Geri Dön
Kültür SanatSenin emniyette torpilin falan mı var?

Senin emniyette torpilin falan mı var?

Senin emniyette torpilin falan mı var?

"Ne diyorsun Zühre?

“Şaşırdım Komiserim, çok tuhaf. Adam iki yıldır ortada yok. Ama birisi bahçeye bakması için her ay para ödüyor ve kimliğini gizli tutuyor. Anlaşılan hesap numarasıyla bankaya para yatırmadığına, yani resmi yolları kullanmadığına göre gerçekten kimliğini gizli tutmak isteyen birisi var ortada. Yalnız Ahmet’in söylediklerine katılıyorum. Sedat’ın kendisi olabilir bu ödemeyi yapan. Bir şey oldu ortadan kayboldu ve kimliği belli olmasın diye gizli ödeme yapıyor. Birilerinden kaçtığı da belli. Bunun başka izahı olamaz.”

“Evet, Ahmet zeki biri gerçekten, olayı çözmüş. Kim bilir ne zamandır kafa patlatıyor bu işe. Yani iki yıldır Sedat ortada olmadığına göre. Uyanık biri, onu ilgilendiren aldığı para, adam kayıpmış, ortada yokmuş, umurunda değil. Ya da biliyor, kendine saklamak işine geliyor.”

***

“Haklısınız.”

“Bugünlük ara verelim. Şimdi gidip otelimize yerleşelim.”

“İyi olur Komiserim.”

“Sen ne yapacaksın? Engin’le buluşacak mısın?”

“Bilmiyorum.”

“Bak, konuştuğumuz gibi normal düzenini bozma sakın. Belki hiçbir ilgisi yoktur ama sakın açık verme. Yoksa hiçbir şey öğrenemezsin ve sen de hep şüphe içinde yaşarsın.”

“Merak etmeyin. Bunu çok iyi düşündüm ve sizin dediğiniz gibi davranacağım. Umarım yanılıyoruzdur, bir sorun yoktur. Suçlu olmaması için dua edeceğim.”

“Ne yapacaksın peki bu akşam?”

“Bilmiyorum. Otelde dinlenirim herhalde. Engin ararsa, sanırım yorgun olduğumu söyleyeceğim.”

“Ben bu akşam Seza’yı yemeğe götürmeyi düşünüyorum. Sen de gelmek ister misin?”

“Hayır Komiserim teşekkür ederim ama ben gelmeyeyim. Dinlenmek, düşünmek istiyorum bu gece. Beni affedin, size afiyet olsun.”

İkimizde odalarımıza gittik. Hemen Seza’yı aradım. Seza saat sekizde buluşmak üzere yemek teklifimi kabul etti ve “Kurt gibi açım.” dedi.

Cengiz ile Ali’yi arayıp Seza’dan nöbeti sekize çeyrek kala devralmalarını istedim. Neyse ki onlar da sorun çıkarmayıp, “Hemen gidiyoruz” dediler. Ben de biraz dinlenmek üzere yatağa uzandım. Saati yediye ayarladım. Biraz kestirmek niyetindeydim.

Bugün yaptığımız görüşmeleri düşünerek kendimden geçmiştim. Saatin alarmı tam yedide çalmıştı. Hemen kalkıp bir duş aldım ve giyindim. Seza’ya adresi ve konumu mesaj attım. Yanıt gelmekte gecikmedi. “Tamam sekizde oradayım.”

Seza ona çok yakışan blucin pantolonu ve ince ceketiyle ben oturduktan birkaç dakika sonra gelmişti.

“Bu daveti neye borçluyuz acaba?”

“Senin aramıza katılmana…”

“Boş ver geç bunları Ayvaz. Ne yiyoruz?”

“Ne istersen. Buranın deniz ürünleri çok güzel. Geçenlerde bir-iki arkadaşımla gelmiş, çok beğenmiştim.”

“Peki, o zaman ne yiyoruz?”

Garsonu çağırdım. Bize bir meze tepsisi göndermesini söyledim. Tepsiden birkaç çeşit meze seçtik. Seza kalamar tava istedi. Ayrıca levrek ızgara söyledik. Birkaç da ara sıcak.

“Beni böyle tek başına davet ettiğine göre bu ‘aramıza hoş geldin’ yemeğine pek benzemiyor, hani ekibin diğer elemanları?”

“Ekipten iki kişi nöbette, Güzide büroda…”

“Zühre nerede peki?”

“O da kendini iyi hissetmediği için dinlenmeye karar verdi. Sana da çok selam söyledi.”

“Benden hoşlanmıyor değil mi?”

“Yoo, nereden çıkardın bunu, neden hoşlanmasın?”

“Bakışları, tavrı, vücut dili hoşlanmadığını söylüyor. Sen kendini yıpratma, kadınlar anlar.”

“Bilmiyorum. Bir şey söylemedi. Yanılıyor olabilirsin.”

“Sen de baş başa bir yemek için beni davet ettin öyle mi?”

“Evet, tam da öyle, baş başa…”

***

“Yemekten sonra planın ne?”

“Sana da otelden bir oda ayarladık. İstersen Muğla’ya dönmeyebilirsin.”

“Bakıyorum da her şeyi hazırlamış gibisin Ayvaz. İyi ki ekibine katılmışım, kıyakmış senin ekibinde olmak. Yemekler, otel odaları… Senin emniyette torpilin falan mı var?”

“Tam buldun torpilli adamı…”

“Neyse, o fotoğraftan bir şey çıktı mı?”

“Adamı araştırıyoruz. Tam çıkaramadım kim olduğunu. Ama mutlaka zaman içinde işe yarayacaktır.”

Engin’den Seza’ya şimdilik bahsetmemeye karar verdim. Bu bilgiyi başka bir zaman vermeyi düşündüm. Doğru mu yaptım bilmiyordum. Seza sakladığımı öğrenirse kıyameti koparabilirdi. Haklı da olurdu. Bakacaktık artık.

“Umarım. Başka da bir gelişme yok. Adam evinden pek çıkmıyor. Karısı ya da sevgilisi her neyse, tam bir fıstık. Dişime göre…”

Seza bunu söyler söylemez bir kahkaha attı. Benim de içimden, “Senin gibi.” demek gelmişti ama kendimi zor tuttum. Zaten Seza oturduğumuzdan beri bir şeyler ima edip duruyordu. İlk kadehimizi geleceğe ve başarılara kaldırıp fondip yapmıştık. Komiser iştahlıydı. Kalamar tavayı yerken, hiç beklemediğim bir soru sordu.

“Ayvaz sen şimdi bana asılıyor musun? Otel odasını da hazırlamışsın, ha?”

Yüzümün biraz kızardığını ve şaşkın şaşkın baktığımı görünce kahkahayı patlattı Seza. Oldukça sesli bir kahkahaydı. Masadakiler dönüp bize bakmışlardı.

“Ayvazcığım çok tatlı oldun. Yerim senin o Laz burnunu…”

“Seza Komiserim nereden çıkarıyorsun bunları? Asılmak falan, teessüf ederim. Doğrusu çok şaşkınım.”

“Ayvaz Komiserim, beni bu yemeğe, sonra yatağa atmak gibi bir düşünceyle davet etmedin değil mi?”

“Seza, biliyorum şaka söylüyorsun ama ayıp oluyor, alınıyorum, sana da hiç yakışmıyor.”

Seza bir kahkaha daha patlattı. Sonra da içimi rahatlatan konuşmayı yaptı. “Şaka yapıyorum Ayvaz, şaka. Sen de bayağı ciddiye aldın yahu!”

Seza’nın şakalarının böyle olduğunu bilmiyordum.

“Ayvaz seni terk edip giden bir kız vardı hani, ne oldu o konu? Ne zamandır soracağım, bir türlü fırsat olmadı.”

ARKASI YARIN...

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler