Kafalar karmakarışık!

Pandemi dönemi herkesi bir şekilde etkiledi. Hayatımızı zorlaştırdı. Daha ne kadar devam edecek o da belli değil...

Öğrenci, veli, öğretmen olmak, her zaman zordu. Şimdi daha da içinden çıkılmaz hale geldi.

İşte o konulardan sadece birkaçı:

Yurt dışı eğitim!

Yurt dışında öğrenim görmek tam bir maceraya dönüştü!

YÖK, açıklama üzerine açıklama yapıyor.

Konu, çoktan yargıya intikal etti.

Denklik konusunda eskiden de sorun vardı ama şimdi iyice ayyuka çıktı.

Yurt dışı üniversite sevdanızın, maceraya dönüşmesini istemiyorsanız YÖK’e danışmadan kesinlikle adım atmayın deriz. Çünkü sonuçta alacağınız diplomayı onaylayacak olan onlar!..

İşte son açıklaması:

“YÖK tarafından tanınan yükseköğretim kurumları listesinde yer almayan kimi üniversitelerin genel ağ sayfalarında ve özellikle sosyal medyada ‘YÖK tarafından tanındıkları ve mezunlarına her halükârda denklik verileceği yönünde’ yanıltıcı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Mağduriyet yaşanmaması için sosyal medyada yer alan bu tür yanıltıcı bilgilere itibar edilmemesi hususu kamuoyuna duyurulur.”

Mutant virüs!

Türkiye genelinde artan vaka sayılarında mutant virüs etkisi konuşuluyor. Konya’da yeni vakaların yarısından fazlasının İngiltere mutantlı olduğu tespit edildi. Samsun’da mutantlı virüs vakası yüzde 90’ın üzerinde. Ama çok daha önemlisi, mutant virüsün gençler üzerinde çok daha etkili olmasıymış!

İlle de yüz yüzü eğitim ve yüz yüze sınav diyenler, umarız bu gelişmeleri ve bu yöndeki uyarıları dikkate alıyordur!..

Uzaktan eğitim?

MEB, önce “Salgın bitse de uzaktan eğitim kalıcı olacak” açıklaması yaptı. Yoğun tepki gelince, “Yüz yüze eğitimin yerini hiçbir şey tutmaz. Bugün olduğu gibi gelecekte de vazgeçilmezimizdir. Hibrit model, ihtiyaç halinde tamamlayıcı olacaktır” dedi. Dün de “Müfredatın yüzde 20’si uzaktan olacak” şeklinde farklı bir açılım getirerek, tartışmayı devam ettirdi...

Görünen o ki, uzaktan eğitim Ankara’da birilerinin hoşuna gitti ve ısrarla devam ettirilmek isteniyor. Gerekçelerine ve öğrencilere, öğretmenlere, özellikle de hazırlayanlara neler kazandırdığına bakmak gerekir!..

Kolejlere giriş?

Yanlışta ısrarcı olmaya bayılıyoruz. Örneğin, ilkokula başlayan her öğrenciyi, üniversite önüne yığıyor ve adeta umut tacirliği yapıyoruz. Bu yüzden de çok azı mutlu olurken, büyük bir çoğunluğu enkaza dönüşüyor. Aynı durum liselere giriş için de geçerli!

Sınavla öğrenci alan liselerin kontenjanları yüzde 10 civarında ama öğrencilerin neredeyse tümü, bu sınava ölesiye hazırlanıyor ve giriyor.

Peki, bu mücadelenin mantığını anlamak mümkün mü?

Evet demek mümkün değil.

Sınavla öğrenci alan özel Türk ve yabancı okullar, LGS ile öğrenci almaya karar vermiş! Yıllardır zaten öyle öğrenci alınıyor. Yeni olan tarafı ne?

Yanlış olan, yerleştirmenin, farklı zamanda, farklı şekillerde yapılması.

Doğru olan, üniversiteye girişte olduğu gibi ortak sınav ve ortak yerleştirmedir. Ama nedense, bu konuda da yanlışta ısrarı bir marifet biliyoruz!..

Aynı öğrenci, aynı sınav ama farklı yerleştirme ve kayıt maratonu.

Böylesi bir sistem, velilere eziyetin ötesinde ne işe yarıyor, ne olur biri açıklasın!..

Liselere ve üniversitelere giriş sistemi tümüyle değişmeli ve öğrencilerin yüzde 30-35’i böylesi bir yarışın içine girmeli. Diğerleri erken yönlendirmeyle hayata kazandırılmalıdır.

Bu durum, gelişmiş ülkelerin pek çoğunda böyle. Almanya’da, Amerika’da, Çin’de doğan her çocuk üniversite kapısına yığılmıyor, sınav ve dershanelerin kölesi haline gelmiyor!..

Üniversite eğitimi elbette çok önemli ve kapısı her çocuğumuza sonuna kadar açık olmalı.

Ancak bu konuda harcanan emekler ve masraflar da boşuna gitmemeli!..

Sınavlar yüzünden, çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor ve bunun ödülü, işsizlik olmamalıdır!

Bugün işsizler sıralamasının en tepesinde üniversite mezunları varsa ve büyük bir hüsran yaşanıyorsa, bu durumun analizi çok iyi yapılmalıdır.

Gençlerimiz, diploma değil iş istiyor. Bu asla unutulmamalıdır!..

Lise çeşitliliği?

Eğitim sistemimizde köklü değişiklikler gerekiyor. 4+4+4 de bunlardan biri. 8 yıllık kesintisiz eğitim gibi bu da tutmadı. İnatla devam ettirmenin de kimseye bir yararı yok!

1, 2 yıllı okul öncesi eğitimden sonra 5 yıllık ilkokul, 3 yıllık bir yönlendirme ortaokulu ve 4 yıllık çok programlı liseler eminiz ki, bugünkünden çok daha verimli ve yararlı olacaktır.

Mesleki eğitime dayalı ve üretim odaklı liseler yüzde 65 civarında olmalı ve meslek yelpazesi, geleceği de göz önünde bulundurarak olabildiğince genişletilmelidir...

Özetin özeti: Eğitimin öncelikli hedefi üniversite değil, farklı alanlarda yetkinlikleri ve işi olan mutlu gençler yetiştirmek olmalıdır!..