Geri Dön
Kültür SanatKupa ası kimdi onu anımsadım

Kupa ası kimdi onu anımsadım

“Seza Komiser’im eğer sıkıldıysan vazgeçebilirsin. İstersen planları birlikte yaparız şu işi çözmek için, ne dersin?”

Kupa ası kimdi onu anımsadım

 

“Ne o, havlu mu atıyorsun Ayvaz? Kuyruğun sıkıştı da benim görüşlerimden faydalanmaya mı çalışacaksın yoksa? Vücudumdan faydalanamadın gerçi ama… Ben sana şaka da olsa açık açık anlatmıştım her şeyi…”

Seza yine meşhur kahkahasını patlatmıştı. Seza’nın cinsellik üzerine bu kadar edepsizce şakalar yaptığına yeni yeni tanık oluyordum.

“Komiserim sizin emrinize amadeyim. Nasıl isterseniz öyle yaparız?”

“Tamam, hadi sağol arayıp bilgi verdiğin için. Ben zamanı gelince o Sezai alçağına haddini bildiririm merak etme sen. Benim kusuruma da bakma, ilişki olmayınca biraz asabileşiyorum ve kötü şakalar yapıyorum. Farkındayım.”

***

Merak falan ettiğim yoktu ama yine de “Önemi yok komiserim. Biliyorum artık şaka yaptığınızı.” dedim.

Şimdi Zühre ile konuşmam gerekiyordu. Otelin lobisine gelmesini söyledim. Birer çay söyleyip otelin restoranına geçtik. “Komiserim akşam olay olmuş, konuşamadık.”

“Biraz önce amirle yeterince konuştuk Zühre, tekrar konuşmayalım bu tatsız konuyu. Kısaca söylemek gerekirse gazeteci laf attı. Seza da kızdı, çaktı tokadı herife. Hak etmişti adi herif, neyse boşver. Benim seninle konuşmak istediğim konu Engin’le ilgili.”

Zühre gerilmişti. “Amir konuşmuş bazı kişilerle, Engin’in elinde bir iş yokmuş. Ama elimizde delil yok diyor. David’i takip etmeye devam edeceğiz. Yani yapacak bir şey yok, Engin’i de izlemeyeceğiz. Şimdilik delil olmadığı için gerek olmadığını söyledi. Durum bundan ibaret.”

Zühre başını sallayarak sessizce dinlemişti. Ama zeki kızdı; durumu kavramıştı. Ben söylemeden o gerekeni söyleyecekti. “İsterseniz ben bir şekilde anlamaya, öğrenmeye çalışayım. Daha önce de yardım edeceğimi söylemeye çalışmıştım ama lafı boğazıma tıkmıştınız.”

“Nasıl öğreneceksin? Ona sorarak öğrenmeye kalkarsan sana yalan söyleyecektir ve bildiğimizi anlayacaktır. Tabii eğer bu işte bir parmağı varsa.”

“Elbette öyle yapmayacağım. Ben de bir şekilde takip altına alacağım.”

“Nasıl?”

“Ne bileyim, ona karşı dikkatli olacağım. Kulak misafiri olup, biraz etrafı karıştıracağım. İzleyeceğim yani açıkçası, daha nasıl anlatabilirim, bilmiyorum.”

“Senin için zor olmayacak mı? Bir şey buldun diyelim, ne yapacaksın, bize bilgi verecek misin?”

“Bundan şüpheniz mi var? Evet, Engin’i seviyorum ama işimi de seviyorum. Eğer yanlış bir yoldaysa, işimi tercih ederim elbette. Lütfen bana güvenin!”

“Peki sen bilirsin. Ancak ben sana böyle bir teklifte bulunmadım, sen bulundun unutma!”

“Unutmam komiserim. Bu benim için herkesten daha önemli. Bu şaibe olduğu müddetçe Engin’le birlikte olmam zaten mümkün değil.”

Zühre gerçekten güvenilir biri miydi? Bu söyledikleri, vücut dili onun hakkında yanılmış olabileceğim izlenimini uyandırmıştı. Gerçekten dürüst bir polis miydi? Hiç kuşkusuz bunu zaman gösterecekti.

Bu arada Zühre odasına dönmüştü. Ben de lobide oturup kendime orta şekerli bir Türk kahvesi söylemiştim. Otelde çok az müşteri vardı. Otel yaz kış açık bir oteldi. Resepsiyondaki görevli bir keresinde Bodrum’un kış müdavimleri olduğunu da söylemişti. O müdavimlerin aralık ve ocak ayını tercih ettiklerini belirtmişti. Telefonum çalıyordu. Kimin aradığına baktım. Avni Fişekçi’ydi.

“Buyurun Avni Bey.”

“Merhaba komiserim. Nasılsınız?

“Teşekkür ederim iyiyim. Siz nasılsınız?”

“Ben de iyiyim, sağ olun. Geçen gün görüştüğümüz o kare as konusu vardı, hatırladınız mı?”

“Evet, sizi dinliyorum.”

“O ismi, yani kupa ası kimdi onu anımsadım, onu bildirmek için arıyorum. Söyleyebilir miyim?”

“Tabii tabii lütfen söyleyin, not alıyorum.”

“Adamın adı Ömer Akbaş.”

***

Bodrum’a gelir gelmez bir süre küçük amcamla ve onun ailesiyle birlikte oturdum. Kuzenim Burak ile çok iyi anlaşıyordum. Sonra bir iş bulunca kendime yeni bir ev kiraladım. Bulduğum iş Bitez’de büyük bir mandalina bahçesindeydi. O bahçenin bakımını üstlenmiştim. Çünkü mandalinalar oldukça bakımsız, hastalıklı ve cılızdılar. Kendi bahçem değildi ama oradaki mandalina ağaçlarıyla hemen dost olmuştum. Onlar beni seviyordu, ben de onları… Onları daha verimli hale getirmeyi kısa zamanda başarmıştım. İri ve sulu nefis kokulu Bodrum mandalinaları tıpkı babamın bahçesindeki gibi pırıl pırıl parlıyorlardı.

Mandalinaların yetişmesi ve onlardan iyi verim alınabilmesi için iklim ve toprak yapısının önemi çok büyüktü. Tüm turunçgiller gibi mandalina ağaçları da en iyi, bol humuslu, derin, suyu iyi akıntılı olan topraklarda yetişirdi. İyice derine inen köklerinin oksijen gereksinimi fazla olduğundan, mandalina ağacı kesinlikle ağır topraklarda yetiştirilmemeliydi. Çalıştığım bahçenin sahibinin karısı Azize Hanım da tıpkı annem gibi mandalinalardan envai çeşit ürünler elde etmekteydi. Bir yandan da ders alır gibi bunları öğrenmeye çaba gösteriyordum. Mandalinadan yapılan tatlılar, reçeller, şerbetler, içkilerle ilgili birçok bilgiye sahip oluyordum.

Azize Hanım’ı biraz da rahmetli anneciğime benzetiyordum. Ben o günlerde 28 yaşındaydım, o ise benden 15 yaş kadar büyüktü. Bana hem annelik hem ablalık hem de arkadaşlık yapıyordu. Ona annemi anlatıyordum. Beni can kulağıyla dinliyor ve öykümüzün sonunda ise gözyaşlarına hâkim olamıyordu. O günden beri beni daha da çok sevmiş, destek olmuş, başım her sıkıştığında yardımıma koşmuştu. Kısaca Bodrum’daki en iyi dostum olmuştu. Beni kardeşi, oğlu gibi çok seviyordu. Bir dediğimi iki etmiyordu. Kocası Ahmet abi de iyilik ve dostlukta karısından farklı değildi. Karısını çok seviyordu ve o da onun bir dediğini iki etmiyordu.

ARKASI YARIN...

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler