Geri Dön
GündemHayatımızın her alanına girdi! 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

Hayatımızın her alanına girdi! 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

Etkisi her geçen gün artan sosyal medyanın yarattığı bağımlılığa dikkat çeken uzmanlar, "Pek çok ünlünün, 'influencer’ın, fenomenin sıklıkla gittikleri restoranlardan kullandıkları kağıt mendil markalarına kadar hayatlarını teşhir ettiklerini görüyoruz. Bu diğer insanların da benzer paylaşımlar yapmalarını ve belki de tek tip insan modelinin bize sunulmasına yol açıyor" diyor. Nomofobi, siberkondri, netlessfobi gibi kaygı durumlarının günümüzde hızla arttığını söyleyen uzmanlar, Şu an için bir rahatsızlık tanısı olarak paylaşılmıyor ama 5-10 yıl içinde bu saydığımız terimleri rahatsızlık kategorisinde konumlandıracağız" uyarısında bulunuyor.

Hayatımızın her alanına girdi! 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

Selçuk Bulut /Milliyet.com.tr - Teknolojinin gelişmesi sonrası sosyal medya platformları hayatımıza girdi. Zaman içerisinde hayatın bir parçası halini aldılar. Her yapılan yenilik sonrası ise sosyal medyada daha fazla vakit geçirilmeye başlandı. Ancak bu durumun ortaya çıkardığı sorunlara psikologlar dikkat çekiyor. Sosyal medyada yaptığımız paylaşımların nasıl etkiler yarattığını Uzman Klinik Psikolog Emin Bayraktar ve Psikolog Buse Irak'a sorduk.

'KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITIYOR'

Sosyal medya hayatımızın bir parçası her gün yaptığımız paylaşımlar bizler hakkında ne kadar bilgi veriyor?

Emin Bayraktar: Sosyal medya, ilk çıktığı zamanki gibi kurumların, insanların, etkinliklerin paylaşılmasından daha çok bireylerin kişisel özelliklerin, paylaşıldığı bir yer halini aldı. Bu nedenle sosyal medya kullanıcıları, sosyal medya hesaplarında daha bireysel daha kişisel paylaşımlar yapmaya başladılar. Bu paylaşımlar, zamanla insanların kişiliklerine dair daha fazla içerik taşır hale geldi. Bugünden bahsedecek olursak ben sosyal medyanın, insanların kişilik özelliklerini fazlasıyla yansıttığını düşünüyorum ve sosyal medyanın böyle bir işlev geliştirdiğini ve bu konuda insanlara baskı yaptığını düşünüyorum. Çoğu yerde sosyal medya profilleri insanların vitriniymiş gibi algılanmakta o yüzden de sosyal medya kullanıcıları kişiliklerini sosyal medyayı hangi amaçla kullanırlarsa kullansınlar gönderilerine yansıtmaktalar.

Buse Irak: Sosyal medya ile birlikte benliğimizi sunmaya başlarız bununla beraber ruh halimiz ile ilgili de birçok bilgiyi aslında karşı tarafa aktararak gerçek hayatımızdan daha kolay bir şekilde yapabilme imkanı elde etmiş oluruz. Örneğin dışadönük insanlar yaptıkları günlük yaşam ve aktivitelerini paylaşarak sosyal medyayı daha sık kullandıklarını, özsaygısı az olan kişilerin daha çok birlikte olduğu kişilerle fotoğraf paylaşmaları, nevrotik olan kişilerin onay almak dikkat çekmek için paylaşım yapmaları, narsist kişilerin beğenilme-başarı odakları paylaşım yapmaları bizlerin fikir oluşmasına da katkı sağlamaktadır.

Hayatımızın her alanına girdi 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

'HAYATLARINI TEŞHİR EDİYORLAR'

Paylaşım türüne göre sınıflama yapabilir miyiz? İnsanların karakterleri hakkında sosyal medya da bir çıkarım yapılabilir mi?

Emin Bayraktar: Evet yapılabilir, her insan sosyal medyayı farklı bir tarzda kullanmakta, kimisi yemek programı takip etmekteyken, kimisi sevdiği sanatçıları takip etmekte ve bu alanda paylaşımlar yapmakta. Son yıllarda moda olan paylaşım türü ise hayatını teşhir etme davranışı. Teşhircilik, yani kendini teşhir etme daha çok B kümesi kişilik yapılanmalarında gördüğümüz bir özelliktir. B Kümesi kişilik yapılanmaları ise histriyonik, borderline, antisosyal ve narsisistik kişilik yapılanmalarıdır. Pek çok ünlünün, influencer’ın, fenomenin sıklıkla gittikleri restoranlardan kullandıkları kağıt mendil markalarına kadar hayatlarını teşhir ettiklerini görüyoruz. Bu da diğer insanların da benzer paylaşımlar yapmalarını ve belki de tek tip insan modelini bize sunmalarını hazırlıyor olabilir.

İnsanların hayatlarında en etkili olan özelliklerinden birisi özdeşimdir. Örnek alınan insanların özellikleri ve paylaşımları yansıtılarak bu tarzda paylaşımlar daha sık görülmekte. Bu popüler kültür, paylaşımlarını bir kenara bırakacak olursak, depresyonda olan bir insanın, karamsar, siyah içerikli umutsuz paylaşımlar yapması Psikotik bozukluğu olan bir hastanın neden-sonuç ilişkisi ve doğru bir cümle kalıbı kuramayışı da gözlemlenebilir. Ancak insanlara sosyal medya üzerinden bir tanı ve etiket konulması son derece riskli ve etik dışı bir durumdur. Son Amerikan seçimleri ise, CIA’nın ve Facebook’un bu etik ilkelere dikkat etmediğini bize göstermiştir. Kişisel görüşüm, bu etik ihlallerin CIA ile sınırlı kalmadığı yönünde.

Buse Irak: Günümüzde artık hemen hemen herkesin sosyal medya hesaplarının olduğu aşikardır. Kullandığımız sosyal medyayı hangi kitleye hitap ederek kullanacak olmamız paylaşım türüne göre sınıflandırmamıza neden olmaktadır. Çünkü sosyal medyada oluşturulan içeriklerin duyurmak istediğimiz kitleyle bağdaşması gerekmektedir.

Sosyal medyanın benlik algısını olumsuz yönde değiştirebilmenin yanı sıra paylaşım yapanların kendi görüşlerini yüzünden toplumsal baskıya maruz kaldıkları da aşikârdır. Bunun için şu örneği verebiliriz; afet vb doğal olaylarda paylaşım yapmayanları “duyarsız, bencil” gibi nitelendirerek yoğun bir baskı yaratılmasına neden oluyoruz. Herkesin olaylara bakış açısının Farklı olabileceği, acı eşiklerinin aynı oranda olmayışı, empati düzeyindeki farklılıklar vb. durumlar göz önünde alınarak çıkarımlarımızı yapmamız gerekmektedir. Çünkü olaylara veya herhangi bir duruma aynı tepkiyi vermeyen insanların duyarsız ve bencil diye genelleme yapılması doğru bir davranış değildir.

Hayatımızın her alanına girdi 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

'BİRÇOK SORUNA NEDEN OLUYOR'

Sosyal medya da sıklıkla vakit geçirmek, ne gibi sorunlara yol açabilir?

Emin Bayraktar: Bu konu, son yıllarda pek çok bilimsel makale de araştırılırdı, ciddi olumsuzluklar fark edildi. Sosyal medyanın insanlarının beğeni, takipçi, etkileşim gibi rakamsal verilerle, kıyaslaması insanları sosyal medyaya bakış açılarına farklılık sebebiyet verdi. İnsanlar sosyal medya üzerinden prim, para, başarı, kazanmak için yarışa girdiler bunların olumsuz gitmesi halindeyse kıskançlık, umutsuzluk, değersizlik, depresyon gibi olumsuz senaryolar gözlemlendi. Yapılan bilimsel araştırmalar ise sosyal medyanın benlik algısı üzerinde yarattığı olumsuzluğun hayatımıza yansıması gibi konular olduğu düşünülüyor. Değişen benlik algısı depresyon, ilişki problemleri aile içi iletişim sorunları, kaygı bozuklukları gibi konularda sorunlara neden olduğunu göstermekte.

Sosyal medyanın insanları, bunu da yiyin, bunu da gezin, burada resim çekinin gibi dayatmalarının da insanlardaki anı yaşama ve keyif alma duygusunu da körelttiğini-azalttığını düşünüyorum ve hem vakalarımdan hem de çevremden sıklıkla duyuyorum.

Buse Irak: Teknolojinin yaygınlaşması ile birlikte sosyal medyaya olan ilgi hızla artmaya devam ederken bağımlılığı ve insan üzerindeki etkisini de paralel olarak arttırıyor. Sosyal medyanın bizlere katkısı çok fazla olmasına rağmen geçirilen sürenin artması bağımlılığa neden olmaktadır. Bu durumla birlikte gün içinde yapılacak olan işlerin ertelenmesine, eksik yapılmasına neden olarak günlük veya iş hayatımızda aksamalara sebebiyet vermektedir. Bunun yanı sıra tabii ki psikolojik olarak da etkilemektedir. Kişinin vücudunda birtakım dengesizliklerle birlikte kaygı bozukluğu, panik atak, uykusuzluk, öfke gibi durumlara zemin oluşturabiliyor. 

Hayatımızın her alanına girdi 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

'PLANLI ŞEKİLDE YAPILIYOR'

Herkesin bir marka olmaya başladığı dönemden geçiyoruz. Birçok kişinin bir sosyal medya hesabı var ve bu hesaplarla herkes kendi gündemini şekillendiriyor. Sosyal medyada herkesin kendini bir markaymış gibi yansıtması psikolojik anlamda nasıl sonuçlar doğuruyor? İlişkileri nasıl etkiledi sosyal medyadaki bu ‘marka olma’ halleri?

Emin Bayraktar: Bu durumun, planlı şekilde yapıldığını düşünenlerdenim, insanlara sen kıymetlisin, sen değerlisin, sen biriciksin, sen paha biçilemezsin, hayatındaki en kıymetli insan sensin gibi kısmen doğru ama hayatın her alanında doğru olmayacak algı oyunlarıyla, bu algıya kapılmalarına sebep olunmaktadır. Bir psikolog olarak her zaman insanların biricikliğine inandım ve destekledim. Ama insanları yeri geldiğinde yalnız olmadıklarını bencil düşünmemelerinin gerektiğini ve kendilerinden özverilerde bulanabileceklerini destekledim. Bu nedenle iki görüşün arasında yer bulmak ve bir denge oluşturmanın önemli olduğunu düşünüyorum.  

Marka olma halleri, insanların bireyselliğin daha sık vurguladığını görüyorum. Örneğin sosyal medyayı ticari amaçla kullanan bireylerin firma logolarında sıklıkla isimleri ve soy isimleri logolar halinde karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda ilişkilerde insanlar, ilişkideki rolleri ile sosyal medyadaki rollerinde karıştırmaktalar. İlişkiler, bir bütünlüğü birlikteliği daha çok beklerken, sosyal medya ise bireyselliği daha çok ön plana çıkarmakta. İnsanların, gündelik yaşamlarındaki bu farklılaşmalar, bence iki alana da olumsuz yansımakta. Hem ilişkilerine hem de sosyal medyalarına.

Buse Irak: Medya insanlar arasındaki iletişimi farklı boyutlara taşıyarak fark edilmeyi, bilinirliği sağlayan bir araç olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bireyler için mutluluk, psikolojik bir tamamlayıcı olma özelliğidir. Kişisel markalaşma ile bireyler nasıl algılandığına ve nasıl gözüktüğüne odaklanmaya başlayarak ilişkilerdeki durumu onay almaya ve beğeni toplamaya itmiştir.

Hayatımızın her alanına girdi 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

'SOSYAL MEDYADA BAĞIMLILIKLARDAN BİRİSİ'

Sosyal medya bağımlılığı her geçen daha yüksek perdeden konuşulmaya başlandı psikolojik olarak sosyal medya bağımlılığı ile mücadele de birey ve toplum olarak nasıl adımlar atmalıyız?

Emin Bayraktar: Daha önceleri bağımlılık dediğimiz zaman aklımıza hep alkol, madde bazen kahve sigara gibi daha çok tükettiğimiz ve somut şeyler gelirdi. Ancak şimdilerde ise bağımlılığı ilişkisel, davranışsal veya telefon gibi sosyal medya gibi teknolojik şeylerde de kullanıyoruz. Bu durumla ilgili yapılan bazı araştırmalar ve çalışmalar da mevcut. Örneğin; nomofobi yani telefonsuz kalırsam ne yaparım korkusu bu konuyla ilgili İngiltere ve Amerika da ciddi çalışmalar yürütülmekte. Bir diğer konu netlessfobi bu da internetsiz kalma korkusu sıklıkla caps’lerde görüyoruz, Maslow'un hiyerarşisinin en alt kısmına WİFİ seçeneğinin konulması gibi. Bir diğer durum ise siberkondri ise herhangi bir hastalığın internette araştırılıp, olumsuz senaryolar üretmemize ve bu durumlarla alakalı kaygı yaşamamıza sebebiyet vermekte. Bu saydığımız terimler, şu an için bir rahatsızlık tanısı olarak paylaşılmıyor ama benim düşüncem 5-10 yıl içinde bu saydığımız terimleri rahatsızlık kategorisinde konumlandıracağımız şeklinde.

Hayatımızın her alanına girdi 5-10 yıl içinde hastalık sayılacak...

Kişisel olarak, her zaman yapılan şeyden zevk alma, mutlu olma ve mutlu etme motivasyonu ile hareket ederim çevreme, vakalarıma bu tavsiyelerde bulunurum. Okurlarımızın da sosyal medyayı teknoloji keyif aldıkları eğelendikleri, bir araç haline dönüştürmelerini tavsiye ederim. Maalesef 21.yüzyılın insanları reel hayat yerine, sanal bir hayata yönlendirilmekte. Bu nedenle, toplumdaki insanlar somut ögelerden uzaklaşıp algısal ve sanal durumlara yönelebiliyorlar. Yanındaki beş arkadaşı sosyal medyadaki 5000 takipçiye değişebilmekteler. Bunun kısa sürede değişeceğini düşünmüyorum. Bu yüzden bununla ilgili hükümetlerin, sivil toplum kuruluşlarının, sağlık çalışanlarının, eğitimcilerin birlikte hareket etmesi ve süreci insan ve toplum sağlığına en uygun şekle hizmet edecek biçimde bir reforma dönüştürmesini umuyorum. Burada bireysel yapabileceklerimiz ise, internetin ve sosyal medyanın olumlu yanlarını alıp, çevremize ve özellikle de çocuklarımıza olumlu örnek olmaya başlamamızla başlayacağını düşünüyorum.

Buse Irak: Farkındalığımızı ve odağımızı değiştirdiğimizde yani ana veya ortama getirdiğimizde sosyal medyayı kontrol etmek birinci önceliğimiz olmayacaktır. Sosyal medyayı düşüncelerimizden kurtulmak için dikkat dağıtıcı unsur olarak kullanmamalıyız. Sadece gerekli zamanda kullanmaya özen göstermeye çalışmalıyız. Dijital detoks uygulamaya çalışmalıyız. Psikolojik destek almaya çalışabiliriz.

altın fiyatları masaüstüaltın fiyatları mobil
Diş hekiminin acı sonu! 'Balığın peşinden gitti, nefesi yetmedi'Çanakkale'de zıpkınla balık avlamak için daldığı denizde boğularak yaşamını yitiren 2 çocuk babası Diş Hekimi Zafer Taş son yolculuğuna uğurlandı. Kardeşinin ölümü hakkında konuşan Hüseyin Taş, "Pazar günü zıpkınla balık avlamak için giriyor. Anlatırdı bize, balığın peşinden gitmiş. Balığı çıkaramadığı gibi kendi de çıkamadı. Nefesi yetmemiş." dedi.
bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler