Geri Dön
Kültür SanatEvrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

Evrencan Gündüz geçtiğimiz günlerde dinleyiciyle buluşturduğu Anadolu Funk vol.1 albümünde bu toprakların müziğine, kültürüne, geçmişine bir saygı duruşunda bulunuyor. Tamamı kendi bestelerinden oluşan ve önümüzdeki aylarda da devamı gelecek olan Anadolu Funk projesinin çok eskiden planlanmış bir projenin ürünü olduğunu ifade eden Evrencan Gündüz ile bu çalışmasını, pandemide köyde geçen günlerini ve Türkiye'de müziğin gidişatını konuştuk. Anadolu Funk vol.1'de Hey! Douglas ile çalışan Evrencan Gündüz'ün serinin devamı için de ses getiren çalışmalar için kolları sıvamış durumda.

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

İhsan Dindar - milliyet.com.tr / ihsan.dindar@milliyet.com.tr

 

Zor bir dönemin içindeyiz? Bu bir buçuk yıllık süreç senin için nasıl geçti?

Bizim, ekibimle birlikte yaptığımız müziğe iş gibi bakmıyor kimse. Sahnede geçirdiğimiz zaman ve paylaştığımız anılar çok değerli. Hayalimde hep Cem Karaca ve Moğollar, Apaşlar, Fikret Kızılok ve Tehlikeli madde gibi bir ekip ismi vardı. Çünkü ekibin bir karakteri var ve bu karakter yarattığın müziğe de çok katkı sağlıyor. O karakterdeki insanların da mümkün mertebe çok tanınmasını istediğim için de ismini Uzaylılar koydum ve dedğin gibi bir buçuk yıldır birlikte değildik. Bu röportaj öncesinde de bir buçuk yıl aranın ardından ilk provamızı yaptık. Herkes birbirini çok özlemiş.

 

Peki bu bir buçuk yıl boyunca hiç mi görüşemediniz?

Telefonla birbirimizi aradık tabii. Akustik ekiplerle bir araya geldiğimiz için daha çok kemancı, klarnetçi, perküsyoncu ve trompetçi arkadaşlarımı görüyorum. Ama herkesi bir arada göremiyorum. O enerji bambaşka bir şey. Hatta geçen rodimiz "kulis kiralayıp sadece muhabbet edelim" dedi.

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

“Her plak bir yolculuktur”

Ama bu bir buçuk senenin ardından müzikal üretimin senin açından durmamış olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz hafta Anadolu Funk vol.1 adını taşıyan albümünü yayımladın. Anladığım kadarıyla bu albüm içinde yatan bir ukdenin ürünü. Doğru mu anlamışım?

Aynen öyle. Genç yaştan beri paramı en çok harcadığım müzik enstrümanları, yemek ve kıyafet konusunda da eğer beğendiysem asla ödün vermem ve tabii ki plaklar. Elbette dijital platformlardan da her şeyi dinlemek mümkün. Ama daha çok bugünün gençlerine hitap eden bir şey. Ama plak farklı. Plak başlar ve plak biter. Üçüncü parçadan beşinci parçaya geçmez kimse. Her plak bir yolculuktur. Dolayısıyla benim öğrendiğim en önemli şey; her plağın anlatmak istediği bir şey vardır. Dolayısıyla yapmak istedikleri şeyin amacını da o plağın içine yazarlar ve ortaya da bir anı çıkar. Plağın tüm bu süreçleri insana sabrı ve dinlemeyi öğretiyor. Böylece müziğin de modasından uzaklaşıp kendi içinde bir anlam yaratabiliyorsun. Anadolu Funk vol.1 albümünün kapağındaki fotoğraf Cem Karaca’nın “Nam Kaldı” plağındaki pozunun aynısıdır. Bunlar hep geçmişin izlerini, geçmişteki samimiyetini, bazen şimdiki zamanda komik gelen şeyleri aslında o an için çok samimi bir biçimde yansıtıyor. Albümde onu da işlemek istedim. İllâ müziklerimde onların coverlarını yaparak değil yeni melodilerle de günümüze getirerek de işlemek istedim. Eminim seveni de olur.

 

Albümün adını gördüğümde bir cover çalışması sandım. Ama dediğin gibi bambaşka bir şeyle çıktın karşımıza. Şimdi bu şarkıların ortaya çıkış sürecine de gelmek istiyorum. Albümün ortaya çıkış süreci nasıldı?

Bu albümün geçmişi eskiye dayanıyor aslında. Albümün içindeki “Banane” şarkısı 17 yaşında yazdığım bir şarkı. Sözleri bana kendi şiirlerini yazan biri tarafından ben sokakta çalarken hediye edilmişti. “Bunlar al senin olsun. Bunları ben yazmadım. Bana biri tarafından yazdırıldı” dedi. Yani aslında Allah’tan bahsediyor. “Bunlar senin olsun” dedi ve bana verdi. Ben de okurken bir şeyler çıkartırım dedim. Bir Karadeniz Rock şarkısı ortaya çıkardım. Sözlerin devamını da ben yazdım ama ilk kısmı ismini bile bilmediğim; ki keşke bilsem o kişiye ait. Ona da bir kez daha teşekkür ediyorum buradan. Albümün ortaya çıkışı ise 2018 yılında daha Mevsim Çiçekleri albümü döneminden vardı. Her albümüm ya da teklim sonrası şarkılarım hakkında bir değerlendirme yaparım. Belki gelecekte tecrübelerimi gençlere aktarmak istediğim aynı zamanda gün gelip kendim de bakıp öğrendiklerimi tekrar hatırlamak için yazdığım bir defterim var. Bu defterin başında şöyle yazıyor: Bu tecrübelerle albüm sonrası değerlendirmeleri ileride yapacağım Anadolu Funk albümüme hazırlık sürecimdir. Yıl 2018! Yani epeydir kafamda büyük hayal ve niyetlerle bu proje var. Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım.

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

Dijital platformlarda bu özellik yok tabii ama örneğin bu albümün bir plağı olursa bir ithaf olacak mı bu kimliği meçhul kişiye?

Kesinlikle olacak. Benim bu albümü yaparken her şeyin bu kadar kapitalleşmediği, el işleri yapıldığı, gitarların bile manyetiklerinin elle yapıldığı o zamanlardan çok şeyler öğrendim. Öğrendiğim en büyük şeylerden biri de albüm yapılırken bunun bir çocuğum gibi olması. Plağın içinde de bu anlattıklarımın hepsini, tüm şarkıların anılarını yazmak ve dinleyicilerin şarkılarla daha da fazla bağ kurmasını sağlama niyetim var tabii. Anadolu Funk vol.2’den sonra ikisi bir plak olacak.

 

Albüme baktığımızda Hey! Douglas gibi isimler de karşımıza çıkıyor. Peki albümün yapım aşamasında kimler yer alıyor?

Ekin Cengizkan ve Enver Muhammedi tüm müzik camiasının yakından tanıdığı çok iyi bir eküri. Eğer Ekin’i getiriyorsan yanında da Enver’i getirmen gerekiyor. Bizim EnEvEk diye çok eski bir grubumuz da var hatta. Sonrasında Umut Arabacı var. Köyde benim komşum kendisi. Nedim Ruacan gibi bir isim var. Çok iyi çalıştık. Üç prova yaptık sonra tabii araya pandemi girdi. Tam kayıt alacağız pandemi nedeniyle biri gelemiyor. Araya bir ay giriyor. O süreçte moralim çok bozuldu. Savaşı kaybetmiş bir savaşçı gibi hissettim. Ama sonrasında annem ve kız arkadaşımın desteğiyle bir şekilde toparladım. Selma’yı Banane’yi böyle kaydettik. Zaten 17 yaşımda yazdığım, hep kafamda olan şarkılardı.

 

Peki müziği de 17 yaşında mı bestelemiştin? Yoksa sadece sözler mi?

Oturup önce sözleri düşünürüm. Kafamda şarkı yazarken bir simülasyon oluştururum. Hayalimde yarattığım âna bakarak sözlerini yazarım. İşte o yüzden önce fikir ortaya çıkar. Sonra sözler ve melodi bir arada dökülür. Bende önce müzik gelir ya da söz ve müzik aynı anda gelir. Senkronlu gelişir.

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

"O kıvılcım aleve döndü bir kere"

Bu sürecin bir bölümünü köyde geçirdin. Motivasyon açısından hangisi daha iyi geldi sana?

Bu süreçte ahşap işçiliğine yöneldim. Aslında ne kadar sosyal varlıklar olduğumuz fark ettim. Konserden sonra beğeni almaya, alkış duymaya hasret kaldık. Bazı online konserlerde alkış sesi duyunca bir tuhaf olduk. Köy hayatının şöyle bir avantajı oldu; tabii ki sosyal olarak izole bir yaşam sürdürmek zorundaydım. İnsanların olmayışıyla bir boşluğa düşüp hiçbir şey de yapamayabilirdim. Ama bu bana yakışmazdı. Hayat felsefem ne olursa olsun ileri gitmektir. Üretmeye devam, bir şeylerle uğraşmaya devam. Ahşap işlerimin yanı sıra İstanbul'dan enstrümanlarımı getirttim ve bir odamı stüdyoya dönüştürdüm. Odayı yalıtımla kaplattım ve bütün demolarımı bu odada yaptım. Demo süreci bitince albümü kaydetmek için İstanbul’a kaosun içine döndüm.

 

Aylar sonra İstanbul’a dönünce neler hissettin? Nasıl bir manzarayla karşılaştın?

Köye ilk gittiğimde kısa sürer diyerekten biraz da kafa dinlerim düşüncesiyle yanıma hiç gitar almamıştım. Ama çok geçmeden gitar özlemimden kafayı yemeye başladım. Allah’tan kemancı arkadaşım o dönemde Marmaris’te yaşıyordu. Onun ailesi bana gitarımı getirdi. Üç aylık bir hasretten sonra gitarıma dokunduğumda çok eski bir arkadaşıma kavuşmuş gibi hissettim. İstanbul’a döndüğümde açıkçası pek özlememiştim ama bütün gitarlarım da burada. Bir müddet sürekli gitar çaldım.

 

Az önce hobilerden bahsettin. Ahşap işlerine devam edecek misin yoksa bu bir pandemi hatırası olarak mı kalacak?

Sanmıyorum. O kıvılcım aleve döndü bir kere. Arkadaşlarımıza mumluk lazım oluyor, tasarlayıp üretiyorum. Artık internet sitemize de koymaya başladım. İnanılmaz sabır gerektiren bir hobi. İnsana çok şey öğretiyor. Aynı zamanda ağaçları, doğayı tanımanı sağlıyor. Tüketim toplumunun bir parçası olmaktan çıkıyorsun. Mesela ben eskiden etrafta odun parçaları gördüğümde yanından geçer giderdim. Ama şimdi “acaba bundan bir şey yapabilir miyim?” diye düşünüyorum. Her şeyi geri dönüştürmeye başladım. Bu benim hayat amacıma da çok uygun.

 

Bu röportajımız öncesinde bir prova yapıyordun. Yakında seni ve grubunu konserlerde de görecek miyiz?

Pandemiyi çok çabuk bitirdik gibi. Ama ben biraz daha bekleme taraftarıyım. Çok uzun süre birlikte çalışmadık. O ölü toprağını atmak çok önemli. Öyle bir şey tasarlamak istiyorum ki her ara verip döndüğümüzde sanki evini bir süre kiraya vermişsin de sonrasında geri gelmişsin gibi olacak. Bir sistematik oluşturup her an turneye çıkabilecek bir düzen ayarlayacağım.

Evrencan Gündüz: Ülkeme bana verdiği her şey için bir karşılık olarak bu albümü tasarladım

"Biz artık hep müziğin sesini kısma ihtiyacı duyuyoruz"

Şimdi biraz daha derin bir konuya girmek istiyorum. 70’lerin 80’lerin müziğine son dönemde büyük bir ilgi var. Sırf bu dönemin müziğini yapan gruplar bile mevcut. Sence bu ilgi bir nostaljik durum mu yoksa günümüz popüler müziğine karşı bir reaksiyon mu?

Üretim giderek kıtlaşması, yaratım alanlarının daralması ve müziğin tekrara düşmesi insanlarda yeni arayışlara neden oluyor. Her şeyin sıradanlaşması ve organiklikten uzaklaşması, bütün seslerin bastırılması, vokalin en önde duyulması bunlar sorun. En son ne zaman müziğin sesini açmak zorunda hissettik? Biz artık hep müziğin sesini kısma ihtiyacı duyuyoruz. İnsanların, çocukların bir şeyler öğrenmesini amaçlayan şarkılar en son Barış Manço döneminde yapıldı. Ölümsüz eserler yaratmak için bu eserler için kalbimizi ortaya koymamız gerekiyor. Bu yüzden şu anda o dönemin şarkıları coverlanıyor. Öte yandan insanlar bu şarkılarla eski mahallesini, televizyonun üstündeki dantelini hatırlıyor. Akşam ezanını duyunca eve döndüğü günleri hatırlıyor. O yüzden de oraya dönmek istiyorlar.

 

Anadolu Funk vol.1 adından da anlaşılacağı üzere devamının olacağı bir proje. Yanılmıyorum değil mi?

Bununla ilgili evrancangunduz.com isimli sitemin blog kısmında birkaç sene önce bu albümü yapacağımı yazdığımda volume 1, volume 2 ve volume 3 şeklide ayıracağımı yazmıştım. Bunlardan bir tanesi için bir derleme hayalim de var. Cem Karaca’nın ve Fikret Kızılok’un bilinen ama hiç duyulmamış versiyonlardaki birkaç şarkısı var. Aynı zamanda Yavuz Çetin’den ve babamdan da çalmak istediğim bir Anadolu Funk vol.3 konsepti yaratmak istiyorum. “İyi ki vardınız, hep de varsınız” şeklinde bir konsept yaratmak istiyorum.

 

Geriye kalan iki albümü ne zaman dinleyeceğiz?

Yakında vol.2’den Bozacı isimli şarkımızı single olarak yayımlayacağız. Mahallede bozacının sesini duyarak yazdığım bir şarkı. Halktan bir emekçinin hikâyesini anlatan bir şarkı. Aralık ayında da vol.2’nin tamamını yayımlayacağız diye düşünüyorum.

 

Anadolu Funk vol.1’de Hey! Douglas ile çalışmıştın. İkincisi için bir isim var mı?

Ceza. O olsun diye çok istiyorum. Dileğim o yönde. Umarım olur.

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler