Siyaset Sağlık Bakanı Akdağ: Kızamık ilk Türkiye'de ortadan kalkacak

Sağlık Bakanı Akdağ: Kızamık ilk Türkiye'de ortadan kalkacak

09.03.2010 - 13:20 | Son Güncellenme:

.

Sağlık Bakanı Akdağ: Kızamık ilk Türkiyede ortadan kalkacak

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, H1N1 gribine karşı tedbir olarak Türkiye’nin, sipariş ettiği 43 milyon doz aşıdan yaklaşık 17 milyon dozu satın aldığını belirterek, "Bunun çok önemli bir bölümünü geriye vermek için firmalarla ön görüşmelerimizi yaptık. Ancak yaklaşık 2-3 milyon dozluk aşıyı, özellikle stoklarımızda tutmayı düşünüyoruz" dedi.

Bakan Akdağ, sağlık muhabirleriyle Hekimevi’nde kahvaltı basın toplantısında bir araya geldi.

Türkiye’deki sağlık sistemi, H1N1 gribi, anne ve bebek ölüm oranları ve Elazığ depremi sonrası gelinen son durum hakkında bilgi veren Bakan Akdağ, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

İktidara geldikleri dönemden bu yana sağlık alanında çok önemli başarılara imza attıklarını belirten Akdağ, Sağlıkta Dönüşüm Programı sayesinde kolay ulaşılabilir sağlık sistemine ulaşıldığını bildirdi.

Akdağ, Türkiye’de son 5 yıl içinde yaşam süresinin geçmiş yıllara oranla yükseldiğini belirterek, kadınlarda ortalama yaşam süresinin 74, erkeklerde ise 71’e ulaştığını, bunu önümüzdeki dönemde 80’lere çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Türkiye’de anne ölüm oranlarına da değinen Akdağ, "2009’da anne ölümleri yüz binde 20’lerin altındadır. Bunun aşağı yukarı 4 puanlık kısmı da domuz gribine bağlıdır. Bu hariç tutulduğunda yüz binde 16’dır. 2010 hedefimiz ise yüz binde 15’in altına inebilmektir" diye konuştu.

Akdağ, bebek ölüm hızının da 1998’deki binde 43’ten binde 13’e gerilediğini, önümüzdeki yıllarda bu oranı binde 10’un altına indirmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Çocuk felcinin, Avrupa’daki 53 ülke içinde en son Türkiye’de ortadan kalktığını, bunda aşılamadaki başarının etkili olduğunu belirten Akdağ, kızamık hastalığında ise Avrupa ülkeleri içinde ilk olarak Türkiye’de ortadan kalkacağının müjdesini verdi.

Yaz aylarında kendini gösteren ishal salgınlarında da önemli yol kat edildiğini belirten Akdağ, "Türkiye’de geçen yıl, ishal salgını yaşanmadı. Bunda belediyelerle yaptığımız iş birliğinin etkisi olmuştur" dedi. Akdağ, geçen yıl içinde sıtma sayısının da 50’nin altına indiğini söyledi.

Akdağ, yoksullaşma sorunu ile ilgili Dünya Bankasından uzmanların bir yayınına göre, Türkiye’de 2003’te yoksul olan her bin haneden 15’inin sağlık harcaması nedeniyle yoksullaştığını belirterek, şunları kaydetti: "2008’de yapılan çalışmaların ilk ip uçları, bunun binde 2’nin altına düştüğünü gösteriyor. Bunu, vatandaşın yüksek harcama yapmasını gerektiren durumlar, acil durumlar, organ nakilleri, yanıklar, el cerrahisi, uzuv kaybı, kalp krizi, kanserler, yoğun bakım yatışları, kalp ameliyatları gibi durumlarda vatandaştan hiçbir şekilde para almayarak sağlıyoruz. Özel hastane, sigorta ile anlaşmalı dahi olsa kanserli bir hastadan, organ naklinden para alamayor. Hiç sigortanız olmasa bile, acilen hayatınızı tehdit eden ya da bir uzuv kaybına yol açabilecek bir durumdan dolayı hastaneye müracaat ettiğinizde özel hastane dahi olsa kimse para talep edemez. Bu süreçte, vatandaştan para isteniyorsa, buna kesinlikle izin vermiyoruz. Bu nedenle kapattığımız hastaneler oldu. Vatandaşımız da bu hakkını bilsin. Vatandaşımız, ’184’ numaralı telefonu arayarak, sorunu aktarabilir."

Haberin Devamı

"HAVA AMBULANSLARI GECE UÇUŞU YAPAMIYOR"

Bir gazetecenin, ’Elazığ’da yaşanan depremde yaralıların sağlık durumu nasıl ve salgın hastalık tehlikesi var mı?" şeklindeki bir soru üzerine Akdağ, depremin ilin Kovancılar ilçesinde 5’i ağır olmak üzere 14 köyü etkilediğini söyledi. Dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in başkanlığında bölgeye giderek köylerde incelemelerde bulunduklarını anlatan Akdağ, "Jandarmaya bağlı ekiplerin, İçişleri Bakanlığına ve Sağlık Bakanlığına bağlı kurtarma ekiplerinin mükemmel bir operasyon yürüttükleri için kendilerine teşekkür ediyorum. Çok kısa bir süre içerisinde olay kırsalda ve dağınık olmasına rağmen bütün enkazlar elden geçirilmiş ve kısa sürede yaralılar hızla hastanelere ulaştırılmıştır" dedi.

Akdağ, olay mahalline, yaklaşık 6 saat sonra ulaştıklarında tüm yaralıların hastanelerde olduğunu dile getirdi.

Bölgede 40 ambulansın hizmet verdiğini, gönderilen 4 hava ambulansına da ihtiyaç kalmadığını belirten Akdağ, "Hava ambulansları gece uçuşu yapamıyor.

Teknik olarak biz gece uçuşu yapmayı da istiyoruz ancak Silahlı Kuvvetlerimizle ilgili bazı kısıtlamalar var. Sivil Havacılık bize gece uçuşuna izin veremiyor.

Bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz" diye konuştu. Hava ambulanslarından birinin, depremde endişe ve stres nedeniyle erken doğum sancısı başlayan bir gebeyi hastaneye ulaştırdığını ifade eden Akdağ, deprem sonrasında toplam 35 yaralı bulunduğunu, hayati tehlikesi bulunan kimse olmadığını, ancak kalp krizi geçiren bir kişinin takip edildiğini ve deprem bölgesindeki yakınlarına ulaşmak için aracının kaza yapması sonucu göğsünden ağır yaralan bir kişinin gözlem altında olduğunu bildirdi.

Akdağ, köylerde salgın hastalık çıkmaması için de sağlık ekiplerinin çalıştığını, ayrıca psikolojik destek olmak için psikiyatri uzmanlarının da bölgede görev yaptığını söyledi. Akdağ, artçı sarsıntıların olması halinde de gerekli görüldüğünde bölgeye takviye ekip gönderileceğini belirtti.

"(DOMUZ GRİBİ) SALGIN MUHTEMELEN TAMAMLANDI"

Haberin Devamı

Geçtiğimiz yıl içinde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi ilan edilen ve halk arasında "domuz gribi" olarak bilinen H1N1 virüsü salgınının hala bir tehlike olup olmadığı ve ilaç firmalarınca çıkartıldığı iddialarına yönelik bir soru üzerine Akdağ, şunları kaydetti: "Salgın muhtemelen tamamlandı. Bilim adamlarımızın bu hususta son bir değerlendirmesine ihtiyacımız var ama elimizdeki veriler bunu gösteriyor. İkinci bir dalga sonbaharda olur mu, bu hususu tam bilmiyoruz ancak çok büyük bir dalga beklemediğimizi belirtiyorum.

Bunun dışında DSÖ’nden hiçbir yetkili, bu konuyla ilgili oyuna geldiklerini falan söylemedi. Bu dünya ve Türkiye basınında yer alan haberler, iki türlü gelişti. Bunlardan birincisi Avrupa Parlamentosunda bir komisyon üyesi önerge verdi ve komisyon tarafından incelemeye alındı. Verilmiş bir karar olmadı.

İkincisi de DSÖ ile ilişkili olan ama konusu enfeksiyon hastalıkları ve salgınlar olmayan bir başka yetkili açıklama yaptı. Dolayısıyla DSÖ, aldığı pandemi kararından, aşılama ile ilgili önerilerinden hiçbir zaman geri durmadı." Akdağ, Türkiye’de de çok iyi bir hazırlık yapıldığını, el yıkama duyarlığının geliştirildiğini ve Türk insanına bir sigorta olarak 43 milyon doz aşı siparişi yaptıklarını anlattı.

Aşılama eğiliminin, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok düşük kaldığını ifade eden Akdağ, "Aşılama çok düşük olduğu için bu 43 milyon doz aşıyı satın almadık. Satın aldığımız aşı, yaklaşık 17 milyon doz civarındadır.

Bunun da çok önemli bir bölümünü, daha önceden görüştüğümüz şekilde geriye vermek için çok başarılı bir operasyon yapmış olduk. Geri ödemeyle ilgili anlaşmaları şu anda yapmak üzereyiz. Firmalarla ön görüşmelerimizi yaptık ancak yaklaşık 2-3 milyon dozluk bir aşıyı, özellikle miadı daha uzun aşıyı, stoklarımızda tutmayı düşünüyoruz. Ne olur ne olmaz, beklenmedik bir şey olur, yeni bir dalga gelir, yeni bir antijen oluşur düşüncesiyle, bunu da yine bilim adamlarımızın görüşlerine sunuyoruz" bilgisini verdi.

Bu konuda da muhalefet yapıldığı eleştirisinde bulanan Akdağ, bilimsel kurulların, bu konuda çok doğru davranıldığını söylediklerini bildirdi. Akdağ, Türk Tabipleri Birliğinin de kendilerine destek verdiğini dile getirdi.

Satın alınan aşılardan çok az miktarının hibe edildiğini ifade eden Akdağ, bu rakamın yüz binlerle sınırlı olduğunu bildirdi.

Akdağ, domuz gribinden en çok etkilenenlerin başında gebelerin geldiğini anlatarak, "2009’da 38 hamile zatürreden hayatını kaybetti ve bunun 36’sında H1N1 tespit edildi. Ölen hamilelerin hiçbiri de aşılanmamıştı. 2008’de zatürreden yaşamını yitiren hamile sayısı 2 kişiydi. Aşı olmuş kişilerden hiçbiri de H1N1’den dolayı yaşamını yitirmedi" dedi.

"İLAÇ TAKİP SİSTEMİ, MAYISIN 16’SINDAN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK"

Haberin Devamı

Bir gazetecinin, İlaç Takip Sistemi’nin 16 Mayısa ertelenmesini ve MEDULA sistemi hakkındaki tartışmaları sorması üzerine Akdağ, iki konunun birbirinden farklı olduğunu söyledi.

MEDULA sisteminin öteden beri, Sosyal Güvenlik Kurumunun hastaneler ve eczanelerle elektronik iletişimini sağladığını belirten Akdağ, şöyle devam etti: "Yani, bir hastane vatandaşın sigortasının olup olmadığını sorgulamak için bu sistemi kullanır. Eczaneler de vatandaşa verilen reçetelerle ilgili sorgulamaları, raporlu ilaçların durumu gibi bazı şeyleri takip eder. Bu sistem, sigortacılığı kolaylaştırmıştır.

İlaç Takip Sistemi, eczaneler hazır olmadığı için ertelendi. Eczanelerin hazır olmayışının en önemli sebebi, Türk Eczacıları Birliğinin daha önceki görüşmelerde bize verdiği taahhütleri yerine getirememesiydi. Getirmemesi değildi, getirememesiydi, kendi ellerinde olmayan sebeplerle... Dolayısıyla ertelendi ama 16’sından sonra mutlaka bu sistem yürürlüğe girecek.

İlaç Takip Sistemi, sahte ilaçların, kupür sahteciliğin önüne geçecek.

Her ilaç, takip edilmiş olacak. Türkiye, bununla dünyaya örnek olacaktır." Bir başka gazetecinin, sağlık harcamalarının beklenenin üstüne çıktığını belirtmesi üzerine de Akdağ, bunun doğru olmadığını, Türkiye’de kişi başına düşen gelir arttığı için sağlığa harcanan paranın da arttığını söyledi.

Akdağ, "Kamu Hastane Birlikleri uygulamaya girdiğinde, katkı paylarının da artacağı iddia edildi. Böle bir uygulama olacak mı?" sorusuna da böyle bir artışın olmayacağı yanıtını verdi.

CİDDİ BİR YARGI REFORMUNA İHTİYAÇ VAR

Haberin Devamı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’de ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç olduğunu belirterek, "Türkiye’de yargı konusunda halkın iradesi nerededir? Soru basitçe budur. Cevabını ben vereyim size, hiç bir yerdedir. Yargı üzerinde halkın iradesinin esamesi okunmamaktadır" dedi.

Sağlık muhabirleri ile Hekimevinde bir araya gelen Akdağ, güncel siyasi gelişmelere ilişkin açıklamalar yaptı.

AK Parti olarak iktidarlarını, "Eğitim", "Sağlık", "Adalet" ve "Güvenlik" olmak üzere 4 ayak üzerinde yükseltmeye çalıştıklarını belirten Akdağ, Türkiye İstatistik Kurumu’nun bu konularda yaptığı son memnuniyet araştırması ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

2003’de yüzde 57 olan asayiş hizmetlerinden memnuniyet oranının 2009’da yüzde 77’ye, eğitimle ilgili oranın yüzde 40’dan yüzde 58’e, sağlık ile ilgili oranın yüzde 39’dan yüzde 65’e çıktığını kaydeden Akdağ, adalet hizmetleri ile ilgili memnuniyet oranının ise yüzde 45’den yüzde 38’e düştüğüne dikkati çekti.

Bunun bir siyasi partinin değil, vatandaşın algılaması olduğunu vurgulayan Bakan Akdağ, "Bütün bunlar Türkiye’de niçin bir yargı reformu yapmamız gerektiğini de açıkça gösteriyor. Gerçekten Türkiye’de ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç var" diye konuştu.

Demokrasilerde hakimiyetin halkta olduğunu, bunun "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" şeklinde ifade edildiğini kaydeden Akdağ, Anayasa’nın "Yasama", "Yürütme" ve "Yargı"yı bağımsız erkler olarak üçe ayırdığını hatırlattı.

"Şimdi ’Türkiye’de yürütme yargıyı kuşatmıştır’ diyenlere atfen soruyorum: 4 yılda bir Türkiye’de yasama organını teşkil eden kişiler demokratik yollarla kolayca değiştirilebiliyor mu? Evet. Millet iradesini bu şekilde sandığa rahatça yansıtabiliyor. Türkiye’de bu hususta vatandaşın demokratik olgunluğunun da yüksek olduğunu görüyorum. Yasamayla birlikte yürütme de değişiyor. Vatandaşın bu husustaki hakimiyeti çok açık. Peki yargı üzerinde halkın iradesinin en küçük bir yansıması var mıdır? Tabii ki yargıya yürütme müdahil olmamalıdır, zaten olmamaktadır. Benim sorduğum tamamen demokrasinin ilkeleriyle ilgilidir. Gelişmiş batılı ülkelerde yargı organlarıyla ilgili seçimlerde, hatta zaman zaman yargı kararlarının oluşmasında, jüri sistemlerinde olduğu gibi, halkın iradesinin çok net olarak etkili olduğunu görüyoruz. Türkiye’de yargı konusunda halkın iradesi nerededir? Soru basitçe budur. Cevabını ben vereyim size, hiç bir yerdedir. Yargı üzerinde halkın iradesinin esamesi okunmamaktadır." Yargı seçimleri ile ilgili "kapalı bir havuz sistemi oluşturulduğu" değerlendirmesinde bulunan Akdağ, 82 Anayasasının böyle bir tablo ortaya çıkardığını, bu tablonun 2010 çağdaş demokrasilerine yakışmadığını, mutlaka değişmesi gerektiğini, halkın bu husustaki talebinin de böyle olduğunu belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, "Yargı reformunun Avrupa ortalaması şeklinde yapılacağı" açıklamasına karşı çıkanları "Hayretle takip ettiğini" ifade eden Akdağ, "Bunlar ’Türkiye demokrasisi ve halkının böyle bir duruma layık olmadığını, henüz bu olgunluğa gelmediğini’ ifade eden yorumlar yapıyor.

Bunu şiddetle reddediyoruz. Türk halkının demokratik olgunluğu bir Avrupa’lı, ABD’li halkın demokratik olgunluğundan asla geri değildir" dedi.

Halk bilinci açısından bakıldığında, ülkede çok gelişmiş bir demokrasi bulunduğunu vurgulayan Sağlık Bakanı Akdağ, ancak 82 Anayasasının yapısının halkın 2010’daki yapısına uymadığını söyledi.

Halkın, 82 Anayasası ile ilgili oylamaya büyük baskılarla gittiğini öne süren Bakan Akdağ, "Ama bugün, Allah korusun olmayacaktır, olmaz ya, aynı durumlar meydana gelmiş olsaydı, bu halk böyle bir anayasaya oy vermezdi.

1982’den 2010’a kadar Türk halkının demokratik bilincinde de ciddi gelişmeler oldu. Hal böyle olunca, o zaman niçin bir anayasa değişikliğini halkın önüne götürmekten korkacak mışız?" şeklinde konuştu.

Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmesine karşı çıkanları ve "kurucu meclis gerekir" diyenleri de eleştiren Recep Akdağ, artık bunların tartışılması yerine, halkın karşısına götürülmesi zamanının geldiğini söyledi.

Akdağ, "Hangi iktidar gelirse gelsin, bu yargıyla Türkiye’nin hızlı yol alması mümkün değildir. Mahkemelerinin 5-10 sene sürdüğü bir ülkede adaletten söz edemeyiz. Nitekim halk bunu görüyor" dedi.

Yargıyla ilgili vatandaş memnuniyetsizliğinin, adalet sisteminde hizmet verenler veya yargıçlardan kaynaklanmadığını, sistemin düzeltilmesi gerektiğini vurgulayan Akdağ, sistemi düzeltmenin yolunun da yargı reformundan geçtiğini bildirdi.

REFERANDUMA GİTME SÜRESİNİN KISALTILMASI

Haberin Devamı

Sağlık Bakanı Akdağ, "Referandumla ilgili CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu kabul edilirse Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor?" sorusu üzerine, "CHP’ye, sayın Deniz Baykal’a hiç şaşırmıyorum. Bunlar halktan, sandıktan korkuyorlar. CHP’nin son 7 yıldaki muhalefetine bakın, yargı yoluyla bize muhalefet ediyor. CHP, adına yakışmayan biçimde halktan uzaklaşmıştır" diye konuştu.

Bu nedenle, bir referandumu öne alacak yasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi’ne götürülecek olmasına şaşırmadığını ifade eden Akdağ, "Halkın oylarıyla demokratik yoldan iktidara gelmekten ümidini kesmiş bir lider ve onun partisiyle karşı karşıyayız. İşte siyaseti kuşatan, siyaseti vesayet altına almaya çalışan, yargıdan medet uman bir ana muhalefet partisi var Türkiye’de. Bu durum Türk demokrasisinin en zayıf halkasıdır" ifadesini kullandı.

CHP’nin siyaseti vesayet altına almaya çalışması yerine, halka dönmesinin Türkiye’nin demokrasisi ve geleceği açısından önemli olduğuna işaret eden Akdağ, "(CHP neden halktan korkar?) diye bir başlık atmak lazım" dedi.

Bir başka soru üzerine Bakan Akdağ, Anayasa değişikliği konusunda muhalefet partilerinin de katkılarını almak istediklerini, ancak bu partilerin "uzlaşma" denilince, kendi söylediklerinin aynısı yapılmadığı takdirde kapılarını kapattıklarını ifade etti.

Sağlık Bakanı Akdağ, bu partilerin, "Bu şekilde yaptıkları takdirde oy toplayacaklarını" sandıklarını, ama bunun böyle olmayacağının görüleceğini sözlerine ekledi.