En büyük mü yoksa en iyi mi?

Hemen her konuda her şeyin en büyüğü olsun istiyoruz.

Peki ya kalite?

O konuda çok rahatız.

Kervan yolda düzelir mantığıyla her şeyi zamana yayıyoruz.

YÖK, “Toplam 8 milyonu bulan öğrenci sayımızla Avrupa’da birinci sıradayız” açıklamasını yaptı. Bu gurur verici bir tablo mu, yoksa eyvah eyvah dedirtecek bir gelişme mi?

Peki ya gazetelerin tiraj, televizyonların reyting, internet sitelerinin tık çılgınlığına ne demeli?.. Hep birileri bizi kandırıyor diye kendimizi teselli ederiz, asıl biz kendimizi kandırıyoruz ama bunun bile farkında değiliz. Farkında olanlarımızın da elinden bir şey gelmiyor.

Eğitimdeki, televizyon programlarındaki, medyadaki, siyasetteki, ekonomideki ve hayatın her alanındaki gelişmelere bakıyorum, bu zor süreçten zerre kadar ders almamışız. Oysa, istisnasız herkes, her şeyin değişeceğini ve değişmesi gerektiğini söylüyor.

Peki, neden böyle? Çünkü kolaycılığa ve ekmek elden, su gölden mantığına o kadar çok alıştık ki bırakın kendimizi, dünya umurumuzda değil!..

Rekor mu,  istihdam mı?

YÖK, öğrenci sayısındaki Avrupa şampiyonluğumuzu açıklarken, keşke gerisini de getirseydi! Örneğin, bu öğrencilerin ne kadarı açık ve uzaktan öğretim yapıyor, ne kadarı liseden bozma meslek yüksekokullarında, kaçı apartman üniversitelerinde ve en önemlisi de ne kadarı mezun olduğunda iş buluyor!

İnsan gücü planlamasını bir türlü öğrenemedik, görünen o ki bu konuda en ufak bir çabamız da yok!

Bugünkü YÖK yönetimi, ille de kalite diyordu ama tam tersini yapıyor!

Son gelişmelere bakıldığında, örneğin sınav süresinin uzatılıp, baraj puanının azaltılması kaliteyi daha da dibe vurdurmanın ve umut tacirliği yapmanın ötesinde ne işe yarayacak? Verdiğimiz diplomaların dünyanın her yerinde geçerliliği var mı?

Kesinlikle sorgulanması gerekiyor ama daha da enteresanı, diplomaya dayalı eğitim sisteminin sonu geldi!

Artık, nereden mezun olduğumuz değil, hangi yetkinliklerimizin ve hangi sertifikalarımızın olduğu sorulacak.

Ha, bu arada, dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına giren üniversitemiz var mı, bugüne kadar bilimsel anlamda ne yaptılar, korona konusunda dünya bilimine katkıları ne oldu? Keşke onlar da açıklansaydı.

Bu arada, üniversite mezunu işsizlik sıralamasında birinci sırada olduğumuzu da sakın aklımızdan çıkarmayalım. Dünyada, üniversite mezunlarına KPSS zulmü yaşatan bir ülke olduğumuzu da hiç unutmayalım!..

Üniversite terk

Hazır söz rakamlardan açılmışken, keşke üniversiteye başlayıp da bölüm değiştiren, yarıda bırakan, atılma durumuna gelen, mezun olduktan sonra tekrar sınavlara girip ikinci, üçüncü üniversitesini okuyan, mezun olduğu alanla ilgili iş bulan ve bulamayanlar da açıklansa ne güzel olurdu. Asıl büyük tablo, işte o zaman görülmüş olur ve bir anlam ifade ederdi.

Bardağın hep boş tarafını değil, dolu taraflarını da görmek gerekir. Ama sanki şu anda yapılan, bardağın üçte ikisi boşken, tam doluymuşçasına gösterilmesi ve bu hiç doğru değil!..

Tüccar üniversiteler!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve YÖK Başkanı Saraç’ın sık sık işaret ettiği ticarileşen üniversiteleri hayretle izliyoruz.

Öğrenci sayılarıyla ve kazandıkları parayla gurur duyan bu üniversiteler koronavirüse karşı hangi bilimsel çalışmaları yaptılar, aşı konusunda hangisinin bir çabası oldu? Daha da önemlisi, topluma katkıları şimdi değil de ne zaman olacak?

Araştırmaya hiç kaynak ayırmadan, kolay ve ucuz yatırım yapıp, kısa yoldan para kazanmanın ötesine geçemeyen bu kurumlara hâlâ üniversite demeye devam mı edeceğiz?

YÖK’ün gururlandığı öğrenci sayısını artırıp, diplomalı işsizler yaratmalarına hâlâ seyirci mi kalacağız?..

Diğer sektörler bir yana, eğitimde öyle büyük yanlışlar yapıyoruz ki ülkeye ve milletimize verdiği zarar, koronadan daha az değil!..

Özetin özeti: Sorulardan kaçarak değil, üzerine giderek, ülkemize ve kendimize daha yararlı olabiliriz!