sert cevap vermeye başladı. Örneğin fiberglass sektöründe AB’nin Çin firmalarına uyguladığı anti damping vergisini by pass etmek için Mısır’da ciddi yatırımlar yapan Çin’e karşı, AB, ivedilikle önlem alıp Mısır’dan ithal edilecek fiberglass malzemesine de vergi uygulamayı kararlaştırdı. AB, diplomatik ve siyasi açıdan Washington-Pekin arasında sıkışsa bile, ticari hamleleriyle ABD’den yana tavrını koyduğunu gösterdi. Sonuç olarak ticari açıdan Çin’in peşini bırakmayacak olan Brüksel, Pekin yönetiminin AB-Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını da suistimal etmesine izin vermeyecek. Bu çerçevede Gümrük Birliği anlaşmasından istifade ederek AB piyasasına girme arayışını sürdüren Çin, Türkiye’ye yatırımı artırıyor ancak bu yatırımlar AB’nin gözünden kaçmıyor.

Asker çekme sadece bir ‘tavır’ değil

ABD Başkanı Donald Trump’ın Almanya’dan asker çekme kararı, Avrupa’da çok geniş yankı uyandırdı. Trump’ın kararının usulü tartışılabilir. Nitekim Berlin, kararı doğrudan diplomatik veya askeri yollardan değil, medya yoluyla öğrendi. Hukukta her zaman önce usule, sonra esasa bakılır. Trump’ın kendine has üslubu da kuşkusuz tartışmalara neden oluyor.

Burada kararın usulünden çok esasına dair zaman zaman gözden kaçan bir açıya değinmek gerekiyor. Bilindiği gibi ABD’nin yaklaşık 1.2 milyon askeri bulunuyor. Bu askerlerden yaklaşık 250 bini de sınırlarının dışında görev alıyor. 1999’dan bu yana diplomatik, ekonomik ve askeri eksenini Doğu Asya’ya kaydırmayı hedefleyen ABD, Kosova savaşı veya 11 Eylül olayları gibi felaketlerden dolayı hedefine ulaşamadı. Obama döneminde Doğu Asya’ya yönelik girişiminde bulunuldu ancak Rusya’nın Kırım’ı işgali dolayısıyla ötelenmek mecburiyetinde kalındı. Çin’in Transatlantik kemere yaklaştıkça, ABD’nin de Doğu Asya eksenini hayata geçirmesi de aynı derecede önem taşıyor. Buradaki en büyük soru işareti ise Kosova savaşından bu yana Avrupa kıtasında daha fazla sorumluluk almaya hazır olduğunu iddia eden Avrupa’nın ne kadar hazır olduğu, Rusya’nın da Avrupa kıtasına düşmanca tavrını ne ölçüde devam ettireceği.

Turizmde yeni trend: Glamping

Kelime anlamıyla “Glamping”, İngilizce “Glamorous” yani “göz alıcılık” ile “camping” yani “kampçılık” kelimelerinin birleşmesinden türetilen, “lüks kamp yapma”yı tarif eden bir sözcük. Yeni nesil koronavirüsden dolayı turistler henüz yaz tatillerini geleneksel otellerde konaklayarak geçirmeyi tercih etmiyor. Oysa lüks turistik tesislerinin hijyen kalitesi Kovid-19 öncesi döneme göre bile kat kat arttı. Ancak Kovid-19 sonrası doğa temelli turizm talebine yönelen turistler, şehir hayatından sıkılarak doğayla iç içe olmaya, neredeyse otel konforunu sağlayan, ama kamp hayatını da içeren bu yeni trende ciddi ilgi göstermeye başlıyor. Uzmanlara göre Türkiye’nin “glamping” potansiyeli çok yüksek. İlgililere duyurulur...

 

 

 

'Gençlik aşısı' hayatını kararttı! Yüzünde ve boynunda yüzlerce nodül varİzmir'de yaşayan 24 yaşındaki kadın, "gençlik aşısı" adı altındaki işlem sonrası yüzünde ve boynunda yüzlerce nodül oluşunca uygulamayı yapan güzellik merkezinin sahibi hakkında suç duyurusunda bulundu.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber