Pazartesi, yeni bir başlangıç mı, yoksa?..

17 Mayıs Pazartesi, önemli bir gün.

Uzunca bir kapanmanın ardından yeni bir dönem başlıyor.

Pandemiyle mücadelede yeni bir milat!

Her şey dünden çok farklı mı olacak yoksa hayata kaldığımız yerden devam mı edeceğiz?

Dibe vuran vaka sayıları daha da azalacak mı yoksa yeniden tırmanışa mı geçecek?

En önemlisi de durumun ciddiyetini anladık mı?

Başta deprem olmak üzere daha önceki felaketleri yeterince ciddiye almadık. Ateş düştüğü yeri yakar misali, acıyı yaşayanlar yaşadı, uzaktakiler bir nebze üzülmenin ötesine geçemedi.

Virüs öyle değil!

Dünyanın neresinde olursanız olun, yediden yetmişe herkesi kapsama alanına aldı. Yani, ortak mücadele olmazsa olmazların başında geliyor.

Daha sağlıklı günler için doğru zaman şimdi değilse ne zaman?

Daha ne kadar eve kapanacağız, daha ne kadar korkuyla yaşayacağız, daha ne kadar Azrail’in kapımızı çalmasını bekleyeceğiz?

Didişmeyi bırakıp, gelin önce bu sorunun üstesinden gelelim.

Yaşam hakkından daha önemli olan ne var ki?..

Ders aldık mı?

Korona sadece bizi değil tüm dünyayı etkiledi.

Sadece öğrencilerin değil herkesin hayatını altüst etti.

Peki, bu kayıp yıllar telafi edilebilir ve her şey normale dönebilir mi?

Örneğin gelecek öğretim yılı için hangi önlemler alındı?

Pek çok ülke, eylül ayından itibaren anaokulundan üniversiteye, yüz yüze eğitime başlayacağını açıkladı. Bu çerçevede, öğretim kadrosu ve öğrenciler için aşı kampanyaları düzenlendi.

Peki, biz ne yapacağız?

Okullar tümüyle açılacak ve yüz yüze eğitime geçilecek mi?

Ek derslikler ve ek tuvaletler yapıldı mı?

Sınıf mevcutları ve koridorlar yeniden düzenlendi mi?

Pandemi dönemi devam ederse ne olacak? Biterse, hiçbir şey olmadığı gibi yola devam mı edilecek? Yoksa?..

Uzmanlar, içinde bulun-duğumuz yüzyıla “Pandemi Yüzyılı” diyor.

Yani Kovid-19’dan kurtulsak da diğerleri kapıda. Tıpkı depremler gibi!

Kısacası, onlarla yaşamayı öğreneceğiz.

Bu noktada en önemli soru şu:

Felaketlerden yeterince ders çıkartıp, gerekli önlemleri aldık mı?

Bu sorunun cevabını samimiyetle verip, kendimizle yüzleşmediğimiz sürece, doğru bir yol haritası çizmemiz mümkün değil. O olmadan da günü kurtarmanın ötesine geçemeyiz! Hiçbir şey olmamış gibi yola devam edemeyiz.

Deneme yanılmayla öğrenme yöntemi ilk çağlarda kaldı. Akıl ve bilimi referans almamız halinde, daha emin adımlarla geleceğe yürüyebiliriz. Bu da o kadar zor olmamalı!..

Psikolojik, sosyolojik ve fiziki sorunlar?

Pandemi belası, öyle ya da böyle, bir şekilde bitecek.

Peki ya sonrası?

Enkaza dönüşen moral değerler konusuna yeterince kafa yoruldu mu?

Obezite riski, fiziki bozukluklar, sosyolojik erozyon konularında gerekli tespitler ve yapılması gerekenler konusuna yeterince mesai harcandı mı?

Yoksa yine, her zaman olduğu gibi herkes başının çaresine baksın yöntemi mi uygulanacak?

Çok merak ediyorum, pandeminin etkileri ve sonrası konusunda kaç üniversitemizde, kaç bilimsel araştırma yapıldı ya da yapılıyor? Hangi konularda, hangi tespitlerde bulunuldu, neler önerilecek?

Eğer zerre kadar kafa yorulmadıysa, yuh olsun hepimize!..

Yeni YÖK, umarız bu konuda bir bilgilendirme yapar!..

Özetin özeti: Başkalarına ne öneriyorsak, başkalarından ne bekliyorsak, önce kendimiz yerine getirelim yeter. Lafla peynir gemisi yürümüyor!..