MEB + YÖK + ÖSYM = ?..

Eğitimle ilişkili olup da kırgın, kızgın, bitkin, tedirgin ve en önemlisi de demoralize olmayan yok gibi. Belirsizlikler ve son dakika açıklamaları, zaten dibe vurmuş olan moral ve motivasyonlarını hepten yok ediyor. Veli, öğretmen ve öğrenci gözüyle bakıldığında MEB, YÖK ve ÖSYM’nin karnesi hiç parlak değil! Daha da vahim olanı, bunun zerre kadar sorgulanıyor olmaması.

Türkiye Cumhuriyeti bütçesinde en büyük pay sürekli eğitime ayırılıyor. Aileler de kazançlarının en önemli bir bölümünü yine eğitime harcıyor. Memnun olanı ise ara ki bulasınız...

Öğretmenler yorgun

Hemen her gün yüzlerce hatta binlerce mesaj geliyor ve hemen hepsi de birbirinin aynı.

Yorgunluk, bezginlik, hayal kırıklıkları diz boyu:

“Özel okulda bir branş öğretmeniyim. Pandeminin başından beri bilfiil, ara vermeden uzaktan eğitim verdik ve neredeyse katılım yüzde 100’dü. Şimdi bir de telafi eğitimi olacağını açıkladılar.

Gerçekten hakkıyla yapılacaksa evet yapılsın ama biz neyin telafisini yapacağız? En azından internetin olmadığı, katılımın az olduğu yerler analiz edilip o bölgelerde telafi eğitimi yapılsa...

Hiç konuşulmayan bir şey var; biz öğretmenlerin psikolojik yorgunluğu... Öğrencilerimiz de bizler de çok yorgunuz. İl dışında yaşayan ailelerimizi neredeyse bir yıldan beri görmüyoruz ve bizim de biraz dinlenmeye ihtiyacımız var.”

Telafi eğitim neden gerekli?

Bakan Selçuk’un Kurucu Başkanı olduğu TED’in düşünce kuruluşu TEDMEM, pandemi dönemi ve sonrasına yönelik çok kapsamlı bir rapor yayımladı!

Enteresan olan, Bakan Bey’in kendi kurduğu düşünce kuruluşu bile yaptıklarını onaylamıyor, yeterli bulmuyor.

“Türkiye’nin Telafi Eğitimi Yol Haritası”nda çok çarpıcı tespitler ve öneriler var!

Görünen tablo, Bakan Selçuk’un anlattıklarından çok farklı!

Örneğin, telafi eğitim olmazsa ne olur sorusunun cevabı çok dramatik:

Öğrenmenin sürekliliği sağlanamaz ve öğrenme kayıpları artar.

Öğrenme yoksulluğu artar.

Öğrencilerin iyi olma hallerinin sağlanması zorlaşır.

Okul terkleri artar.

Öğrenciler arasındaki mevcut öğrenme farkları artar.

Çocuk işçiliği artar.

Çocuk evlilikleri ve erken yaşta gebelik riski artar.

Ekonomik kayıplar artar.

Toplumsal ve küresel eşitsizlikler derinleşir.

Yapılmazsa  ne olur?

Çocukları-mızın okuldan uzakta kalmalarının sonucunda oluşan kayıpların telafi edilebilmesi hepimizin sorumluluğundadır ve çok boyutlu bir planlama gerektirmektedir. Peki, bu konuda neler yapılması gerekiyor? İşte onun cevabı:

Hiçbir öğrenci olması gereken düzeyin gerisinde bırakılmamalıdır.

Öğretmenler her koşulda desteklenmelidir.

Telafi sürecinin hayata geçirilmesi, öğretmenlerin ve öğrencilerin bireysel çabasına bırakılmamalıdır.

Öğrencilerin öğrenmeye etkin bir şekilde katılabilmeleri için sosyal ve duygusal iyi olma halleri önceliklendirilmelidir.

Her bir öğrencinin öğrenme kayıpları ve eksikliklerini tespit etmeye kaynaklık edecek geçerli, güvenilir ve aynı zamanda süreç odaklı bir ölçme değerlendirme yaklaşımı benimsenmelidir.

Karar alma süreçlerinde telafi programının genel çerçevesi ve temel prensipleri merkezi düzeyde belirlenmeli; uygulamada okulların ihtiyaçları esas alınmalıdır.

Yalnızca geriye dönük ve kayıp odaklı bir planlama değil, mevcut sınıf düzeyiyle uyumlu bir planlama yapılmalıdır.

Uzaktan eğitim sürecinde oluşan kayıpların telafisi uzaktan eğitimle giderilemez.

Çocuklarımızın bir an önce okula dönmesi ve öğrenme kayıplarının telafisi için toplumsal seferberlik başlatılmalıdır.

Tüm öğretmenler ivedilikle aşılanmalıdır.

Okula güvenli geri dönüş ve telafi süreçleri için bütçe planlaması yapılmalıdır.

Okullardaki ihtiyaç ve kaynak farklılıkları giderilmelidir.

Telafi programının genel çerçevesi ve temel prensipleri merkezi düzeyde belirlenmeli, içeriği ve süresi ise bölgeler, iller ve okulların ihtiyaçlarına göre uyarlanmalıdır.

Okul temelli olarak geliştirilecek odaklı telafi programı için okul süresi dışında ek zaman oluşturulmalıdır.

Peki, zamanlaması nasıl olmalı? İşte bu konu çok önemli! Doğru zaman, bu zaman değil. Öğrenci, öğretmen, veli çok yoruldu. Aşılama bitmedi. Pandemi henüz kontrol altına alınamadı. Günü kurtarmak için değil de koşullar oluştuğunda yapılanı en doğrusu olacaktır!..

Özetin özeti: Eğitim ciddi bir iştir! Sınavlar kadar keşke çocuklarımızın, öğretmen ve velilerimizin ruh sağlığını da düşünüyor olabilsek!..