Dünyanın en zor işi? (2)

Dünyanın en zor işi, insan biriktirmektir!

Paranın, gücün, şöhretin bir işe yaramadığını, korona döneminde çok net gördük...

TRT’nin siyah-beyaz tek kanal döneminde Petrocelli diye bir dizi vardı.

Para, güç ve şöhret peşinde koşan bir avukatın yaşamını yansıtıyordu.

Sonunda, Amerika’nın en güçlü, en zengin, en tanınan insanı oldu. Şimdiki Trump’ın daha akıllı, donanımlı, hırslı ve içten pazarlıklı olanıydı.

Başkanlık konutunda sıkıldığı bir gün, niye yalnız yemek yiyorum diye üç, beş, on beş arkadaşını yemeğe davet etti. Hemen hepsi de bir mazeret öne sürerek, bu daveti geri çevirdi!

İşte o an, jetonu düştü ve “40 yıldır, yalnız yemek yemek için mi mücadele verdim?” diye kahroldu. Mesaj büyüktü.

Kafası dank etti, değişmeye kalktı ama buna kimseleri inandıramadı!..

İnsan biriktirmenin ne kadar önemli olduğuna o gün bugündür çok inanırım.

Harcamak kolay!

Dün de yazdım, en kolayı insan harcamak ve biz bunu maalesef çok fazla yapıyoruz.

Petrocelli gibi kafamız dank ettiğinde ise iş işten çoktan geçmiş oluyor…

Çok uzun yıllar, ülkemizin son 50-60 yılına damga vuran isimlerle, çok program yaptım.

Hemen hepsinde gördüğüm, derin pişmanlıktı.

Kırdıklarına, döktüklerine, harcadıklarına üzülüyorlardı ama iş işten çoktan geçmişti.

Eğer ortada bir başarısızlık varsa, bunda hepimizin payı vardır diyerek, çuvaldızı önce kendimize, sonra öğrencilere, çalışanlara ya da harcamaktan zerre kadar çekinmediğimiz, umursamadığımız diğerlerine batıralım...

Ve gün geliyor, o asıp, kesenler, harcayanların kendisi çöpe atılıyor.

İşte o an oh olsun diyesiniz geliyor ama yapamıyorsunuz çünkü ondan farkımız kalmaz noktasına geliyorsunuz...

Hani neredeler?

Kendilerini dünyanın merkezi ve vazgeçilmez sananları, gün geliyor, hatırlayan bile çıkmıyor!

Çünkü bir tane bile dost kazanmamış oluyorlar.

Kim mükemmeli aramaz, kim en iyisini istemez, kim fikirlerinin kabul görmesinden mutlu olmaz?

İşte yanlışların en büyüğü bu noktada yapılıyor!

Herkesten aynı performansı bekliyoruz, herkese aynı dayatmayı yapıyoruz. Oysa herkes birbirinden çok farklı. Biri bir konuda çok iyidir, öteki çok farklı konularda öne çıkar!

Dünyanın en golcüleri hep tembel futbolculardan çıkar. Diğerlerinin sahada adım atmadıkları ve ter dökmedikleri yer kalmazken, onlar bir dokunuşla golü atar ve maçın kaderini tayin ederler.

Akılda kalan da çok koşturanlar değil hep onlar olur!

Doğru olan bu mu? Elbette hayır! Futbol bir takım oyunudur ve herkesin rolü farklıdır.

Öğrencilik ve iş dünyası da öyledir!

Herhangi bir dersten zayıfsın diye öğrencileri harcamak ya da hamallık yapmak yerine aklını kullanan çalışanları saf dışı etmek, hiç kimseye bir şey kazandırmaz!..

Bunu yapan yarın kendine de sıranın geleceğini asla göz ardı etmemelidir.

Motivasyon

Eğer birilerini kazanmak istiyorsak önce onlara değer verdiğimizi göstermeli, sonra da yaptıkları işin önemini anlatmalıyız.

Ezberci eğitim sisteminde, öğretilen bilgilerin kazanıma dönüşmemesinin nedeni, onları yaşam için değil sınav için öğrettiğimize inanılmasıdır.

Yürü aslanım demek bir öğrenci ya da çalışan için inanılmaz motivasyon kaynağı ama bunu anlamamız çok zaman alıyor.

İnce ayarlar yerine ya hep ya hiç diyerek birilerinin ayağını kaydırmak, marifet değil, acizliktir!

Kazanılmayacak genç yoktur ama bu çok zor ve zahmetli bir süreç! Değersizleştirip paçavraya çevirmek ise en kolay olanı ve sanki bazıları bunu çok seviyor!..

Özetin özeti: Bugünkü sınavda bir milyon öğrenci soruların hepsini yapsa, istedikleri fakülteye girecek, en yüksek notla mezun olduklarında da istedikleri işe girebilecek ve zamanı geldiğinde liyakate dayalı olarak terfi edebilecekler mi?..