İlber Ortaylı’dan Ortadoğu analizi

Galatasaray Üniver- sitesi Öğretim Üyesi ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı önceki gece Genç Bakış’ın konuğu oldu. Ortaylı, Ortadoğu’daki gerginliği tarihi perspektiften irdeleyerek, savaşların, dün ve bugün olduğu gibi yarın da devam edeceğini söyledi.

İşte programdan önemli satır başları...


Tarih nedir?

- Tarih, kâhinlik değildir. 50 gün sonra, 5 yıl sonra ne olacak bilemeyiz. Tarih tekerrür falan etmez. Ama insan cemiyeti, toplum karakteri birbirine benzer. Olsaydı ile tarih yapılmaz.

- Sınırlarımız kasıtlı çizilmedi. Ordumuz, 1. Cihan Harbi sonunda düz bölgelerde tutunamadı. O zaman Türk olan Halep’i bile bırakmak zorunda kaldık.

- Türkiye hiçbir zaman koca Ortadoğu’nun jandarması olmadı. Hiçbir hayalperest hükümet böyle bir şeye fazla teşebbüs etmedi. Gürültüsünü yapan oldu. Ortadoğu’nun jandarması yoktur, asıl problem o.

- Neo Osmanizm gibi lafları bizde maalesef kasabadaki devrimci kafa ve Türkolog çevresi uyduruyor.

- Geçmişin oryantalistinin ön yargıları vardı. Ama bilgisi çoktu. Bugünün oryantalistinin bilgisi az ama tribüne oynuyor.

- Türk toplumu yaşamak için form değiştirmek zorunda olan bir toplumdur.


Atatürk ve Ortadoğu

- Mustafa Kemal Atatürk’ün Ortadoğu’ya bakışını bugün bir politikanın yansıması olarak ele alırız. Hiçbir şekilde söylediklerini reel bir bakışla ele almayız. Mustafa Kemal, her şeyi konuşan adamlardan biri değildi. Bir imparatorluk kalıntısı, merkezi bir konumdaki bir devletin başındaki bir liderdi. Ortadoğu devletlerinin her biriyle iyi ilişkiler kurma gayretindeydi.


Ortadoğu niye kaynıyor?

- Kurulu düzenin kırılması. Gelişmenin normal trendlerin, eğilimlerinin dışına çıkması, standart sapmaların ötesinde bir kaosa dönüşen köklenme var. Ortadoğu’nun son yüzyılı budur. Hemen hemen 4 asırlık bir Osmanlı hakimiyeti vardı. Yavuz Sultan Selim fütuhatı başladığı zaman Çukurova Bölgesi hatta bugünkü Güneydoğu Anadolu Bölgesi tam anlamıyla elimizde değildi

- Haritalar değişir. Ama ne kadar değişir? Onu tayin edecek birtakım unsurlar vardır.

- Suudiler ayrı bir kabile. Son derece püriten diyebileceğimiz. Bugünkü Arabistan’a 1. Harp’ten sonra Suudi hanedanı hakim oldu. Faysal soyu gitti ve Suudiler yönetmeye başladılar.

- 1950’lere kadar İran petrolleri de çok şey getirmiyordu. 20. yüzyıl başında sanayinin büyümesiyle açığa çıktı. Çok aranan bir malzeme değildi. 1950’lerden sonra bir patlamaya geçti. O patlamalardan sonra biz de isteriz diye ağlamalar başladı.

- Bu bölgeye huzur gelmez. Petrol biter su sorunu çıkar. Su çok önemli.

- Oradaki terör artık dünyanın ortak problemdir.

- Ortadoğu Türkmenleri bizim kültürel korumamız altındadır. Bizim moral borcumuzdur, yükümlülüğümüzdür. Kırım Türkleri, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan Türkleri, Kıbrıs malum. Bunlara karşı Türkiye’nin kültürel borcu vardır.

- Ortadoğu’daki kavganın amacı mezhep değildir. Petrol fiyatlarından kapışacaklar. Suudi Arabistan ile İran. İran ile başka bir Arap devleti ilk kez kapışmıyor ki.

- Amerika’nın petrol konusunda pazarlama yöntemleri olabilir. Çok organize bir devlet. Ama her istediğini de yapamaz.


BOP, İran, İsrail?

- Büyük Ortadoğu Projesi’nin nereleri kapsadığını, ne hakkında konuşanlardan ne de Amerikalıların kendinden duymadım. Ortadoğu tarif ediyorlar hâlâ ama o Ortadoğu’nun sınırları çizilmiş vaziyette değil.

- İran’ın kendine göre çıktıları vardır. Avrupa ile bağları çok zayıf. Bu yüzden kendine göre hayalleri olan bir memlekettir. Sanayici bir ülke değildir.

- Ambargonun kalkması mevcut potansiyelini patlatacak. İlk önce uçak ısmarlıyor. Çünkü bunaldı. Memleketin içinde uçaksız seyahat etmek mümkün değil.

- Britanya’nın Filistin yönetimi çok iyi değildir. Maalesef kendi idari ve ustalık imajını Ortadoğu ülkelerinde, en başta Osmanlı İmparatorluğu’nun mütareke dönemi dahil olmak üzere çok fena heder etti. Türkiye’de çok beceriksizdi. Olur olmaz unsurları kullandı yardımcı kuvvet olarak. .

- İsrail’in talihsizliğinde, dış politikadan çok, iç politika vardır.


Osmanlı’da Türklük

- Osmanlı imparatorluğunda Türklük her zaman var olan bir şeydi. Şimdi deniliyor ki o Osmanlı, biz Türk’üz. Bu yanlış. Çünkü Osmanlı bir kimlik adıdır. Osmanlıyız diye çıktığı zaman Osmanlılar, tıpkı İranlıyız gibi bir şey. Kimse, İranlıyız diye Türklüğünü, Farslığını, Kürtlüğünü inkâr etmez. Osmanlı dediğimiz 19. yüzyılda bilhassa bir kimlik. Türklük her zaman için vardır. Osmanlıydı, Türk’tü çok lüzumsuz, suni bir kavgadır. Kimlik bunalımı siyaset bilimcilerin bize getirdiği budalaca laflar. Bugün şayet bir kimlik savaşı varsa demek ki içimizde savaş için mevcut unsurlar var.

- Dünyaya bakış açımızda göçebelerin dengesi, ihtiyatı ve tedbirliliği olduğunu hiç zannetmiyorum. Asıl problemimiz biz köylülüğü bile kaybettik. Bizde kasaba insanı ne havadan, ne sudan, ne terbiyeden anlar. Ama her şeyi biliyor. Bir diploma verirler tamam olur o.


Türkiye-Rusya krizi

- Bunlar kavga ettikleri takdirde alkışlarlar. İran Rusya’yı alkışlar, Çin Rusya’yı alkışlar. Batı’da kimlerin kimi alkışladığı belli değil. Amerikalılar birini başından salmak istediğinde ya da tutmak istediğinde “Okey, I’ll see you - Görüşürüz” derler. Ben buna I’ll see you politikası diyorum.


Mülteci sorunu

- 2.5 milyon Suriyelinin içinde bir sürü Kürt, Türkmen, Arap var. Deneyler gösteriyor ki okula giden çocuklar çok iyi okuyorlar. İntibak etmeye çalışıyorlar. Çalışanlar hiç de o kadar kötü işçi değiller. Bütün mesele bunları düzenlemekte. Yani böyle ”Git oradan pis Suriyeli” falan diye tempo tutup kovalamak sorun değil. Tabii bu endişe 2.5 milyon insanla ne yapacağız?

Özetin özeti: Ortadoğu kazanı kaynamaya devam edecek. Asıl önemli olan, onların ne yaptığı değil, bizim ne yapacağımız!..