Yalandan kim ölmüş!

Abartıda sınır tanımıyoruz. Bazıları abartının da ötesine geçip yalan boyutuna vardı. Tümünün kasıtlı ve bilinçli olduğunu sanmıyoruz. Ama söylenenleri artık hiç kimse sorup sorgulamadığı için uçtukça uçuyoruz.

Eskiden politikacılar abartıyor denilirdi. Şimdi en masum onlar kaldı. Üfüren üfürene. Kimileri, bir anda yüz binlerce gence kodlama öğretiyor, kimileri de ayda 50 lira burs verip, “Gençlerin hayatını kurtardık” diyor.

Hep Türkiye’nin en iyisi, dünyanın en büyüğü, en güzeli, en rakipsiz olanıyız.

Abarttıkça sözlerimizin, ürünlerimizin, yaptıklarımızın, iltifatlarımızın daha da değer kazandığını sanıyoruz. En büyük hatamız da hep bu oluyor.

Övgüde sınırsızız da eleştiride, öfkede, karalamada ölçülü müyüz?

Kesinlikle hayır.

Eleştirmeye, kötülemeye, karalamaya bir başladık mı, dur durak bilmiyoruz.

Daha cümlenin sonuna gelmeden ya göklere çıkartıyor ya da yerin dibine batırıyoruz.

Kutuplaşmanın en uç örneklerine, abartı ve karalama yarışında da fazlasıyla şahit oluyoruz.

Birileri bir şey söylüyorsa hiç sorgulamadan eleştiriyor ya da göklere çıkartıyoruz!

Oysa herkesin doğruları da var, yanlışları da. Her ürünün ya da projenin iyi yönleri de var eleştirilebilecek yönleri de. Ama biz ne yapıyoruz? Ya sadece doğruları ve artıları görüyoruz ya da eksileri ve kusurları!..

Her insanın binlerce farklı davranışı vardır! Pek çoğu iyi, birazı kötü ya da pek çoğu kötü, birazı iyi olabilir.

Doğru olan, iyilikler ile kötülükleri, çirkinlikler ile güzellikleri aynı kefeye koymamaktır. Yapılanlara baktığımızda, o anki birkaç davranışa ya da söyleme bakıp, işleri ya da insanları ya hepten kötü ilan ediyoruz ya da methiyelere boğuyoruz...

Önce insan!

Dünyanın neresinde olursak olalım, eğitimin birinci önceliği, evrensel değerler çerçevesinde doğru insan yetiştirmektir.

Nedir bu?

Nefret yerine sevgiyi, haksızlık yerine adaleti, doğayı yağmalamak yerine onu korumayı, savaş yerine barışı, israf yerine üretimi, biat yerine sorgulamayı, yalan yerine doğruyu, abartı yerine gerçeği arayan, bulan, içselleştiren nesiller yetiştirmek hem insanlık için hem de ülkeler için en büyük kazançtır.

Değerler eğitimini ve yetkinlik kazandırmayı bir kenara itip, sınav odaklı bir eğitime yönlendirdiğinizde, ortaya çıkan sonuç tam bir felaket olabiliyor.

Dünyanın fokur fokur kaynaması biraz da bu yüzden!..

“Başkaları bizi ilgilendirmez, biz kendimize bakalım” söylemi, dışarıdan bakıldığında doğru gibi gözükse de küresel bir köye dönüşen dünyamızda herkes herkesi etkiliyor. Bu yüzden, yeni bir dünya düzeni kurulurken, ortak değerlerin yeniden gözden geçirilip, öncelik kazanması çok önemli!

Değerler eğitimi?

Pandemi döneminde, uzaktan eğitimde de gördük ki değişen hiçbir şey yok. Yine herkes sınavların peşinde. Okul riskli diyenler, dershanelerde tıkış tıkış sınıflarda her gün eğitim görüyor!

Keşke, tam da kendimizle yüzleştiğimiz bu dönemde, değerler eğitimine çok daha fazla önem verebilseydik. Çocuklarımıza, önce doğruyu, yanlışı, ülke sevdasını, üretimin yüceliğini, abartının, yalanın ve doğayı hoyratça yağmalamanın yarattığı tahribatı, kin ve nefretin insanı nasıl yiyip bitirdiğini, sevginin ise nasıl yücelttiğini onlara anlatabilseydik ama yanından bile geçemiyoruz!..

Özetin özeti: Mevcut eğitim sisteminden eğer hepimiz rahatsızsak, demek ki doğru olan bu değil! Nasıl olacağına gelince, işte o noktada, referansımız evrensel değerler olmalıdır!..