Araştırma üniversiteleri

YÖK araştırma üniversitelerimizi açıkladı.

En iyiler: ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi

İyiler: İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Yıldız Teknik, Ankara, İstanbul, Erciyes, Hacettepe, Gebze Teknik, Ege, İÜ-Cerrahpaşa

Orta İyiler: Marmara, Uludağ, Dokuz Eylül, Atatürk, Gazi, Karadeniz Teknik, Çukurova, Fırat

Vakıflar: Bilkent, Sabancı, Koç

Peki ya diğerleri?

Onlar bu listede yok diye elbette vasat değiller. En azından bazıları. Örneğin ilk 100’den öğrenci alan Galatasaray Üniversitesi, örneğin kendilerini dünyanın en iyi üniversiteleri arasında gösteren diğer üniversitelerimiz bu listede neden yok?

Daha da önemlisi, açıklanan bu üniversitelerimiz dünya sıralamasında, dün neredeydiler, bugün neredeler?

Sorgulamaktan korkmayalım. Şapka düşmeden kel görünmez...

Bilim

Bilim üretmek hele hele bilim insanı olmak dünyanın en zor işlerinden biri. Nobel ve benzeri ödüllere layık görülmek bu yüzden o kadar önemli. Bazen teki bile dünyayı değiştirecek, kurtaracak, karanlığa sürükleyecek işlere imza atabiliyorlar.

Rektör, Doçent, Profesör unvanlı akademisyen sayımız hızla artıyor.

Peki, her akademisyen bir bilim insanı mı?

Evet demek mümkün değil.

O halde, bilim insanı kime denir?

Bu konu öylesine karışık ki çık çıkabilirsen işin içinden.

En iyi bilim insanı en popüler olan mı, televizyona en çok çıkan mı, en çok yayın üreten mi, en çok hasta bakan mı, en çok para kazanan mı, en çok öğrenci yetiştiren mi, Nobel ödülü alan mı yoksa hepsini birden yerine getiren mi?

Biz akademik yükseltmelerde özellikle yayına ve atıf sayısına bakıyoruz. Yabancı dil, araştırma, patent, üretim neredeyse hiç önemli değil.

Yabancı dil bilmeyen çok profesörümüz var. Yine aynı şekilde bilim adına tek bir bilimsel araştırması bulunmayan hoca sayımız bir hayli fazla.

Yıllardır gecesini gündüzünü bilime adayanlar ile onları aynı kefeye koymak, aynı unvanı vermek ne kadar doğru?

Yayın sayıları ve bu çalışmaların başka kişilerce dikkate alınması elbette çok önemli. Ancak atıf ya da yayımlanan makale sayısı tek başına bir şey ifade etmez. Bilime, ülkeye, topluma yararı ne, ona bakmak gerekir.

Sistem kesinlikle değişmeli, yapılan bilimsel çalışmalar sadece akademik unvan almak için değil, bilime ve o çalışmalara kaynak ayıranlara da katkı sağlamalı.

Fransa örneğinde olduğu gibi, üretilen bilimin ülkeye hatta bölgeye yararı artık sorgulanmalıdır!

Araştırma üniversiteleri gibi, daha önce de bölgesel kalkınmaya odaklı uzman lokomotif üniversiteler ilan ettik.

Merak ediyorum, hangisi, bulunduğu bölgeye bugüne kadar ne kazandırdı?

Var da haberimiz yoksa aydınlanmak ve herkesle paylaşmak isteriz.

Bizdeki akademik makaleler, genelde, dünyanın seçkin bilim dergilerinde yayınlansın diye yerel sorunlardan çok teorik ve küresel konulara yönelik oluyor.

Şu anki sistem yerine daha esnek ve daha denetlenebilir, daha üretken bir akademik değerlendirme sisteminin gelmesi gerekir.

Neden mi?

Çünkü yayımlanan makalelerden pek çoğunun ülkemize zerre kadar katkısı yok! Bunun ötesine geçmenin zamanı geldi de geçiyor.

Dünyanın en güçlü ve refah düzeyi en yüksek ülkeleri aynı zamanda bilimde de en güçlü olanlar. Bu asla göz ardı erilmemeli.

Sınavlara devam

ÖSYM, 2022 yılı sınav takvimini açıkladı. YKS 18-19 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Peki ya içerik?

Görünen o ki bu konuda da hiçbir değişiklik yok!

ÖSYM Başkanı Aygün, kapıda 2.5 milyon aday varken, kaç kontenjanın neden boş kaldığını ve gençlerin artık neden çok seçici davrandığını da keşke açıklasaydı.

Kontenjanlar boş kalıyor, öğrenciler perişan oluyor, çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor, mezunlar işsiz kalıyor, yüzlerce bölümü tek aday dahi tercih etmiyor, bazı alanlarda ülkemizin kırk yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar mezun var ve ÖSYM hiç bunlar yaşanmıyormuşçasına aynen yoluna devam ediyor.

Daha da vahimi, sınavlarda yer almadığı için sanat, spor ve özellikle de sosyal bilimler yok olma noktasına geldi ama bunu bile sorgulayan yok.

Dünya değişti, onlar hâlâ aynı kafada.

Diploma yerine yetkinliğin, ilgi ve yeteneğe göre yönlendirmenin, yılda bir kez yerine çok kez sınavın, umut tacirliği yerine erken yönlendirmenin, kaplumbağa ile tavşan yarışı yerine daha adil sınavların konuşulduğu, ezberden çok sınırsız seçeneğin ve yaratıcılığın, girişimciliğin, inovasyonun, sürdürülebilirliğin konuşulduğu bir çağda biz hâlâ çocuklarımızı 5 seçenekli düşünmeye zorluyoruz.

Özetin özeti: Kalkınmanın formülünü uzakta aramayalım! Topyekûn kalkınma = Eğitim + Bilim + Üretim.