Eğitime nihayet ciddi bir bakış açısı!

Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan Öğretmenlik Meslek Kanunu Öğretmenler Günü’nde öğretmenlere sunulacak en güzel armağanlardan biri olacaktır.

Böyle bir yasanın gerekliliğine çok uzun yıllardır ihtiyaç vardı ama bir türlü gerçekleşmiyordu.

Uygulanabilir hale gelmesi eğitim sistemine ve özellikle de öğretmenlerimize ciddi bir rahatlama getirecektir.

Önerimiz, hemen yasallaştırmak yerine, bir süreliğine ilgili tüm kişi ve kurumların dikkatine sunulması. Bu, en azından, gözden kaçan olası hataların telafisine olanak sağlayacaktır.

Örneğin, dezavantajlı bölgelerdeki öğretmenlere olduğu gibi büyük kentlerdeki öğretmenlerimize de “teşvik” sağlanabilir. Yine aynı şekilde, ücretli ve sözleşmeli öğretmen uygulamalarının bu yasayla artık sona ereceği müjdesi verilebilir. Öğretmen yetiştirme, atama ve yönetici seçme usulleri daha liyakate dayalı hale getirilebilir.

Söz konusu yasa, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin daha iyi anlaşılması açısından ilk önemli uygulama olarak tarihe geçecektir!..

Ara tatil bilançosu

İlk ara tatil bugün sona eriyor. Yarın yine ders başı. Peki, artılarıyla, eksileriyle mini bir değerlendirme yapacak olursak, nasıl bir tabloyla karşılaşırız? İşte sonuçlar:

* Çok iyi planlandığını söylemek abartılı olur.

* Etkinlikler çok daha geniş yelpazede olabilirdi.

* Etkinliklere katılım çok düşüktü.

* Çalışan veliler hiç düşünülmemiş.

* Söylenenler ile gerçekleşenler çok farklıydı.

* Öğretmenler unutulmuştu.

* Samimi bir çaba gibi görünse de inandırıcılığı yüksek değildi.

* Yaz tatilinin kısalması kulağa hoş geliyor ama haziran sonuna kadar eğitimi yaşamak gerek!..

Ölçme değerlendirme?

Bütünleme sınavları ve sınıfta kalma yeniden geliyormuş!

Kaldırılması hataydı ama geri dönüşü kesinlikle sancılı olacaktır!

Kaldırılmasına gerekçe olarak, derslik azlığı ve sınıf mevcutlarının kalabalık oluşu gösterilmişti.

Peki, şu an için bu konuda bir gelişme var mı?

Evet, demek çok zor hatta daha da vahim durumdayız.

İkili eğitim artarak devam ediyor, sınıf mevcutları pek çok okulda 40’ı aşıyor, özel okullar ile devlet okulları arasındaki ölçme değerlendirme kriterleri çok farklı ama daha da önemlisi, ülke genelinde standart bir ölçme değerlendirme sistemi yok!

MEB, hormonlu notların önüne bir türlü geçemedi. Umarız, bütünleme sınavları ve sınıfta kalma konusunda çok daha objektif, güvenilir ve uygulanabilir bir sistem getirir. Yoksa daha derin bir kaosa neden olunur ki bu da ürküttüğü kurbağaya değmez!..

Asıl sorun ne?

Eğitimde kalite sorunumuz olduğu kesin. Bunu Cumhurbaşkanı’ndan velilere kadar herkes dile getiriyor.

Peki, kaliteyi artırdığımızda sorun çözülecek mi? Örneğin PISA’da sonuncu değil de ilk sırada olsak, eğitim sorunumuz çözülmüş olacak mı?

Liseden mezun olan her gencimiz istediği üniversitenin istediği bölümüne yerleşebilecek ve mezun olduğunda istediği işe girebilecek mi?

Böyle bir sistem dünyanın başka bir yerinde var mı, bu mümkün mü?..

Evet, kalite sorunumuz var ama çok daha acil olanı, insan gücü planlaması ve eğitimi yapılan tanımlanmış meslek çeşitliliğinin artırılması. Yani kalifiye eleman sayımızın, yani ara insan gücünün günümüz ihtiyaçları doğrultusunda yetiştirilmesi için ciddi adımların atılması.

Bu mümkün mü? Eğer umut tacirliğinden ve sınav odaklı eğitimden vazgeçersek, gerisi kendiliğinden gelir.

İlkokula başlayan her öğrencinin üniversite kapısında yığıldığı başka bir ülke yok! Sınavlar ve dershaneler için harcanan para ve zamanı mesleki eğitime ayırsak hem işsizlik azalır hem de yaşam kalitemiz yükselir...

Özetin özeti: Eğitimde her ayrıntı çok önemli ama sanki eğer samimiyet ve sürdürülebilirlik yoksa gerisi teferruattır!..