Eğitim = ???

Eğitim denince, eskiden akla onlarca hatta yüzlerce tanım gelirdi.

Bilgi, donanım, saygınlık, vizyon, karizma, yetkinlik, statü ve daha neler neler.

Peki ya şimdi?

Boşa harcanan zaman, hiçbir işe yaramayan diploma, uzaktan/hibrit/açık, vasatlık, hormonlu notlar, dershane, ek ders ve sınav, sınav, sınav…

Eğitim ve öğretimin tarifi ve yöntemleri üzerinde günümüz koşulları çerçevesinde daha
çok kafa yormak zorundayız. Yoksa çocuklarımızla aramızdaki kopukluk inanılmaz boyutlara gelebilir.

Bu durum bizde böyle de başkalarında farklı mı?

Kesinlik hayır.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, eğitimin her kademesinde ciddi sıkıntılar ve arayışlar var.

Okullardan ve özellikle de üniversiteden kopuş giderek artıyor. Çünkü üniversiteler de kendini yenileyemedi ve verdikleri eğitim ve diploma tartışmalı hale geldi. Onca zamana, emeğe, paraya değer mi soruları çok daha yüksek sesle sorulmaya başlandı!..

Çare üretenler yok mu?

Elbette var ama hâlâ mükemmeli yakalayan yok gibi.

Dikkate değer en önemli ayrıntı, bireysel eğitim modellerinin daha
öne çıkacak olması.

Aynı koşullarda doğup, büyüyen kardeşler bile çok farklı kişisel özelliklere sahip oldukları için farklı eğitim almaları gerekirken, tüm ülkeye aynı eğitim modelini dayatmanın hataların en büyüğü olduğu konusunda görüş birliği var.

Yeni trend, daha mutlu çocuk, daha mutlu aile ve daha mutlu ülke olduğu için yeni arayışlar da bu yönde.

İlgi, yetenek ve hayaller doğrultusunda kaliteli bir eğitim ve güçlü bir insan gücü ve istihdam politikası yeni sistemin temel çatısı olacak…

Bu konuda nal toplayan değil, aşı çalışmalarında olduğu gibi öncülerden biri olursak, 100. Yıl’a çok daha özgüvenli gireriz.

Sınavlar?

LGS, YKS, KPSS ve benzeri tüm sınavlar günümüzün çok gerisinde kaldı.

Dünya eski dünya değil, özellikle de bilişimde müthiş mesafeler kaydedildi.

Dijital eğitim henüz tümüyle okulun yerini almasa da yakın bir gelecekte binlerce yıllık okul içi eğitim sistemini zorlayacak!

Hibrit eğitim, pandemiyle birlikte, olmazsa olmazlarımızın arasına çoktan girdi. Yüz yüze eğitime geçilse bile derslerin bir bölümü uzaktan olacak. Öğrenme sanal ortamda, sosyalleşme ve uygulamalı dersler ise kampüslerde gerçekleşecek.

Eğitim, öyle ya da böyle, yaşam odaklı olmalı ki hayat standardımız yükselsin.

Oysa bizde tam tersi.

Sınavlarla yatıp, sınavlarla kalkıyoruz.

Sınavlardan biri bitiyor, diğeri başlıyor.

Adil, güvenilir, seçici olsa ve çok daha önemlisi öğrencileri ilgi, yetenek ve hayalleri doğrultusunda yönlendirse yine bir yere kadar su kaldırabilir ama o işlevini bile yerine getiremiyor.

Bugünkü sınav sistemi
40 hatta 50 yıl öncenin koşullarına göre şekillendi ve hâlâ aynen devam ediyor.

Bırakın 50 yıl önceki gençlikle bugünü kıyaslamayı, arada 5-6 yaş farkı olan kardeşler arasında bile derin uçurumlar var. İşte bu yüzden, sınavların günümüz koşulları çerçevesinde A’dan Z’ye değişmesi gerekiyor ama nedense YÖK ve ÖSYM gibi kurumlar değişime ayak uyduracaklarına daha da katılaşıyor ve katılaştıkça da güçleniyorlar.

Çocuklarımızı değersizleştiren ve yol ortasında bırakan bugünkü sınav sistemlerinden şimdi değilse ne zaman kurtulacağız?

Yapılan tüm anketler sınavlara ve sınav yapan kurumlara zerre kadar güvenin olmadığını çok net ortaya koyarken, hâlâ bu inat niye?

Erken ve doğru yönlendirme konusunda çok daha iyi sistemler bulunabilir ve en kısa sürede de bulmalıyız.

Sınavlar her yıl yüz binlerce evi matem evine döndürmenin yolu ve yöntemi olmamalı!

Değişim şimdi değilse ne zaman yapılacak? Ötele, ötele nereye kadar?..

Özetin özeti: Enerjimizi, kaynaklarımızı ve motivasyonumuzu doğru idare etmek zorundayız. Çünkü yapacak çok işimiz var.