Kaderimiz, kedere dönüştürülmemeli!

Dünyanın en güzel ve en stratejik coğrafyalarından birinde yaşıyoruz ama bu durumun farkında bile değiliz.

Bu yüzden de bu coğrafyada yaşıyor olmak, “kader”den “keder”e dönüşüyor!..

Tarih desen yine öyle.

Onlarca medeniyete ev sahipliği yaptık.

Onca acılar, sevinçler yaşadık.

İnanılmaz bir birikime ve hafızaya sahibiz ancak ne yazık ki bunun da farkında değiliz!..

Her ders önemli ama sanki Coğrafya ve Tarih, yaşadığımız son felaketlerden anlıyoruz ki çok daha önemli!

Bu yüzden, keyfe keder dersler değil, hayati öneme sahip en kritik dersler olmalıdır!..

Tıpkı Biyoloji gibi!..

Her felaket sonrasında, bu derslerde kazandırılması gereken eksikliklere bir kez daha şahit oluyor ve kahroluyoruz!..

Bamya tarlaları

İzmir’deki bamya tarlaları konut tarlası oldu! Beton mezarlara dönüştü.

Tıpkı diğer tarım alanları, akarsu yatakları, heyelan bölgeleri gibi!

Olup bitenleri hep birlikte seyrettik.

Hatta bu dönüşümü sağlayanları alkışladık, bir daha, bir daha seçtik!..

Felaketler kaçınılmazdı, kaçamadık!

Her defasında olduğu gibi yine bilinçsiz yakalandık.

Bizi doğal afetler değil, ihmaller öldürüyor!

Coğrafya kaderdir ama keder olmamalı!

Tarih ve Coğrafya dersleri ise keyfi olamaz! Olmamalı.

Coğrafyamızı tanıyalım, olanları unutmayalım, doğaya saygı gösterelim, yağmalanmasına izin vermeyelim, felaketlere de ne olur artık kader demeyelim...

Sınav odaklı eğitimden vazgeçip yaşam için eğitim noktasına hâlâ gelemedik!

Bu yüzden de ne yaşadığımız coğrafyaya saygı duyup onu koruyup kolluyoruz ne de yaşadığımız toprakların bize sağladığı olağanüstü tarihi birikimi ciddiye alıyoruz!

MEB, YÖK, ÖSYM, Tarih, Coğrafya ve diğer derslere hak ettiği önemi vermediği ve bir yaşam biçimi haline getirmediği sürece, böylesi felaketleri daha çok yaşarız!

Ve bunun adı da kader değil, ihmalkârlık oldu. Vebali de yakar geçer!..

Hayat Bilgisi, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji dersleri hakkıyla yapılıyor olsaydı, pandemi süreci böylesine lakayt geçer miydi!..

Denetim ve yaptırım!

Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgür Eğilmez bu tür felaketlerin bizlerden sonraki kuşakların da kaderi olmaması için bugünden sonra yapılması gerekenler hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.

Ülkemizde, ilk yapılması gerekenin ‘Yetkin mühendislik’ müessesesinin bir an önce hayata geçirilmesi olduğunu söyledi ve “Tasarım, şantiye yönetimi ve denetim işlerinin yetkin mühendisler tarafından yapılmasının sağlanmasını” istedi.

Daha önceki büyük depremler öncesinde de benzeri görüşler dile getirilmişti.

Görünen o ki o günden bugüne zerre kadar değişiklik olmamış!..

Ve çok daha önemlisi denetim ve yaptırımlar.

Şu görüşün altına hangimiz imza atmayız ki:

“Türkiye’nin sorunlarının önde gelenlerinden biri de denetimsizlik ve yaptırım eksikliği. İster inşaat sektörü olsun ister başka bir iş kolu, yapılan hatalar büyük ölçüde cezasız kalmaktadır.

İnşaatı projesine uygun yapmayan yüklenici, denetleme sorumluluğunu yerine getirmeyen mühendis hangi yaptırımlarla karşılaşmaktadır? Bugüne kadar kaç yüklenici veya mühendis lisansını kaybetmiştir acaba? Gelişmiş ülkelerde bu tür hataların bedeli ağır olur. Size bir daha mühendislik yaptırmazlar.”

Biraz daha ileri gidelim; YÖK’e bu mühendisleri yetiştiren üniversitelerden hangisine hesap sorulduğunu, TMMOB’a da bu mühendislerin hâlâ nasıl mesleklerini yürütebildiklerini hatırlatalım. Siyasetçilere soru sormanın hiçbir yararı olmadığına ise her felaket sonrasında bir kez daha şahit oluyoruz!..

Özetin özeti: Şanlı tarihimizle, dünya güzeli coğrafyamızla, ülkemizle, milletimizle her şeyin çok daha fazlasını hak ediyoruz!..