Geri Dön
Kültür SanatSitelerin bir ikisi hariç hepsi mandalina bahçesiymiş

Sitelerin bir ikisi hariç hepsi mandalina bahçesiymiş

Sitelerin bir ikisi hariç hepsi mandalina bahçesiymiş

"Hâlâ kayıp!"

“Yapma ya!”

“Maalesef.”

“Ay çok üzüldüm. Yahu bu kız öldürülmüş falan olmasın. Neyin nesi, neyin fesi biliyor muydun?”

“Pek o kadar yakından tanımıyordum doğrusunu istersen.”

“Tanımadığın kişiye bu kadar bel bağlama sen de o zaman.”

“Artık öyle yapıyorum.”

“Aferin, kimseye bel bağlamayacaksın bu hayatta, değmez Ayvaz. Bak bana, kaç kere deli gibi âşık oldum. Tamam dedim bununla hayatımı geçiririm ama hepsi terk etti; bazılarını da ben terk ettim. Karaktersiz insanlara tahammül edemiyorum Ayvaz.”

***

Bu sırada arkamda bir ses duymuştum. “Komiserim merhaba, ben Celal Akar, Bodrum Haber’den.”

Arkamı döndüğümde o yılışık, asparagasçı, paparazzi Celal’i görmüştüm. Birkaç kez sohbetimiz olmuştu ama pek sevdiğim biri değildi. Bu tür gazetecileri oldum olası sevmezdim. Aralarında kaliteli çok az kişi vardı. Haber peşindeydiler ama haberi iyi araştırmıyorlardı. Kulaktan dolma bilgilerle yalan yanlış haber yapan kişilere gazeteci diyemiyordum ne yazık ki. Bu da böyle biriydi; yalan haberlerle prim yapmış biriydi. “Merhaba Celal Bey.”

“İyi akşamlar, biraz oturabilir miyim?” dedikten sonra izin almadan sandalyeyi çekip oturmuştu. “Oturabilirsin.” dedim ben de. İmayı anlamıştı. Hatta hafif bozulmuştu ama bu kaba davranışı için özür dileme gereği bile duymamıştı.

“Seza Komiser’im de buradaymış. Nasılsınız? Sizi şimdi tanıdım.”

“Ayvaz Komiser’in kırığı mı sandın?”

Buna bu sefer ben kahkaha atmıştım.

“Estağfurullah komiserim ne demek…”

“Yemeğimizin ortasında gelip, üstelik izinsiz oturup ne istiyorsun? Çabuk söyle ve hemen kaybol!”

Seza sertti ve bunların dilinden daha iyi anlıyordu; o kesindi. Bu tavrı hoşuma gitmişti.

“Komiserim gideceğim zaten, diğer masada arkadaşlar bekliyor. Sadece şunu söyleyecektim. Yarın bir gazete alın, bombayı patlattım.”

“Ne bombası, katili mi ortaya çıkardın?”

“Katili değil ama katilin yöntemini ortaya çıkardım. Kurbanların ağızlarına mandalina yerleştiriyormuş, doğru mu?”

“Yok canım!” dedim. “Kim attı bu yalanı?”

“Sağlam kaynak komiserim hiç kaçmaz. Yarınki gazetede okursunuz artık. Hadi bana eyvallah, başka bir şey varsa söyleyin, onu da yazayım.”

“Biz sana ne zamandır bilgi veriyoruz Celal.”

“Siz vermeseniz de biz bir şekilde buluyoruz komiserim, boş durmuyoruz yani.”

Bu yılışıklık ve pis pis sırıtış karşısında Seza’nın sinirlenme katsayısı giderek artıyordu. Bunu bakışlarından anlamak mümkündü.

“Bana bak, haydi kaybol buradan, yemeğimizin içine ettin zaten.”

“Tamam tamam, hadi bana eyvallah, aklınıza bir şey gelirse yan masadayım.” dedi ve yüzündeki yılışık ifadeyle yan masaya geçti. Elimin tersiyle suratının ortasına çarpmayı çok isterdim ama kendimi tuttum. Ama Seza bu akşam benim kadar kontrollü değildi. “Bir dakika Celal, gelir misin?”

Celal oturmaya hazırlanırken çağrı üzerine yine yılışık bir ifadeyle masamıza geldi. Gelir gelmez Seza, elinin tersiyle suratının ortasına okkalı bir tokat atınca paparazzi resmen yere kapaklandı. Şaşırıp kalmıştım. Celal doğrulmaya hazırlanırken Seza adeta gürledi.

“Bir daha polislerin yanına gelip, tereciye tere satmaya kalkma, yoksa seni çok fena benzetirim. Defol pislik!”

Celal kıpkırmızı olmuştu. Yanağını tutarak, “Bunu sizin yanınıza bırakmayacağım.” dedi.

“Bir daha konuşursan, seni atarım içeri, ağzına da mandalina sokarım. Kes sesini!”

Seza’nın yanaklarını ve ellerini şapur şupur öpmek gelmişti içimden.

***

7 Kasım Cuma

Sabah Seza nöbeti devraldıktan sonra Ali, Cengiz ve Zühre’yi oteldeki odama çağırmıştım. Güzide ise görüşmeye telefonla katıldı. Gazeteciye kim köstebeklik yapmıştı? Bunu bilmek istiyordum. Sinirlerimi alt üst eden gazete de önümde duruyordu. Manşet atılmıştı bile.

“Mandalinacı katil!”

Alt yazıda ise, “Kurbanlarını öldürüyor, sonra ağızlarına mandalina sokuyor…” diyordu. Bunu görünce beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Bu bilgi güya gizliydi. Ama hiçbir şey gizli kalamıyordu maalesef. Gizli bilgi deşifre oluvermişti işte. Haberde mandalina deşifre olmuştu ama nottan bahsedilmiyordu. Paparazzi, belki de bu bilgiyi daha sonra kullanmak üzere saklamış da olabilirdi.

Kimseden çıt çıkmıyordu. Söyledikleri tek şey, “Ben kimseye söylemedim komiserim.” cümlesiydi. Ama birisi uçurmuştu işte. Tabii bu benim ekibin dışında teşkilattan başka birisi de olabilirdi. Bu konuyu araştıracaktım. Aklıma birisi geliyordu ama bunu Zühre’ye sorarak onu fazla hırpalamak istemiyordum. Bir şekilde öğrenmeye çalışacaktım.

“Bu köstebek içimizden biriyse kusura bakmayın ama o kişiyi bundan sonra ekibimde görmek istemem. Güveneceğim kişilerle yola devam etmeyi yeğlerim. Umarım sizler de benim gibi düşünüyorsunuzdur. O nedenle şimdilik bu konuyu rafa kaldırıyorum. Artık olan oldu bir kere. İşimize odaklanalım. Çünkü bu bilgilerin basına sızması katilin istediği şey. O da bunu istiyor. Mesajının herkes tarafından alınmasını istiyor. O nedenle de bu tür katiller cinayetlerini sürdürüyorlar. Bu haberler onları daha çok kamçılıyor. O yüzden bu bilgilerin gizli kalması soruşturmanın selameti açısından çok önemli. Biz istemediğimiz hiçbir bilgiyi basına sızdırmayız. Çünkü bunun nedenleri vardır. Anlaşıldı mı arkadaşlar? Basınla konuşmak, sohbet etmek yok. Bize bir faydası olacaksa konuşuruz. Tamam, şimdi söyleyeceğiniz bir şey yoksa dağılabilirsiniz.”

Cengiz ile Ali, odalarına giderek dinlenmeye çekilmişlerdi. Geceden nöbetçi oldukları için uykusuzdular. Onlar gidince Zühre telefonuna gelen mesajı okumaya başladı.

“Komiserim, bu arada belediyeden bir liste geldi.”

“Evet, ne var listede?”

“Öldürülen müteahhitlerin yaptıkları sitelerin bir ikisi hariç hepsi mandalina bahçesiymiş.”

ARKASI YARIN...

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler